Kırım’dan koparılıp Türkistan’ın çeşitli yerlerine sürülen Türklerin, yeniden toparlanması uzun zaman aldı. Yavaş yavaş kıpırdanmaya başlayan Kırım Milli Hareketi’nin esas doğuşu ise Sovyetler’in meşhur 20. Kongre’sinden sonra oldu. Kruşçev bu kongrede Stalin’i ve yaptıklarını reddederek bir arınma (De-Stalinizasyon) başlatmıştı.

 

Kırım Milli Hareketi’nin en önde giden ismi ise sürgünden 6 ay önce dünyaya gelen Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’ydu. Veyahut Türkiye’de daha çok bilinen şekliyle söylersek, Mustafa Cemiloğlu.

 

Anavatanına dönmeyi ve burada yeniden bir milli muhtariyet kurmayı isteyen Cemiloğlu, bu uğurda Sovyetlerle savaşa tutuştu. Fakat bu savaş silahla değil sivil yöntemlerle yapılıyordu.

 

Kırım Tatarları; bildiri yazıyorlar, protesto ediyorlar, sivil itaatsizlik başlatıyorlar ve Sovyetlerin içinde veya dışında kimi bulurlarsa haklı davalarını anlatıyorlardı.

 

Bu işin lideri Cemiloğlu’nun Sovyetlerin radarına girmesi uzun sürmedi. Cemiloğlu, peş peşe tutuklanmaya başladı.

 

Bundan sonrasını Mustafa Aga’nın anlatımlarıyla paralel okuyalım.

 

“1974 senesinde yine, üçüncü kere yakaladılar ve bir yıl müddetle Sibirya’daki ağır çalışma kampına yolladılar. Serbestliğime üç gün kala yine bana bir dava açtılar ve müddetimi uzattılar. Güya kamptaki mahpuslar arasında Sovyetlere karşı propaganda yapmışım, kamptan arkadaşlarıma ve akrabalarıma yazdığım mektuplarda Sovyetlerin siyasetini lekelemişim ve buna benzer suçlamalar.” 

 

Göstermelik bir yargılama süreci başlatıldı. “Ayı” avını yemeye karar vermişti sadece bahane arıyordu.

 

Cemiloğlu bu haksızlık üzerine derhâl “açlık grevi” başlattı. Bu grev, tam 303 gün sürerek Dünya tarihinde hâlen kırılamamış bir rekordur.

 

“Burada, nasıl olup da o kadar açlık grevi geçirmek ve ölmemek mümkün mü gibi sorular doğabilir. Sovyet hapishanelerinde açlık grevi şartları böyleydi: insan ağzına hiç yemek almıyor, ama mahpus ölüm haline yakınlaştığı zaman mahkeme gardiyanları onun ellerine kelepçe takıp ağzını zorla açıp lastik boru sokarlar ve böylelikle karnına açlıktan ölmesin diye gıdalı akar madde dökerler veyahut kan damarlarına iğneyle glikoz enjeksiyonu yaparlar.”

 

Anlaşılan bu rekorda haftanın iki veya üç günü gelerek Cemiloğlu’na zorla hortumdan yemek veren Rusların “katkıları” da yadsınamaz.

 

1960’ların sonundan itibaren Dünyaca tanınan bir insan hakları aktivisti haline gelen Cemiloğlu’nun bu tutukluluğundan herkes haberdar oldu. Çok geçmeden Cemiloğlu’nun açlık grevine başladığı haberi de geldi.

 

“İşte o zaman, yani 303 günlük açlık grevi zamanında, Andrey Saharov, Petro Grigorenko ve diğer meşhur insanlar benim serbestliğimi talep ederek Dünya kamuoyuna, Birleşik Milletler Teşkilatı’na müracaatlar ve protestolar yazdıkları için benim ismim ve Kırım Türklerinin problemleri geniş dünya cemaatına belli olmuştu.”

 

Bu haber iki yerde şok etkisi yarattı: Batı Dünyası ve o dönem tek bağımsız Türk devleti olan Türkiye.

 

Batı Sovyetleri protesto ederken, Türkiye çekingen davranıyordu.

 

Bu aptalca hareketsizlik, Türk milliyetçilerini harekete geçirdi. Başını Alparslan Türkeş’in çektiği “Bozkurtlar” yürüyüşler düzenliyor, konuşmalar yapıyor, metinler yazıyorlardı. Sesleri belki Ankara’dan işitilmiyordu ama Moskova’dan gayet net duyuluyordu.

 

Demir Perde’nin çekili olduğu o yıllarda, “perdenin gerisindekilerden” haber almak çok zordu. Bu durum gerek Cemiloğlu’nun gerekse de Türkiye’deki ülkücülerin yaptığı eylemleri bir kat daha değerli kılıyordu. Çünkü birbirlerini görmüyor, duymuyorlardı. Fakat onlar aynı ananın ayrı düşmüş çocuklarıydı ve birbirlerini hakikaten seviyorlardı.

 

Demir Perde yüzünden kesilen iletişim, trajikomik bir olaya sebebiyet verdi. 1976’nın başlarında Türkiye’de Kırımoğlu’nun şehid olduğu şayiası yayılmaya başlandı.

 

 

Önceleri pek inanılmasa da, açlık grevinin süresinin gittikçe uzaması (ölüm haberi ilk duyulduğunda 200 günü geçmişti) insanları bu söylentiye inandırdı.

 

Ve… Türkiye’de kıyamet koptu.

 

Milliyetçi camianın tamamı neredeyse açlık grevinin ilk gününden itibaren Cemiloğlu’nu takip ediyordu. Şimdi, şehadet haberi gelmişti. 1976 Şubat’ından Nisan’ına dek neredeyse tüm milliyetçi dergiler Cemiloğlu kapağıyla çıktı.

 

 

“Cemiloğlu sagusu” yazıldı. Yine Cemiloğlu’nun mücadelesini anlatan bir tiyatro temsili kaleme alındı. Ülkücüler yurdun dört bir yanında yürüyüşler yaptılar. Nihayetinde “şehid” Cemiloğlu için gıyabi cenaze namazları kılındı. Mevlid okutuldu. Protestolar, gösteriler, şikâyetler birbirini kovaladı.

 

“Yıllar geçtikten sonra, o zamanlar Türkiye’de de beni kurtarmak için yürüyüşler, yayınlar ve diğer hareketler yapıldığını ve bu hareketlerde, Türkiye’deki Kırım Türklerinin aktif iştirak ettiklerini öğrendim.”

 

Bu tepki dalgası sonucunda Sovyetler, Cemiloğlu’nun “yaşadığını ve mahkemeye çıkacağını” açıklamak zorunda kaldı. Sovyetlere yine de inanılmasa da, Cemiloğlu’nun yaşama ihtimali Bozkurtlara iyi geldi.

 

Çok sürmeden Rusya’dan gelen güzel haberler arttı ve Cemiloğlu’nun ölmediği kesinleşti. Fakat 90’ların başına kadar “kanlı-canlı” göremedikleri için birçok ülkücünün hatırında Cemiloğlu “şehid” diye kalmıştı. Türkiye’de olmasa da, Batı memleketlerinde Cemiloğlu’yla karşılaşan birçok Türk milliyetçisi önce çok şaşırdı, sonra çok sevindi.

 

Cemiloğlu’nun itiraz ettiği mahkemenin sonucu ise Rusların “uluslararası kamuoyunu” çok da önemsemediklerinin resmi gibiydi.

 

“Açlık grevine ve dünyanın çeşitli yerlerinden protestolar yağmasına bakmadan Omsk şehrinde yargıladılar ve iki buçuk yıl ağır çalışma kampına hüküm ettiler. (…) Mahkumiyeti geçirmek için Çin sınırına yakın olan Primorski adlı bir ağır çalışma kampına yolladılar.” 

 

 

Mustafa Aga -Allah sağlıklı bir ömür versin- bugün halen hayattadır. Uğruna “öldüğü ve dirildiği” Kırım ise yine Rus’un işgali altında.

 

 

Kırım Dosyası kapsamında, artık “nostaljik” sayılan, bir Turancılık hikâyesi paylaşmak istedim. Bugünle mukayesesini sizlerin ferasetine bırakıyorum. Aynı anadan doğdumuz, ayrı düştüğümüz tüm soydaşlarımıza en içten muhabbetlerimi iletiyorum.

 

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Fırat Kazganoğlu

Meçhul bir zamanda doğdu. Muammaya müptela. Türkçü. Yazar.

You may also like