KIRIM-TATAR SÜRGÜNÜ VE KIRIM’IN İLHAKI SIRASINDA RUSYA’NIN TUTUMU

Giriş;

18 Mayıs 1944 Tarihinde SSCB, eşi benzeri az görülmüş vahşette bir olaya imza atarak Kırım-Tatar’larını sürgün etmiştir. 18 Mart 2014 Tarihine gelindiğinde ise SSCB’nin varisi olan Rusya Federasyonu, hukuksuz bir şekilde Kırım’ı ilhak etmiştir. Bu yazımızda, bu iki menfur olayın sebeplerini ve fail Rusya’nın olaylar karşısındaki tutumunu inceleyeceğiz.

KISIM 1: 18 MAYIS 1944

Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan gelişmelerin kendisi yararına olacağını düşünen Kırım, çok geçmeden Bolşeviklerin çarlıktan farklı olmadığını anlamıştır. 1921-1941 Yılları arasında Kırım halkı, SSCB tarafından yönetilmiştir. Bu süreç öncesinde ve sonrasında ise her zaman kırımlılar tehdit unsuru olarak algılanmıştır. 1860, 1861 ve 1862 yıllarında yapılan yerleştirme ve topraklandırma politikalarında dahi Hristiyan göçmenlere toprak verilirken Kırım Tatarlarının %72’si topraksız bırakılmıştır.[1] 1921-1941 Yılların arasında Kırım nüfusunun yarısı imha edilmiş, Yazı, din ve diğer ana haklarına ise Bolşevikler tarafından gölge düşürülmüştür. Bu olaylar neticesinde ise Kırım halkı Bolşevik yönetimini ve SSCB önderliğini reddetmek istese de kıtlığa ve hak ihlaline maruz bırakılmıştır. [2]

İkinci Dünya Savaşı devam ederken, Hitler; SSCB’yi en büyük tehdit olarak görmüş ve Bolşevizmin en büyük düşmanları olduğunu da dile getirmiştir. Hitler,  1941 yılının Ekim ayında Perekop üzerinde Kırım’a ulaşmış ve Simferepol’e girmiştir. SSCB ordusu bölgeden kaçarken fabrikaları, tahıl depolarını, hayvanları ve Alman ordusunun işine yarayabilecek canlı-cansız her şeyi tahrip ederek kullanılamaz hale getirmiştir. Sovyetlerin bu hareketi bir gün dönebilirlerse daha büyük kayıplar verdirerek Tatarları zarara uğratacağının habercisi olmuştur.[3] Almanlar, savaş anlayışları gereği kazandıkları topraklarda üç gün boyunca her şeyi yapmakta serbest olmuşlardır. Bu durum Kırım halkını taciz, tecavüz ve yağma konusunda endişelendirmiş olsa da Naziler herhangi bir ahlaka mugayır saldırıda bulunmamışlardır.[4] Naziler Kırımda bulundukları süre zarfında her ne kadar bu bölgeyi adeta bir kaleye çevirmiş ve çekilmemek konusunda ısrarcı olmuşsa da savaşın son dönemlerinde geri çekilmeler başlamıştır. Almanların geri çekilmeleri ülke içi siyasetinde yankı bulmuştur, Adolf Hitler; Kırım’a sahip olmanın Karadeniz’e sahip olmak olduğunu düşündüğü için geri çekilmek istememiştir. Bunun için de A Grubu Ordular Başkomutanı’na askeri ve sivil bütün yönetimleri kontrol ve komuta etme yetkisi vermiştir. Bu yetkiler 17. Ordu’ya devredilmiş ve direnişleri sonucunda Kırım öngörülenden daha geç bir tarihte Rusların eline geçmiştir. 15 Nisan’da Kefe ve Akmescid şehirleri terk edilmiştir. 18 Mayıs 1944 Tarihinde ise tarihin utanç taşlarından birisi olan Kırım-Tatar sürgünü yaşanmış ve binlerce Tatar bu sürgün sırasında hayatını kaybetmiştir. Stalin’in emri ile NKVD’nin boy gösterdiği sürgünün gerekçesi ise Kırım-Tatarları’nın, SSCB’ye ihanet ederek Nazi Almanya’sına destek verdiği olmuştur. Halbuki Kırım halkının çok küçük bir kısmı bu paydada bulunmuştur. Geriye kalan halkın büyük bir çoğunluğu cephede SSCB adına savaşmış hatta madalya ve nişan ile ödüllendirilmiştir. Stalin’in emri ile yapılan bu ahlak dışı sürgünün asıl gerekçesi ise Rusların Kırım’ı bir Rus yurdu olarak görmesi ve Kırım’ın Ruslaşmalarını istemesi olmuştur. Sürgün acı ve kan dondurucu bir gerçek olarak suratımıza çarparken Stalin niyetini belli etmeye devam etmek için Kırım’da bulunan yer isimlerini Rusçaya çevirmiş, Tatarlardan boşalan evlere Rusları yerleştirmiş, Kütüphanelere talimatlar göndererek Tatarca kitapları imha ettirmiştir.[5]

 

KISIM 2: 18 MART 2014

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği 1991 yılına gelindiğinde miadını doldurmuş ve yıkılmıştır. Yıkılan bu devlet sonrasında varisi olan Rusya Federasyonu kurulurken hüküm sürdüğü topraklarda da diğer milliyetlere sahip halklar devlet kurmuşlardır. Bu devletlerden en önemlilerinden biri de şüphesiz ki Ukrayna olmuştur. Tarihler 24 Ağustos 1991’i gösterdiğinde Ukrayna bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu tarihte Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı özerk bir devlet olduğu kabul edilmiştir. 1994 Yılında ise Budapeşte Memorandumu sonrası Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık ve Rusya Federasyonu gibi devletler Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü tanımış ve taahhüt etmişlerdir. 1997 Yılında Rusya ile Ukrayna arasında imzalanan anlaşma gereği Rusya’nın askeri varlığı Sivastopol’de ki varlığını uzatmıştır.[6]

Rusya’nın Kırım içerisindeki hak iddiaları SSCB yıkıldıktan sonra bitmiş gibi görünse de asla tam anlamıyla bir vazgeçiş olmamıştır. Kırım Tatarlarının sürgün edilerek yerine Rus halkının doldurulması, gelecek yıllarda yapılmış olan Ukrayna seçimlerini de etkilemiştir. Öyle ki 2000’li yılların başından itibaren Avrupa yanlısı bir politika izleyen Ukrayna’da 2010 Yılında yapılan seçimleri Rus yanlısı Viktor Yanukoviç kazanmış ve Ukrayna’nın çizgisini değiştirmek için yol aramıştır. Buna rağmen Ukrayna uzun süre çizgisini korumuş ve halk Rusya’yı, Ukrayna topraklarında bir otorite olarak görmek istemediği belirtmiştir. Bu kanıya vardığımız olaylar ise 2013-2014 yıllarında yaşanmıştır. ABD ile anlaşmak yerine Rusya ile Gümrük anlaşması imzalayan Vanukoviç halkın sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Sosyal medyanın da verdiği güç ile Ukraynalı gençler birleşmiş ve Kiev’in merkezinde bulunan Bağımsızlık Meydanı’na gelerek “Ukrayna Avrupa’dır” sloganları atmışlardır. 23 Kasım 2013 Tarihinde başlayan olaylar bir çığ gibi büyümüş ve bu durum neticesinde 28 Ocak 2014 Tarihinde Rus yanlısı Vanukoviç baskılara dayanamayarak istifa etmiştir. Vanukoviç ülkesini gizlice terk ettikten sonra parlamento yönetime el koymuş ve olaylar son bulmuştur. Halk Avrupa ile entegrasyon içerisinde olmak istemiştir. Bu çağrıya kulak veren Petro Poroşenko halkın taleplerini karşılayacağını belirterek Cumhurbaşkanı olmuştur.[7]

Bağımsız bir ülke olan Ukrayna’nın Avrupa yanlısı bir politika izlemesi ve Rusya tarafında sıcak karşılanmamıştır. Yeni karma hükümetin hukuksuz bir şekilde göreve başladığını ve iktidarın meşru olmadığını dile getiren Rusya, kendisinde Ukrayna’nın iç işlerine karışma haddini bularak beklenmedik bir şekilde Kırım’a askeri çıkartma yaparak fiilen işgal etme girişiminde bulunmuştur. Bu olay neticesinde kriz ülke içi bir meseleyken uluslararası arenaya taşınmıştır. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Ukrayna olmak üzere birçok otorite Rusya’nın bu eylemine sessiz kalmayarak tepki göstermiş olsa da, Rusya söylenenleri kulak ardı ederek Kırım’da referandum yapılmasına olanak sağlamıştır. Bu referandum neticesinde ise Kırım’ın ilhakı gerçekleşmiştir.[8]

Rusya, İlhak sonrası Kırım Tatarlarına destek vererek Kırım’ın bağımsızlığını savunduğunu iddia etmiştir. Bir kararname çıkartan Rusya, Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüşünü kabul ettiğini, toplumun entegre edilmesinin desteklendiğini belirtmiştir. KTMM Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatarlarının manevi lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu; Bu kararnamenin büyük bir adım olduğunu ancak bu olumlu tutumun asla Tatarların referanduma ve ilhaka bakışını değiştirmeyeceğini, referandumun yasadışı olduğunu ve boykota devam edileceğini belirtmiştir.[9]

Rusya, olumlu gibi gözüken adımlarını attıktan sonra gerçek yüzünü göstermekte gecikmemiştir. Türklerin durumunun iyileşeceğinin habercisi olan kararname ve vaatlerinin içinin boş olduğu çok geçmeden ayan olmuştur. Baskıcı ve saldırgan bir dış siyaset izleyen Rusya bu durumu Kırım içinde de gözler önüne sermiştir. Öncelikle KTMM çevresinde kümelenen halkı itibarsızlaştırma çabalarına girişen Rusya, kendisine bağlı olan ve muhalif düşünceden uzak kalan bir Kırım yaratmayı hedeflemiştir. Resmi ilk adımlar ise referanduma katılmayan, Kırım’ı Ukrayna’nın bir parçası olarak gören Tatarların fişlenmesiyle atılmıştır. Bu adımları ise Türklerin medreselerine ve evlerine korkutmak amacıyla yapılan baskınlar takip etmiştir. Kırım Tatarlarının mihenk taşlarından olan İsmail Gaspıralı’nın adını taşıyan Tatar Milli Kütüphanesi kapatılmıştır. Sonrasında ise Kırım Tatar Milli Meclisi silahlı Federal Güvenlik Servisi (FSB) elemanları tarafından basılarak Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun özel eşyalarına el konulmuştur. 17 Eylül 2014 Tarihinde 10 yılı aşkın süredir Kırım Tatar Milli Meclisi olarak kullanılan binaya el konulmuştur. Binanın sahibi olan Kırım Vakfı’nın tüm banka hesaplarına el konulmuştur. Rusya bununla da yetinmeyerek KTMM adında bir kuruluşu tanımadığını, ilhakı kabul etmeyenlerin hapse gönderileceğini ya da sürgün edileceğini kendi getirdiği meşru olmayan Başbakan Sergey Aksyonov aracılığıyla bildirmiştir. Moskova’nın Kırımda bulunan bir diğer kuklası başsavcı Natalya Poklonskaya ise Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını reddeden ve bu doğrultuda fikir belirten herkesin cezalandırılacağını belirtmiştir.[10]

Rusya Kırım içerisinde izlediği saldırgan politikalarının meyvesini almış ve KTMM’yi bir sivil toplum örgütü gibi göstererek, bu örgütün kitlesel iletişim araçlarının, toplu etkinlikte bulunmalarının, program ve faaliyette bulunmalarının ve propaganda yapmalarının yasak olduğunu belirtmiştir. Böylece KTMM’nin faaliyetleri Rusya ve Kırım’da yasaklanmıştır. Bu kararı kabul etmeyen Kırım Meclisi temyiz dilekçesi vermiş olsa da Rusya Yüksek Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve 29 Eylül 2016 Tarihinde Kırım Tatar Milli Meclisi yasağı onaylanmıştır ve böylelikle Kırım halkı bir kez daha Rus mezalimi altında, totaliter ve baskı unsuru olan Moskova rejiminin anayasal hak ihlalleri karşısında kalmıştır.[11]

 

SONUÇ

Rusya, Karadeniz’de ki etkisini arttırmak için Kırım’ı her zaman çıkar nokta olarak görmüş ve bu topraklarda her vakit hak iddia etmiştir. Baskı ve totaliter rejimin emsali görünmemiş örneği olan Rusya her fırsatta bu bölgede etkisini arttırmak amacıyla kanun dışı ve hukuksuz işlemlerde bulunarak Kırım Tatar’larına zarar vermiştir. 1944 olaylarında Anahtar sözcükler Stalin ve NKVD olurken, 2014 yılında Putin ve FSB olmuştur. Tarih, kişiler ve örgütler değişse de Rus mezalimi değişmemiştir. Kırımlıların ve bilhassa Tatar Türklerinin bölgedeki etkisi azaltılmak için her yol denenmiş, dil asimilasyonu, hürriyet kısıtlaması ve sürgün çalışmaları yapılmıştır. Kırım topraklarına her gelişinde ve çıkışında izleri uzun yıllar silinmeyecek olan hasarlar bıkana Rusya, vicdana sığmayan tutumları ile bugün dahi Kırım’da hak iddia etmektedir. Kırımlılar yaptıkları anlaşmaların, verilen sözlerin karşılığını hiçbir zaman alamamış ve Rus kanadından yalnızca saldırganlık görmüştür. Rusya’nın bu tutumunu en iyi özetleyen ise Rusya ile uzun yıllar savaşan Cevher Dudayev’in “Rusya ile yapılan anlaşmanın süresi mürekkep kuruyana kadardır ve Ruslarla yapılan anlaşmanın hükmü suya yazılan yazı gibidir!” sözleri olmuştur. Bu sebeple Rusya, Kırım’dan elini çekmediği sürece bizler de Kırım’ın sesi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Gaspıralı’nın yaktığı ateşi harlamaktan ve Kırımoğlu’nun uzattığı eli tutmaktan hiçbir vakit geri durmayacağız.

Gök girsin, kızıl çıksın!

KAYNAKÇA

  • Balacan, Sinan. “2014 Rusya-Ukrayna Krizi: Kırım’ın Bölgesel Önemi, Kırım Halkının ve Bölgedeki Kırım Türklerinin Mevcut Durumu”. Yüksek Lisans Tezi. Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021
  • Güzay, Aybüke. “Kırım’da Alman İşgali ve Kırım Tatarları”. Doktora Tezi. Ege Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021
  • Sarıkaya, Gül. “Rusya’nın Kırım’ı İlhakından Sonra Kırım Tatar Milli Meclisi ve Kırım Tatar Türklerine Yönelik Baskılar”. Karadeniz Araştırmaları Dergisi, C.14, S.55 (2017): 85.100

[1] Aybüke GÜZAY “Kırım’da Alman İşgali ve Kırım Tatarları” (İzmir: Doktora Tezi, Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021), s.58.

[2] A.g.t, s.59-60.

[3] A.g.t, s.158.

[4] A.g.t, s. 159-160.

[5] A.g.t, s.211-219

[6] Sinan BALACAN “2014 Rusya-Ukrayna Krizi: Kırım’ın Bölgesel Önemi, Kırım Halkının ve Bölgedeki Kırım Türklerinin Mevcut Durumu” (Bandırma: Yüksek Lisans Tezi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2021), s.18-21.

[7] A.g.t, s.21-28.

[8] A.g.t, s.29-30.

[9] Gül SARIKAYA, “Rusya’nın Kırım’ı İlhakında Sonra Kırım Tatar Milli Meclisi ve Kırım Tatar Türklerine Yönelik Baskılar” Karadeniz Araştırmaları Merkezi, C.14, S.55 (2017) s.91-92,

[10] A.g.m, s.93-95.

[11] A.g.m, s.96

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Cengiz Atay

Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu öğretmen. Tarih ile ilgilenir ve yazar.

Latest posts by Cengiz Atay (see all)

You may also like