İmparatorluk nazarında iki yer her zaman özel bir statüye sahip olmuştur: Mısır ve Kırım.

Uzun sahilleriyle Akdeniz’i, bereketli Nil Nehri’yle hem mağrip hem de maşrığın nehirlerini, geniş kara arazileriyle de Afrika kıtasını tutan Mısır’a özel bir önem verilmesi şaşırtıcı değildir.

Sahil ve limanlarıyla Karadeniz’i, nehir bağlantılarıyla bir taraftan Dinyeper, öteki taraftan Don Nehirlerini ve hatta Hazar’ı, oturduğu kara parçasıyla da derin bozkır arazilerini tutmayı sağlayan Kırım’ın da özel bir statüye sahip olması şaşırtıcı değildir. Tarihi önemi haiz Deşt-i Kıpçak’ın bu kilit noktası, Mısır’ın aksine, Türklerin yerleştiği çok daha eski bir yurttur.

İmparatorluğun “gerileme” diye isimlendirilen dönemini 1774’le açmak adeta bir gelenektir. Ve doğrudur. 1774 sadece imparatorluğun değil “Türk stratejisinin de” çöküşünün başlangıç tarihidir.

Bugün imparatorluk nasıl cumhuriyet hüviyetiyle ama çok daha mütevazı bir şekilde yaşıyorsa, stratejik düşüncemiz de aynı hüviyetin altında aynı tevazuuyla bizlere bakıyor. Ama biz çoğu zaman ona yüz vermiyoruz.

Hâlbuki “elimizin altında” ne kıymetler saklıdır. İşte bu “kıymetlerden” birisi, bu dosyanın da konusunu teşkil eden, Kırım’dır.

Tarihî yarımadada bulunan en eski topluluk olmaları münasebetiyle Kırım Türkleri, Kırım’ın hakiki sahibi konumundadır.

Rusların son üç asırda sürekli Kırım nüfusuna saldırmaları, hatta 1944’te, Kırım Türklerini “topluca” evlerinden atmaları münasebetiyle sayıları epey azalan Kırım Türkleri asla mücadeleden vazgeçmediler.

Bu azim sayesinde Kırım’a dönmeyi başardılar. Fakat bu uğurda ağır kayıplar verdiler, nüfusları çok düştü. Bugün Kırım’da Ruslar ve Ukrainlerden sonra üçüncü kalabalık topluluk konumundalar.

Tıpkı bizim imparatorluk dağılırken yaşadığımız “stratejik kıskaç” gibi, Kırım Türkleri de Rus işgaliyle benzer bir kıskacın içine girdiler. Onlar da, bizim gibi, mecburen hedef küçülttüler.

Bugün Kırım Türklerinin iki hedefi vardır: 1- Rus işgalini sonlandırmak. 2- Ukrayna Devleti’ne bağlı fakat geniş haklara sahip bir Milli Muhtariyet kurmak.

Neden bağımsız olmak “istemediklerini” yukarıda açıkladım. Neden Rusya’ya değil de Ukrayna’ya bağlı olmak istiyorlar sorusunun cevabı da aslında yukarıda var. Daha ayrıntılı cevap isteyenler dosyanın herhangi bir yazısını açıp okuyabilirler.

Evlerinden atılan, topraklarından sürülen, mezarları yıkılan, tarlaları yakılan, evlâtları asılan “o topraklar bizimdi”.

Bugün işgal altında can çekişen o topraklar hâlâ bizimdir.

Türk stratejik düşüncesinin çöküşünün başlangıcı olarak Kırım’ın zayıflamasını almıştık. Bu çöküşe karşı çare bulma çabalarında da yine Kırım Türklerini hatırlamak zorundayız. Gaspıralı’dan Akçura’ya uzanan bir çizgide yetişen Kırım Türk’ü münevverler, Türkiye’nin yeniden toparlanmasında ciddi katkıları olmuş isimlerdir. Bu da Türkiye’nin “dışarıdan bakınca” daha büyük olduğu tezine sağlam bir kanıt olmasının yanında, Kırım Türkleri’nin bu “büyüklüğü” birçok Türkiye Türk’ünden daha iyi kıymetlendirdiğini gösterir. Tabii, “zor zamanda desteklemek” diyebileceğimiz kardeşlik hukuku bahsi ise lafını etmesek dahi, aklımızdadır.

Bizler, hepimiz, Gaspıralı’nın Tercüman’ının akisleri değil miyiz? Veyahut Numan Çelebi Cihan gibi milletimizin yaralarını sarmak için “ant etkenmen” diye haykırmıyor muyuz?

Aslında hem Kırım’ın bize etkisini hem de bizim şimdiki durumumuzu en iyi anlatan Akçura olmuştur. Onun “Üç Tarz-ı Siyaset’inden” çıkamadık henüz.

Zannediyoruz ki, biz içeride “tepişirken” Dünya dönmeyi durduruyor.

Kırım başta olmak üzere diğer tüm yurtlarımızdaki Türkler çekik gözlerini olabildiğince açarak Türkiye’ye bakıyorlar, bir şeyler görmek istiyorlar. (Yalnızca Türkiye’ye bakmıyorlar ve bunun için suçlanamazlar.)

Biz ise aksine “onlara” gözlerimizi kısarak bakıyoruz. Türkiye kendi coğrafyasında arkasını kollamadan yaşamak istiyorsa, Türk Dünyası’na daha çok sarılmalı, bize bakan gözlere aynı açıklıkla cevap vermelidir.

Niyetimiz, isteğimiz bu bakışın hem devlet hem de milletimiz nezdinde kabul görmesidir. Kırım Dosyası’nı bu amaca hizmet için hazırladık.

Emek eden herkese teşekkür ederken, başta Kırım Türkleri olmak üzere, Turan coğrafyasının birçok noktasından bizlerle temasa geçen tüm soydaşlarımızı selâmlıyoruz.

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Semih Ayna

1996'da doğdu.

Latest posts by Semih Ayna (see all)

You may also like