İlk olarak, 1 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan Çin virüsü, çok geçmeden bütün ülkeleri etkisi altına aldı. Dünya ülkelerinin, Çin virüsü salgınından korunmak için ilk refleksi sınırlarını kapatmak, sağlık ve tarım ürünlerinin ihracatına yasak getirmek olmuştur. Bu Çin virüsü salgını tüm dünya insanlığına, öncelikli ihtiyaçlarını hatırlattığı gibi güzel ülkemiz Türkiye’de ilk hastanın açıklandığı 11 Mart 2020 tarihinde, büyük illerimiz başta olmak üzere tüm illerimizde ki market reyonları boşaltılmıştır.  Her gün insanlarımız aç kalırım korkusuyla bilinçsiz bir şekilde ürün depolarken, gıda stoklarımızı tükettiğinin farkında değildir. Güzel ülkemiz Türkiye’de gıda stoklarımız şuan için yeterli olsa da Çin virüsü salgınının devam etmesi durumunda işler değişecektir. Bugün bir çok sektörün durması veya durma noktasına gelmesine karşılık, tarım sektörünün sürekliliğini devam ettirmesi büyük elzem taşımaktadır.

Bir zamanlar, tarım alanında ki üretimi ile kendi kendine yetebilen ülkeler arasında bulunan güzel ülkemiz Türkiye bu özelliğini zaman içerisinde kaybetmiştir. Bunun sebepleri arasında, zaman içerisinde ki nüfus artışımız ile üretim dengemizin olmayışı, ürettiği ürün ile ihtiyaçlarını karşılayamayan çiftçinin arazisini boş bırakıp başka sektörlere yönelmesi, imara açılan tarım arazileri, miras paylaşımı ile bölünen tarım arazilerinde oluşan verim düşüşü, tarımda eski teknikleri kullanan bilinçsiz çiftçilerimiz, üretemiyorsak ithal ederiz denilerek yapılan tarım politikaları örnek verilebilir.

Bugün gelinen nokta da ise, soframızdan eksik etmediğimiz ekmeğin hammaddesi olan buğdayı, Rusya ve Kazakistan devleti başka olmak üzere ithal etmeye başladık. Geçen günlerde Rusya ve Kazakistan tarım ürünlerine ihracat yasağı getirmiştir. Yasak kapsamında buğday ürününün olmamasıyla birlikte esas önemli olan bu iki ülkeden buğdayın yanında, ayçiçeği ve soya ithal etmemizdir. Bu ürünler yasak kapsamındadır. Ayçiçeği, içinde barındırdığı yüksek yağ nedeniyle yağ üretiminde kullanılan önemli bir hammaddedir. Buna karşılık ihtiyacımız olan ayçiçeğinin %66’sını üretebiliyoruz ki bu da %34 oranında dışa bağımlılık demektir. Soya, içinde bulundurduğu yüksek besin değeri sayesinde, hayvansal protein kaynağımız olan tavuk, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılıkda önemli bir yem hammaddesidir. Buna karşılık ihtiyacımız olan soyanın yalnızca %5’ini üretebiliyoruz ki bu da %95 oranında dışa bağımlılık demektir. Bu ürünler dışında, yem ve nişasta bazlı şeker(NBŞ)’in hammaddesi olan mısır, soframızın ayrılmaz ikilisi olan pirinç ve kuru fasulye ihtiyacımızın yalnızca %70’ini üretebiliyoruz.

Çin virüsü salgınının devam etmesi durumunda gıda sektöründe ortaya çıkacak hammadde eksiği, gıda fiyatlarında artışa sebebiyet vereceği gibi bazı ürünleri bulmakta zorluk çekeceğimiz ortadadır. Bu durumun önüne geçmek için Tarım ve Orman bakanlığımızın bünyesinde oluşturulan Çin virüsü bilim kurulu komisyonu içerisinde, ziraatçi bir bilim insanının olmaması üzüntü vericidir.

Unutmayın:

Bugün, yaşantımızı kolaylaştıran pek çok şey olmadan hayatımızı idame ettirebiliriz.

Ancak, açlık ile 10-14 gün, susuzluk ile 3-5 gün, nefessiz 2-6 dakika mücadele edebiliriz.

Sözde değil, özde milli olmalıyız!

Bugünü değil yarını da kurtarmak için ihtar ediyoruz!

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

You may also like