Literatüre Girişi

Gambot, asıl adıyla “Gunboat” diplomasi, 19. yy ilk yarısında İngiltere tarafından uygulanmış ve dolayısıyla ismini de oradan almıştır. Diplomasinin bir yöntemi, enstrümanı olarak hayat bulan Gambot(Gunboat); 18.yy sonlarında devriye-karakol görevleri yapan küçük ve orta çaplı silah taşıyan düşük tonajlı muharip gemilere verilen genel bir isimdi.

Gambot diplomasi ise başta İngiltere’nin, donanma vasıtasıyla kendinden daha güçsüz devletlere yaptığı baskılar(silahlı güç kullanma tehdidi, abluka ve gerekirse karaya asker çıkarma-ateş altına alma)  sonucu çıkar sağlaması ve mevcut çıkarını koruması ile gündeme gelmiş ve böylece literatüre girmiş bir kavramdır. 19.yy dünyasında savaş gibi hem kamuoyunda hem dış politikada ses getirecek bir işe girişmektense, gambot diplomasisi tercih edilen bir seçenek olmuştur.

İngiltere’nin dünya üzerinde sahip olduğu ağırlıklı söz hakkının arkasında o dönemde rakip tanımayan İngiliz donanması bulunmaktaydı. Öyle ki bir devletin dünya üzerindeki söz hakkı, o ülkenin sahip olduğu askeri güç ile fazlasıyla ilgilidir. Özellikle donanma, devletini dış dünyaya temsil ettiği için bu konuda diğer sınıflardan ayrılır. İngiltere gibi varı yoğu deniz olan bir ülke elbette bu alanda birçok devletten ileri düzeydedir. Konumunun avantajını fazlasıyla kullanan İngiltere, bu sayede uzak denizlerdeki ekonomik ve siyasi çıkarlarını dahi oldukça optimal hale getirmeyi başarmıştır.

İngiliz Gambotu Örneği

İngiltere’nin 1815 sonrası barış dönemi “Pax Britannica” olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde İngilizler, tıpkı ABD’nin şimdilerde yaptığı gibi dünyada söz sahibi olmak adına donanmasını çıkarının bulunduğu her yere dağıtmıştır. Gambot diplomasi uygulamaları ise 1830 yılında İngiltere Dışişleri Bakanlığına, bu görevinden önce Savunma Bakanlığı görevini yürüten Lord Palmerston’nun getirilmesiyle bir hayli arttı. İngiltere’nin bu dönemde Avrupa’da güçlenmesiyle beraber yerini sağlama almak istemesi, yakın doğudaki güçlü imajı korumak ile mümkündü. Ancak, Yunan Kralı Otto’nun Yunan topraklarını Osmanlı aleyhine genişletmek istemesi İngiltere’nin bu imajını göz ardı ederek çıkarlarını hiçe saymış oldu. İngiltere’nin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki Fransız etkisinden rahatsız olması ve aslında Fransa’yı Osmanlı’dan uzak tutma siyaseti, bağımsızlığını büyük ölçüde Fransa sayesinde kazanmış ve yine büyük ölçüde üzerinde Fransız etkisi bulunan Yunanistan’a işlememesi, İngiltere’nin rahatsız olması için geçerli bir sebepti. Rahatsızlığın, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Palmerston tarafından dışa vurumu “İtiraf etmeliyim ki, şimdiye kadar yaptığım en kötü şey, Otto’nun hükümdarlığına ve onun Yunan tahtına oturtulmasına razı olmamdır.” şeklinde olmuştur.  İngiltere, bahaneyi Yunan topraklarında malikanesine saldırılan Don Pacifico adlı vatandaşının yardım çağrısında buldu. Mağdur edilen vatandaşına yapılan saldırıların sert bir dille ve ivedilikle cezalandırılmasını talep etti. Öyle ki bu talebin 24 saatlik imkansız bir mühlet içinde gerçekleşmesini istemesi, İngiltere’nin bu olayı bahane olarak kullandığının kanıtı niteliğindedir. Palmerston’a göre saldırganların arasında Yunan harbiye vekilinin oğullarının olması işin ciddiyetini arttırır cinstendi. Don Pacifico’nun İngiltere’ye yaptığı yardım çağrısından önce Yunanistan mahkemelerinde açtığı tazminat davasınının reddedilmesi, akabinde yine Yunanistan’ın 24 saatlik mühlette İngiltere’nin talebine yanıt verememesi üzerine Parlmerston’un emri ile İngiliz donanması Yunan kıyılarını ablukaya aldı. Böylece gambot başlamış oldu.  Yunan kıyılarının ablukaya alınmasının ardından, Lord Palmerston’a İngiliz meclisi tarafından eleştiri yağmuru başlamıştı. Zira bu abluka ile hem Fransa hem de Yunanistan üzerinde etkisi yüksek seviyede olan Rusya ile ilişkiler gerilmişti. İngiltere bu süreçte yoğun bir diplomasi trafiği geçirdi ve Fransa’nın arabuluculuk teklifini çeşitli şartlarla kabul etti. Askeri gücünü bilhassa donanmasını etkin kullanan İngiltere, kontrollü bir gerilim içerisinde, karşısına Yunanistan, Fransa ve Rusya’yı alarak en sonunda isteklerini bu devletlere kabul ettirdi. Don Pacifico Yunan hükümetine açtığı davanın sonucu olarak 120.000 Yunan drahmisi ve 500 pound kazanmış olarak Londra’ya yerleşti. İngiltere, Fransa’nın Yunanistan üzerindeki etkisini bir nebzede olsa kırdı ve Yunanistan’ın üzerindeki gücünü hissettirdi. Böyle basit bir meselede bile donanma ile cevap veren İngiltere, Yunanistan’a oldukça net mesajlar vermiş oldu ve onu, çıkarları doğrultusunda hareket etmeye zorladı.

 

Başbuğun Gambot Diplomasi Kapsamında Hamleleri

Gambot diplomasi aslında “Tehdit Diplomasisi” anlamına gelir. Bu yüzden bu kavramı sadece donanmaya özgülemek yanlış olmalı. Kavrama bu şekilde baktığımızda tarihimizde yüzlerce örneği gambot hanesine yazabiliriz. Örnek olarak:

Başbuğ Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul fethi sırasında donanmanın yetersizliğini görmüş olacak ki, İstanbul fethi sonrasındaki sürekli hale gelen seferlere aldırış etmeden, planlı bir şekilde donanmayı yenilemiş, tersane kapasitelerini ve imkanlarını arttırmış ve nitelikli denizci yetişmesi için özel bir gayret sarf etmiştir. Çanakkale boğazının sıkı sıkıya tahkim edilmesiyle beraber önceleri giriş çıkılarda zorluk çekmeyen Venedik gemileri artık boğazda sıkı bir Türk kontrolüne tabi duruma düşmüşlerdi. Bu yüzden ticari ve siyasi geleceğini Osmanlı ile deniz rekabetinde gören Venedik halihazırda Fatih’ten önceki sultanlarla defalarca mücadeleye girişmiş ve sıradan yenilgiler alarak en azından siyasi devamlılığını sağlamayı başarabilmiş bir devletti. Başbuğ Fatih zamanında, Venedik kendisine bu amaçla girişeceği mücadele için yanında Macaristan’ı müttefiki olarak bulmakta zorlanmamıştı. Zira Fatih’in Arnavutluk ve Bosna seferleriyle Osmanlı İmparatorluğu artık iki devlete de komşu olmuştu. Venedik için Osmanlı ile rekabet seçeneği gündemdeyken, Bosna’ya yapılan akınlarla yetinmeyen Evrenoszade İsa Bey ve Turahan Bey oğlu Ömer Bey, Venedik arazilerine dalıp çıkmaya başlamış, dolayısıyla Venedik için artık tek çare icraate geçmek olmuştu. 1463 yılında Venedik Senatosu tarafından alınan karar, asi Arnavut İskender Bey’e yardım başlığı altında Osmanlı İmparatorluğuna harp ilan edilmesiydi. 1463-1479 arasında geçen 16 yıllık süre zarfında çeşitli muharebeler ve akabinde başarısız barış görüşmeleri, taraflar için yorucu ve zorlu bir süreç olmuştu. Fatih Sultan Mehmet, Venedik, Macaristan, Napoli Krallığı, Rodos Şövalyeleri, henüz yeni himayemize girmiş olan Eflak ve asi Arnavut İskender Bey ile güney ve doğumuzda bulunan Karamanoğulları ve Akkoyunlu Devletini karşısına alarak ve 16 sene içinde bunların teker teker sindirilmesiyle takdire şayan bir sınav vermiştir. 1473 Otlukbeli Savaşı ise bu sürecin kırılma noktası olarak nitelenebilir. Bu sayede kalabalık düşman güruhuna sağlam bir darbe indirilmiş oldu. 1475 yılında yeniden barış görüşmeleri tertip edildi. Osmanlı güçlü ve rahat konumundan faydalanarak, asi İskender’in ardılları için önemli olan Akçahisar kalesinin tarafına teslimi gerçekleşmemesi halinde anlaşma masasına dahi oturmayacağını bildirdi. Elçi heyetini karşılayan Gedik Ahmet Paşa ayrıca Venedik’in 150.000 duka altın vergi vermesi gerektiğini söyledi. Venedik elçisi Jerom Zorci bu konuda tasarruf hakkının bulunmadığını ilave etmesi üzerine Paşa, Kırım için hazırlanan yeni Türk donanmasını Zorciye gösterdi ve bu donanmanın hedefinin Venedik olmasını istemiyorlarsa en azından 1 yıllık mütareke imzalanmasının gerekliliğini vurguladı. Sultan’ın yıpratma politikası böylece şiddetini artırmış oluyordu. İstenilen mütareke imzalandı. 1 yıllık süre biter bitmez Venedik yine çeşitli Osmanlı mevkilerine yağma hareketlerine girişti. Özellikle İzmir’de sivil halka yapılan katliam ve tecavüzler, Sultan’ın öfkesini bir hayli kabarttı. Divan-ı Hümayun toplantısının ardından, asıl darbe 1477 de Turahan Bey oğlu Ömer Bey tarafından Venedik üzerine geniş çaplı bir akın tertibi ile vuruldu. Venedik’in bu harekatı beklemesi, Adriyatik’e dökülen İzonzo nehri kıyılarına kazdığı büyük hendeklerden belliydi. Aşılamaz gözüyle bakılan hendekleri, intikam için yanıp tutuşan 20.000 akıncı umursamazca geçti ve karşısına çıkan Venedik ordusunu amansızca tepeledi. Tarihe “Kripoli Akını” olarak geçen bu harekat süresince Dalmaçya kıyıları Türk atlıları tarafından çiğnendi. San Marco Kilisesinin çanları, Başbuğ’un Akıncılarının yüreklere korku salmasıyla daha bir manalı çalmıştı. Kıyılarımızda meydan boşken sivil ahaliye zulmeden Venedik’in, ordusunu Venedik’te bozan Türk akıncıları, İzmir’in intikamını günlerce Venedik topraklarında kalarak acı bir şekilde aldı. Napoli Krallığı ise klasik İtalyan tutumunun bir örneğini sergileyerek Osmanlı yükselişi sırasında önceleri karşısında olduğu Osmanlı İmparatorluğu faktörüne meyletti. Zira Napoli kıyılarında Türk İmparatorluğu Donanması gövde gösterisi yaparak Napoli’ye alt metni hoş olmayan mesajlar veriyordu. O zamanlar henüz ismi koyulmamış gambotun, çok yönlülük ve titizlikle icra edilmesi sonucu, Venedik bu savaşta tek başına kaldığını anlamış oluyordu. Sultan, Rodos ve İtalyan seferi ile Venedik ve türevlerine son darbeyi indirmek maksadıyla hazırlığa çoktan girişmişti, Venedik’ten barış istendi, 1478 Ocağında Venedik elçisi Mallipieri İstanbul’a geldi. Venedikliler savaş boyunca Türklerden aldığı bütün kale, ada ve limanların iadesini ayrıca Akçahisar ve Mora civarında önemli kaleleri de vermeyi kabul ediyor, vergiler haricinde tek seferlik ağır bir ücret ödemeyi de beraberinde taahhüt ediyordu. Fakat İmparatorluk için sıra düşmanının gücünü ve psikolojisini barış görüşmelerinde yerle bir etmeye gelmişti. Osmanlının ilave olarak vergilere 10.000 duka altın ekleme yapılması istemesi üzerine, Mallipieri tasarruf hakkının olmadığını belirtip 2 aylık mütareke imzalanması ardından tekrar Venedik’e döndü. 2 ay sonunda İstanbul’a yetişen elçi, bu seferde Fatih’in Arnavutluk seferine çıktığını öğreniyordu. yola koyuldu ve Sofya’da Padişah’a ulaşabildi. Sultan Mehmet, bu sefer muhasara altındaki İşkodra’nın teslimi olmadan barışın mümkün olmadığını belirterek elçiyi tekrar Venedik’e yolladı. Halbuki İşkodra’nın düşüşü uzun sürecek iş değildi, Fatih bunun zaten farkındaydı. Elçiyi gönderdikten sonra Mihaloğlu İskender Bey ve Malkoçoğlu Bali Beyi İşkodra muhasarasına destek için oraya yolladı. Arnavutluk üzerine yürüyüşü devam ederken daha öncesinde Rumeli Beylerbeyi Davud Paşayı öncü kuvvet olarak yollamış olan Fatih Sultan Mehmet Han kendisinin İşkodra’ya varması halinde üç akıncı beyinin oradan ayrılıp, Venedik arazisine tekrar dalışlar, yağmalar yapmasını buyurmuştu. Fatih, şaşırtıcı, titiz ve bir o kadar da sarsıcı hamlelerle, Venedik’i bu barış görüşmeleri süresinde savaş yıllarından daha fazla yoruyordu. Zira Venedik Senatosu kaynıyordu. Tüm Venedik üzerine kararsızlık ve çaresizlik kara bulut gibi çökmüştü. 1478 Haziranında Fatih Akçahisar önlerine geldiğinde anlaşmayı beklemeden burayı hızlıca aldı. İşkodra’ya geçince kuşatmanın başında Evrenoszade Ahmed Bey’i burada bırakarak, yaptığı uzun soluklu sıkı gambotun meyvelerini almak üzere İstanbul’a döndü. Ocak 1479 da İşkodra düşmüş, Venedik için artık cezanın kesileceği günler gelmişti. Nisan 1479 Venedik elçisi Dario İstanbul’a geldi ve Başbuğun bütün isteklerine çaresizce onay vermek zorunda kaldı. Anlaşmanın imzalandığı gün Venedik şehrinin meydanında bulunan Saint Marco adlı kilisenin Yortusuna denk getirilmiş ve imzalanmıştı. Anlaşmaya göre Venedik savaş tazminatı olarak 100.000 filori ile her sene 10.000 duka altın ödemeyi kabul etmiş, üzerine savaş boyunca ödemediği 16 yıllık vergileri ödeyeceğini ve Osmanlıdan aldığı bütün esirleri serbest bırakmayı kabul etmişti.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın dehası ile işleyen bu süreç, onun sabrını ve profesyonelliğini ortaya koymaktadır. Sadece Venedik ile yürütülmeyen bu savaşta Türk Hükümdarı, Macaristan, Rodos Şövalyeleri, Eflak, Karamanoğulları, Akkoyunlular ve Napoli Krallığını bir bir düşürmüş, Akkoyunluları yıkılma sürecine sokmuş, Karamanoğullarını haritadan silmiş ve Hristiyan Koalisyonunu parçalamıştır. Bütün bunları yaparken donanmayı Otranto Seferi için hazırlamayı başarmış ve dahası 1475 yılında Kırım’ı Osmanlı İmparatorluğuna bağlamıştır. Sona kalan Venedik’in gücünü acımasızca tüketmiş, uyguladığı kıskaç politikaları ile Venedik’i sürekli bir ikilemde bırakmış ve kayıtsız teslimiyetten başka çareleri olmadığını adeta travma yaşatarak akıllarına kazımıştır. O zamana kadar Osmanlı için güçlü bir tehdit olagelen bu devletin adeta omurgasını kırmıştır. Anlaşmadan sonra kısmi Osmanlı İmparatorluğu himayesine giren Venedik, menfaatlerimiz için Avrupa’da kullanabileceğimiz bir kukla haline gelmiştir.

Fatih’in, 15. Yüzyılda askeri hamlelerin arasına bu denli zarif diplomatik hamleler serpiştirmesine duyduğum hayranlık, gambot tanımına uygunluğu tartışılacak bu bölümü yazmama sebep olmuştur. Tanıma uygunluğu tartışıladursun, gambot felsefesine iyi bir örnek teşkil ettiği aşikardır.

Koca Kartal’ın kutlu ruhu şad olsun.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Avsarbek

Latest posts by Avsarbek (see all)

You may also like