Toplumlar zaman zaman bünyelerinde şiddetli sarsıntılar ve değişimler geçirirler. Bu sarsıntıların iç ve dış faktörleri vardır. İçte “Çökmekte olan bir devlet ve yozlaşmış yönetimin tahakkümü” ile dışta “Avrupa temelli dünya konjonktürel durumunun hızlı değişimi” Osmanlı tebaası(!)nın öteden beri getirdiği sorunları derinleştiriyor, içinden çıkılmaz bir hale sokuyordu. 1800’lü yıllarda 2. Mahmut ile başlayan radikal modernleşme hamlelerinin tabana yayılımının ciddi şekilde kendini hissettirmeye başlıyor oluşu “Tanzimat Fermanı”nın ilanına denk gelir. Modernleşmenin fikri-siyasi-edebi-iktisadi ve sosyal yansımalarında Türk Aydınlarının rolü tartışılmaz biçimde kendini hissettirir. Fakat o Türk Aydınlarının arasından kumral saç ve sakallı, keskin ve manalı bakışlı, inkılapçı ruhlu, büyük vatan-millet-hürriyet aşığı Namık Kemal’in fikirleri kadar, hiçbir aydın düşünce hayatımızda, ruh dünyamızda ve toplumsal bünyemizde yankı uyandırmamıştır.

O yaşamının her evresinde aile özlemi ile yaşamış (Edip Ali Bakı’nın “Namık Kemal Afyon’da” adlı eserinden öğrendiğimize göre; Namık Kemal çocukluğunun bir kısmını Afyonkarahisar’da geçirmiş, ilk mahali eğitimini burada almış, tasavvufu ilk defa burada öğrenmiştir. Bunların ötesinde Namık Kemal validesini sebebi bilinmeyen bir hastalıktan dolayı Afyon’da kaybetmiştir. Bu acı olay gerçekleştiğinde Kemal 8-9 yaşlarında idi.), vatan-millet-hürriyet sevgisini haykırmanın mükafatını Magosa zindanlarında bulmuştur. Onda; vücudun mayası vatan toprağıdır, hürriyetin mücadelesi ateştir, millet yere düşmekle değer kaybetmeyen cevherdir. Onda vücut acı içinde vatan yolunda toprak olursa en küçük bir üzüntü duymaz. Onda esirlik hürriyetedir. Onda millet yolundan dönmek kahpeliktir.

 

Namık Kemal gür sesi, korkusuz hicvi, yüce kıymetlere olan bağlılığı ve vatanın halinden duyduğu üzüntü ile şu mısraları yazmıştı:

“Vatanın bağrına dayadı düşman hançerini,

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini.”

Vatanın semasında yüzülen “Hürriyet Kartalı”na, meclis kürsüsünden millet namına haykıran” Anafartalar Kartalı”

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,                                                              

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.”

diyerek cevap vermişti..

 

İşte, Osmanlı Toplumunun modernleşmesinde fikren, zikren ve kalemen mücadele veren Namık Kemal; toplumsal bünyemize vatan-millet-hürriyet kavramlarını sokarak zihnen ve bedenen yenilenmemizi sağlamıştır.

“Vatan Yahut Silistre” piyesinin etkisi ile sokaklara dökülen halkın ruh-i çoşkunluğunu “YAŞASIN VATAN! YAŞASIN KEMAL!” diye haykırarak dile getirmesi bu yenilenmenin toplumsal karşılığıdır.

 

Toplumsal-siyasal-ekonomik sorunlarla boğuştuğumuz bugünlerde tekrardan Namık Kemal’e dönmemiz gerektiğini düşünüyorum. O’nun milletin sancısına ve feryadına kulak vererek haykırması, lise ve üniversite yıllarındaki bir gencin yüreğindeki vatan-millet-hürriyet ateşini yangına çevirmiş ve o genç  yüreğindeki yangınla ‘Kurtuluş Savaşı’nın Başkumandanı, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu olmuştur.

 

Milletinin derdi ile dertlenerek, kendi derdini unutan Namık Kemal‘in şu mısraları ile yazımı bitirmek istiyorum.

“Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin  

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmetten”

 

-Tahakküm

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

You may also like