ETKİN CAYDIRICI SAYGIN: ENVER PAŞA

 

  1. Giriş

Osmanlı Devleti’nin son döneminde siyasal ve askeri yaşamda derin izler bırakmış önemli isimlerden biri olan İsmail Enver Paşa, modern Türk tarihinin en tartışmalı şahsiyetlerinden biri olarak öne çıkar. 19. yüzyılın sonlarında doğan ve imparatorluğun çöküş sürecinde aktif rol üstlenen Enver Paşa, özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’ndeki liderliği, Harbiye Nazırlığı ve I. Dünya Savaşı’ndaki etkisiyle tarih sahnesinde belirgin bir yer edinmiştir. Onun yaşamı, bir yandan idealist bir asker ve vatansever olarak görülen bir figürü, diğer yandan stratejik hataları nedeniyle eleştirilen bir komutanı yansıtır. Bu zıtlık, Enver Paşa’nın hem dönemin politik gelişmeleri hem de Türk milliyetçiliğinin ideolojik çerçevesi açısından incelenmesini zorunlu kılar.

Bu makalenin temel amacı, Enver Paşa’nın hayatını ve faaliyetlerini bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak, onun Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki rolünü anlamaktır. Bu bağlamda çalışma, Enver Paşa’nın çocukluk ve gençlik yıllarından başlayarak askeri kariyeri, siyasi faaliyetleri, I. Dünya Savaşı’ndaki konumu ve Orta Asya’daki son girişimlerine kadar uzanan geniş bir süreci kapsamaktadır. Ayrıca, Enver Paşa’nın idealleri, düşünsel yapısı ve tarihsel mirası da değerlendirilerek, onun hem dönemi hem de sonraki kuşaklar üzerindeki etkisi analiz edilecektir.

Makale, biyografik yöntem temel alınarak hazırlanmıştır. Araştırma sürecinde öncelikle akademik makaleler, tarih kitapları, anılar ve resmi belgeler taranmış; dönemin askeri ve siyasi gelişmeleriyle ilgili birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Çalışma boyunca, tarihsel olaylar kronolojik bir düzende ele alınırken, yer yer analitik bir bakış açısıyla Enver Paşa’nın aldığı kararların sonuçları irdelenmiştir. Böylelikle, Enver Paşa’nın kişisel serüveni ile Osmanlı Devleti’nin son dönemine damgasını vuran dönüşümler arasındaki bağlantı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

  1. Erken Dönem ve Aile Kökeni

İsmail Enver Paşa, 23 Kasım 1881 tarihinde İstanbul’un Divanyolu semtinde dünyaya gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme çabalarının yoğunlaştığı, ancak aynı zamanda siyasal çalkantıların arttığı bir dönemde doğan Enver Paşa, ailesinin mensup olduğu sosyo-kültürel çevreden de etkilenmiştir. Babası Ahmet Bey, Manastır kökenli bir subay olup Osmanlı ordusunda çeşitli görevlerde bulunmuş; annesi Ayşe Hanım ise geleneksel değerleri benimsemiş bir aileden gelmiştir. Bu durum, Enver’in hem askerî disipline hem de geleneksel Osmanlı yaşam tarzına erken yaşta aşina olmasını sağlamıştır  Çocukluk yılları İstanbul’da geçen Enver Paşa, dönemin eğitim anlayışı gereği disiplinli ve devletçi bir ortamda büyümüştür. Ailesinin ekonomik durumu orta düzeyde olsa da, askeri kökenli bir babanın etkisiyle küçük yaşta askerlik mesleğine ilgi duymaya başlamıştır. Özellikle babasının görevleri nedeniyle farklı sosyal çevreleri gözlemleme fırsatı bulmuş, bu da ilerideki milliyetçi ve reformcu fikirlerinin oluşumunda belirleyici bir rol oynamıştır (Mirhan, C. 2019).

Gençlik yıllarında Enver, güçlü bir disiplin anlayışı ve idealist bir karakter yapısıyla öne çıkmıştır. Çevresinde enerjik, kararlı ve lider ruhlu bir genç olarak tanınmıştır. Eğitim hayatına başladığı ilk yıllardan itibaren askeri okul hedefi doğrultusunda kendisini hazırlamış, modernleşme ve vatanseverlik fikirleriyle şekillenen bir dünya görüşü geliştirmiştir. Enver Paşa’nın bu dönemdeki entelektüel ilgileri, yalnızca askeri konularla sınırlı kalmamış; tarih, coğrafya ve siyasi gelişmelere yönelik ilgisi de dikkat çekmiştir. Özellikle Osmanlı’nın içinde bulunduğu siyasal buhran ve Avrupa’daki milliyetçi hareketler, onun zihninde derin izler bırakmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarında kazandığı disiplin, idealizm ve maceraperest ruh, ileride alacağı siyasi ve askeri kararların temel dinamiklerini oluşturmuştur. Bu özellikler, onu yalnızca bir asker olarak değil, aynı zamanda bir devrimci ve ideolog olarak da Osmanlı tarihinin en dikkat çekici şahsiyetlerinden biri haline getirmiştir (Civgin, S. 2023).

  1. Eğitim Hayatı

Enver Paşa’nın eğitim hayatı, onun askerî kimliğinin şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Çocukluk yıllarından itibaren disiplinli bir aile ortamında yetişen Enver, babasının da askerî kökenli olması nedeniyle bu mesleğe karşı ilgi duymuştur. İlk öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra ailesinin Manastır’a taşınmasıyla askerî rüşdiyeye girmiş, burada gösterdiği başarı ile dikkat çekmiştir. Ardından Manastır Askerî İdadisi’ne devam eden Enver, disiplinli yapısı, çalışkanlığı ve liderlik özellikleri sayesinde öğretmenleri tarafından takdir edilen bir öğrenci olmuştur. İdadiden mezuniyetinin ardından İstanbul’a gelerek Harp Okulu’na (Mekteb-i Harbiye) girmiştir. Harp Okulu, dönemin en prestijli eğitim kurumlarından biri olup Osmanlı subay sınıfını yetiştiren önemli bir merkezdi. Enver burada modern askerî bilgilerle tanışmış, sadece askerî taktikler değil, aynı zamanda Avrupa’daki gelişmeleri ve Osmanlı ordusunda yapılması gereken reformları da öğrenmiştir. Harbiye’deki öğrencilik yılları boyunca gayreti ve disiplinli çalışmasıyla öne çıkmış, özellikle bedenî yetenekleri ve enerjisiyle arkadaş çevresinde dikkat çekmiştir (Karakuş, S. E. 2023).

Enver’in Harp Okulu’ndaki başarısı, onu kurmaylık eğitimi veren Harp Akademisi’ne (Erkan-ı Harbiye) yönlendirmiştir. Bu akademide aldığı ileri düzey eğitim, onun askerî düşünce tarzını şekillendirmiş ve ileride üstleneceği kritik görevler için zemin hazırlamıştır. Akademi yıllarında özellikle modern harp teknikleri, strateji ve lojistik gibi alanlarda kendini geliştirmiştir. Burada yalnızca derslere bağlı kalmayıp askeri literatürü de yakından takip eden Enver, Batı’daki askeri gelişmeleri örnek alarak Osmanlı ordusunun modernleşmesi gerektiğine inanmıştır. Askeri kariyere yönelmesindeki en önemli motivasyon, dönemin Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu zor koşullar ve imparatorluğun toprak kayıplarına tanıklık etmesiydi. Bu kayıplar, Enver Paşa’da vatanın savunulması ve yeniden güçlü bir devlet inşası düşüncesini güçlendirmiştir. Genç yaşta edindiği bu idealler, onun yalnızca bir asker değil, aynı zamanda bir reformcu olarak da hareket etmesine zemin hazırlamış, ilerleyen yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmasına ve siyasi sahnede aktif rol üstlenmesine neden olmuştur (Haykır, Y., & Çetin, V. 2019).

  1. İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Tanışması

Enver Paşa’nın siyasi hayatı, Osmanlı Devleti’nin son döneminin en etkili örgütlerinden biri olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile tanışmasıyla başlamıştır. Cemiyet, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu çöküşü durdurmak ve devleti modernleştirmek amacıyla kurulmuştu. Kuruluş ideolojisi, başlangıçta meşrutiyet yönetiminin yeniden tesisi, anayasal düzenin sağlanması ve merkezi otoritenin güçlendirilmesi üzerine inşa edilmiştir. Cemiyet, bu amaç doğrultusunda özgürlükçü ve reformist bir anlayış sergilemiş, zamanla Türkçülük fikrini temel alan bir ideolojik yönelime evrilmiştir. Enver Paşa’nın bu örgütle tanışması, Harbiye yıllarında gizli olarak yürütülen faaliyetler sayesinde olmuştur. Öğrencilik döneminde siyasal meselelerle ilgilenmeye başlayan Enver, özellikle Osmanlı’nın Balkanlar’da yaşadığı kayıplar karşısında mevcut yönetimin zafiyetinden rahatsızlık duymuştur. Bu durum, onu daha radikal çözümler aramaya yöneltmiş ve genç subaylar arasında örgütlenen gizli cemiyetlere ilgi duymasına neden olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ordu içindeki yapılanması, Enver Paşa için hem ideallerini gerçekleştirme hem de hızlı bir yükseliş fırsatı sunmuştur (Uğurlu, 2024, s. 45)

Enver Paşa, katılımından kısa bir süre sonra cemiyetin askeri kanadı içinde aktif görevler üstlenmiş, komitacılık faaliyetlerinde etkin bir rol oynamıştır. Gizli toplantılar düzenlemiş, propaganda faaliyetlerine katılmış ve cemiyetin Balkanlar’daki örgütlenmesine katkıda bulunmuştur. Özellikle Manastır ve Selanik’teki çalışmaları, onun cemiyet içinde dikkat çekmesine ve hızla yükselmesine neden olmuştur. Kararlılığı, enerjisi ve cesareti, Enver’i kısa sürede ön plana çıkarmış; böylece yalnızca bir üye değil, cemiyetin en önemli liderlerinden biri haline gelmiştir. Bu süreç, Enver Paşa’nın siyasi vizyonunu da derinden etkilemiştir. Artık yalnızca bir asker değil, Osmanlı Devleti’nin geleceğine yön verme iddiasındaki bir siyasetçi olarak hareket etmeye başlamıştır. Bu yöneliş, ilerleyen yıllarda II. Meşrutiyet’in ilanında ve daha sonra devlet yönetiminde üstlendiği kritik görevlerde belirleyici olmuştur (ERTEKİN, F. 2024)

  1. 1908 II. Meşrutiyet ve Rolü

Enver Paşa, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanına giden süreçte en etkin isimlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Osmanlı Devleti, bu dönemde hem içeride artan siyasi baskılar hem de dışarıda büyüyen toprak kayıpları nedeniyle ciddi bir bunalım içindeydi. Özellikle Makedonya’da yoğunlaşan etnik çatışmalar ve Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhak hazırlıkları, merkezi otoritenin zayıflığını gözler önüne seriyordu. Bu ortam, İttihat ve Terakki Cemiyeti için bir fırsat anlamına gelirken, cemiyetin askeri kanadındaki genç subaylar, meşrutiyetin yeniden ilan edilmesi için harekete geçtiler. Bu kadronun en enerjik ve kararlı isimlerinden biri Enver Paşa idi. Manastır ve Selanik, cemiyetin örgütlenme merkezleri haline gelmişti. Enver Paşa da bu bölgelerde yürütülen faaliyetlerde öncü rol üstlendi. Gizli toplantılar düzenleyerek hem subaylar hem de yerel unsurlar arasında cemiyetin amaçlarını yaymaya çalıştı. Cemiyetin propaganda faaliyetleri kapsamında özellikle anayasal yönetimin önemi üzerinde duran Enver Paşa, ordunun desteğini almanın gerekliliğini vurguluyordu. Onun dinamizmi ve cesareti, örgütün bu kritik aşamada harekete geçmesinde belirleyici oldu (Depe, U. 2025).

1908 Temmuz’unda başlayan olaylar, Enver Paşa ve arkadaşlarının örgütlü direnişiyle bir isyan boyutuna ulaştı. Resneli Niyazi Bey’in dağa çıkışı ve ardından Enver Paşa’nın gösterdiği kararlı tavır, hükümeti ciddi bir baskı altına aldı. Bu baskı sonucunda II. Abdülhamid yönetimi, 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanını kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Osmanlı Devleti, anayasal yönetime ikinci kez geçmiş oldu. Bu süreç, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hem siyasi hem de toplumsal meşruiyetini pekiştirdi. II. Meşrutiyet’in ilanı, İttihat ve Terakki’nin iktidar mücadelesinde dönüm noktasıydı. Cemiyet, bu başarıyla birlikte Osmanlı siyasetinde belirleyici bir güç haline geldi. Enver Paşa ise bu dönemde yalnızca bir örgüt üyesi değil, aynı zamanda kararlılığıyla cemiyetin sembol isimlerinden biri konumuna yükseldi. Onun bu başarısı, ilerleyen yıllarda devlet yönetiminde üstleneceği kritik rollerin önünü açtı ve onu imparatorluğun son döneminin en güçlü figürlerinden biri haline getirdi (Budak, H. Ö. 2024).

  1. 31 Mart Vakası ve Trablusgarp Savaşı
  2. Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra Osmanlı siyasi hayatı, 31 Mart Vakası olarak bilinen ciddi bir krizle karşı karşıya kalmıştır. 13 Nisan 1909’da patlak veren bu ayaklanma, anayasal düzene ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin artan etkisine karşı bir tepki niteliğindeydi. Dini ve siyasi unsurların etkisiyle gelişen bu olay, başkentte ciddi bir otorite boşluğu yaratmıştır. Enver Paşa, bu süreçte Hareket Ordusu’nun teşkilatlanmasında aktif bir rol üstlenmiş ve isyanın bastırılması için yürütülen operasyonlara katkı sağlamıştır. Ayaklanmanın bastırılması, İttihat ve Terakki’nin siyasi konumunu güçlendirdiği gibi, Enver Paşa’nın da ordu içindeki etkinliğini artırmıştır. 31 Mart olaylarından sonra Osmanlı Devleti, bir süre istikrara kavuşsa da dış politikada ciddi tehditlerle karşılaşmıştır. Bunların başında 1911’de başlayan Trablusgarp Savaşı gelmektedir. İtalya’nın Kuzey Afrika’daki Osmanlı toprağı olan Trablusgarp’a saldırması üzerine Osmanlı yönetimi, doğrudan büyük bir ordu gönderemedi. Ancak birçok genç subay, gönüllü olarak bölgeye gitmeye karar verdi. Bu isimler arasında Enver Paşa da bulunuyordu. Trablusgarp’a gizlice geçen Enver, yerel direniş gruplarını organize ederek İtalyanlara karşı gerilla taktikleriyle mücadele etti. Onun liderliği, savaşın daha uzun sürmesini sağlamış ve Osmanlı direnişine moral kazandırmıştır. Buradaki başarıları, Enver Paşa’nın askeri kariyerinde bir dönüm noktası olmuş, kendisini bir kahraman olarak tanınır hale getirmiştir (Acar, H., & Gök, G. 2020).

Bu süreçte Enver Paşa, sadece sahadaki askeri faaliyetlerle değil, aynı zamanda teşkilatlanma kabiliyetiyle de öne çıkmıştır. Trablusgarp Savaşı sırasında kurulan ve daha sonra geniş çaplı bir istihbarat ve özel harekât örgütü olarak faaliyet gösterecek olan Teşkilat-ı Mahsusa ile yakın ilişkiler geliştirmiştir. Bu örgüt, ilerleyen yıllarda Osmanlı’nın stratejik politikalarında ve gizli operasyonlarında kritik bir rol üstlenecektir. Enver Paşa’nın burada kazandığı deneyimler, hem askerî taktikler hem de örgütsel planlama açısından onun gelecekteki siyasi ve askeri girişimlerine zemin hazırlamıştır (Ünalp, F. R. 2022).

  1. Balkan Savaşları ve Edirne’nin Kurtarılması

1912 yılında patlak veren Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti için hem askeri hem de siyasi açıdan büyük bir yıkım niteliği taşımıştır. Osmanlı’nın uzun süredir çözüm bulamadığı etnik sorunlar ve idari zafiyetler, Balkan coğrafyasındaki dört devletin ittifak yaparak saldırıya geçmesine zemin hazırlamıştı. Bu savaş, Osmanlı ordusunun modernleşme sürecindeki eksiklikleri ve siyasi çekişmelerin yarattığı disiplinsizliği tüm açıklığıyla ortaya koydu. Kısa sürede kaybedilen topraklar ve göçmen sorunları, Osmanlı kamuoyunda derin bir hayal kırıklığı ve moral çöküntüsü yaratırken, devletin Avrupa’daki nüfuzunun neredeyse tamamen sona erdiği bir tablo ortaya çıktı. Birinci Balkan Savaşı’nın kaybı ve özellikle Edirne’nin düşmesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin otoritesini sarsan önemli bir gelişmeydi. Edirne, Osmanlı’nın eski başkentlerinden biri olmasının yanı sıra stratejik konumu nedeniyle büyük önem taşıyordu. Şehrin Bulgar kuvvetlerinin eline geçmesi, hem askeri hem de sembolik açıdan ağır bir darbe oldu. Bu durum, kamuoyunda büyük bir tepki doğurdu ve “Edirne’yi kurtarmak” bir ulusal hedef haline geldi (Akkuş, N. H. 2022).

1913 yılında başlayan İkinci Balkan Savaşı, Osmanlı için bir fırsat oluşturdu. Balkan devletleri arasında çıkan anlaşmazlık, Osmanlı’nın yeniden harekete geçmesine imkân sağladı. İşte bu süreçte Enver Paşa, cesur ve hızlı kararlarıyla öne çıktı. Trakya harekâtında önemli bir rol üstlenerek Osmanlı kuvvetlerinin Edirne’ye yönlendirilmesinde etkili oldu. Osmanlı ordusu, kısa sürede ilerleyerek Edirne’yi Bulgar kuvvetlerinden geri aldı. 21 Temmuz 1913’te Edirne’nin yeniden Osmanlı topraklarına katılması, ülke genelinde büyük bir coşku yarattı. Bu zafer, hem ordunun moralini yükseltti hem de İttihat ve Terakki yönetimine olan güveni kısmen yeniden tesis etti. Enver Paşa, Edirne’nin kurtarılmasındaki rolü nedeniyle kamuoyunda “Edirne Fatihi” olarak anılmaya başladı. Basın, onu kahraman olarak lanse etti; bu da halk nezdinde popülaritesini zirveye taşıdı. Siyasi açıdan da konumu güçlenen Enver, kısa süre sonra Harbiye Nazırlığı görevine getirildi. Bu başarı, onun askeri dehasının bir göstergesi olarak görülse de, sonraki yıllarda üstleneceği sorumlulukların da kapısını araladı. Enver Paşa’nın Edirne’yi kurtarması, Osmanlı’nın son döneminde nadir elde edilen askeri başarılarından biri olarak tarihe geçti ve onu imparatorluğun son büyük kahramanlarından biri haline getirdi (POLAT, H. A., & ÇOLAK, F. 2023).

  1. Bab-ı Ali Baskını ve Harbiye Nazırlığı

Osmanlı Devleti’nin siyasi tarihindeki en kritik olaylardan biri olan Bab-ı Ali Baskını, 23 Ocak 1913’te gerçekleşmiş ve devlet yönetiminde köklü bir değişime neden olmuştur. Bu olayın temel nedeni, Balkan Savaşları’nda alınan ağır yenilgi ve bu süreçteki hükümetin pasif tutumu olarak görülmektedir. Osmanlı Devleti, birbiri ardına uğradığı toprak kayıplarıyla büyük bir moral çöküntüsü yaşarken, halk ve ordu arasında büyük bir memnuniyetsizlik hâkimdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu durum karşısında mevcut hükümetin etkin bir çözüm üretemediğini düşünerek daha radikal bir adım atma kararı aldı. Böylece, hükümeti zorla değiştirme amacıyla Bab-ı Ali’ye silahlı bir baskın düzenlendi. Baskın sırasında Enver Paşa, aktif rol oynayan isimlerin başında geliyordu. Silahlı bir grup ile Bab-ı Ali’ye giren Enver ve arkadaşları, Sadrazam Kâmil Paşa’ya istifa ettirdiler ve yerine Mahmut Şevket Paşa’yı getirdiler. Bu olay, Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası oldu; çünkü İttihat ve Terakki Cemiyeti, fiilen devlet yönetimini kontrol altına aldı. Baskının ardından cemiyetin gücü daha da pekişti ve askeri-siyasi dengeler tamamen değişti. Enver Paşa, bu süreçte gösterdiği kararlılık ve cesaretle cemiyet içinde yükselişini tamamladı (Çınarlı, Ö., & Safi, İ. 2019)

Bab-ı Ali Baskını’nın ardından Enver Paşa’nın kariyerinde hızlı bir tırmanış başladı. 1914 yılında, henüz 33 yaşında iken Harbiye Nazırlığı görevine getirildi. Bu, Osmanlı tarihinde çok genç yaşta bu makama gelen ender örneklerden biriydi. Harbiye Nazırlığı, ona yalnızca ordunun yönetimi üzerinde değil, aynı zamanda devletin genel politikaları üzerinde de büyük bir etki alanı sağladı. Enver Paşa, göreve gelir gelmez orduda köklü reform hareketlerine girişti. Balkan Savaşları’nda ortaya çıkan zafiyetler, onun gözünde ordunun yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılıyordu. Bu reform sürecinde en dikkat çekici husus, Alman etkisinin artmasıydı. Enver Paşa, modern bir ordu kurma hedefi doğrultusunda Alman askeri misyonunu Osmanlı’ya davet etti. General Liman von Sanders’in başında bulunduğu bu misyon, Osmanlı ordusunun eğitiminden organizasyonuna kadar birçok alanda etkili oldu. Enver Paşa, Alman disiplinini ve askeri yöntemlerini benimseyerek Osmanlı ordusunu modernleştirmeyi hedefledi. Bu girişimler, ordunun teknik açıdan daha güçlü hale gelmesini sağlasa da, siyasi açıdan Osmanlı-Alman yakınlaşmasının artmasına neden oldu. Bu durum, ilerleyen dönemde Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na Alman İttifakı yanında girmesinde belirleyici bir etken olacaktı. Bab-ı Ali Baskını Enver Paşa’nın hem siyasi hem de askeri kariyerinde bir dönüm noktası olmuş, Harbiye Nazırı olarak uyguladığı reformlar ve Alman etkisi, Osmanlı ordusunun kaderini ve imparatorluğun son dönemindeki yönelimleri belirlemiştir (Akandere, Osman).

 

  1. I. Dünya Savaşı ve Osmanlı’nın Savaşa Girişi

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti için hem son büyük mücadele hem de imparatorluğun tarih sahnesinden çekilişini hızlandıran bir dönemi ifade eder. Bu süreçte Enver Paşa, hem siyasi hem askeri karar mekanizmalarının merkezinde yer aldı. Osmanlı’nın savaşa katılmasında onun etkisi, dönemin en tartışmalı konularından biri olarak tarihe geçti. Osmanlı Devleti’nin savaşa dahil olmasının en önemli nedenlerinden biri, Almanya ile kurulan stratejik ittifaktı. Balkan Savaşları’nın ardından yaşanan toprak kayıpları ve büyük güçlerin Osmanlı toprakları üzerinde giderek artan nüfuz mücadelesi, İstanbul’u yeni bir denge arayışına yöneltti. İngiltere ve Fransa ile ittifak girişimlerinden sonuç alamayan Osmanlı yönetimi, Almanya’ya yaklaşmayı tercih etti. Enver Paşa, bu ittifakın en güçlü savunucularındandı. Ona göre Almanya, kısa sürede savaşı kazanacak ve Osmanlı toprak bütünlüğünü güvence altına alacak güçtü. 2 Ağustos 1914’te imzalanan gizli ittifak antlaşmasıyla Osmanlı, fiilen Almanya’nın yanında saf tutmuş oldu. Osmanlı’nın savaşa resmen katılması ise Karadeniz’de gerçekleşen bir olayla başladı. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Alman gemileri Goeben ve Breslau’nun Rus limanlarını bombalamasıyla Osmanlı fiilen savaşa girdi. Bu harekatın kararında Enver Paşa’nın etkisi belirleyiciydi. Enver Paşa, Alman komutanlarla yakın ilişkisi ve savaşa girmenin zorunluluğuna olan inancı nedeniyle bu adımı destekledi. Ona göre Osmanlı, savaşa geç katılırsa savaş sonrası söz hakkı kalmayacak, bir an önce harekete geçilmeliydi (Kanal, H. 2014).

Savaşın başlamasından kısa süre sonra Osmanlı ordusu için en trajik olaylardan biri Sarıkamış Harekâtı oldu. 1914 kışında Kafkasya cephesinde Rus ordusuna karşı başlatılan bu operasyon, Enver Paşa’nın şahsi inisiyatifiyle yürütüldü. Amaç, Rus ordusunu kuşatarak Doğu Anadolu’da üstünlük sağlamaktı. Ancak ağır kış şartları, yetersiz ikmal ve lojistik, harekatın büyük bir felaketle sonuçlanmasına yol açtı. On binlerce Osmanlı askeri donarak veya hastalıktan hayatını kaybetti. Sarıkamış bozgunu, Osmanlı kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yaratırken, Enver Paşa’nın stratejik yetenekleri tartışma konusu oldu. Savaşın ilerleyen dönemlerinde Osmanlı ordusu farklı cephelerde mücadele etti. Irak cephesinde İngiliz ilerleyişini durdurmak için çabalar sürdü; ancak Kutü’l-Amâre’de elde edilen başarıya rağmen Basra ve Bağdat’ın kaybı önlenemedi. Filistin cephesinde İngiliz ordusu karşısında Osmanlı kuvvetleri savunma pozisyonunda kaldı; Kudüs 1917’de düştü. Buna karşın Kafkasya cephesinde, özellikle 1917’deki Rusya’daki Bolşevik Devrimi sonrası, Osmanlı ordusu ilerleme fırsatı buldu ve Doğu Anadolu’nun bir kısmını geri aldı. Enver Paşa, bu süreçte Turancı hedeflerle Orta Asya’ya yönelmeyi planladı; ancak savaşın genel gidişatı bu hedefin gerçekleşmesine imkan tanımadı. Enver Paşa’nın Almanya ile ittifak politikasındaki etkisi ve Osmanlı’nın savaşa girişindeki belirleyici rolü, hem dönemin hem de sonraki yılların en çok tartışılan konularından biri olmuştur. Sarıkamış Harekâtı gibi büyük hatalar, onun askeri stratejisinin zayıflıklarını ortaya koyarken, farklı cephelerde yürütülen mücadeleler, Osmanlı ordusunun imkan ve kabiliyetlerinin sınırlılığını gözler önüne sermiştir. Birinci Dünya Savaşı, Enver Paşa’nın hayallerini gerçekleştiremediği, aksine imparatorluğun sonunu hızlandırdığı bir süreç olarak tarihe geçmiştir (Özgüldür, Y. 2021).

  1. Mondros Mütarekesi ve Enver Paşa’nın Kaçışı

Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti açısından sona ermesi, hem askeri hem siyasi açıdan büyük bir kırılma noktası olmuştur. 1918 yılına gelindiğinde, Osmanlı ordusu birçok cephede ağır kayıplar vermiş, müttefiki Almanya’nın yenilgisi ise imparatorluğun kaderini belirlemiştir. Filistin Cephesi’nde yaşanan yenilgiler ve Şam’ın düşmesi, Osmanlı ordusunun moralini tamamen çökertmişti. Bu koşullar altında Osmanlı hükümeti, İtilaf Devletleri ile barış arayışına girdi ve 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı. Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalanan bu antlaşma, Osmanlı’nın fiilen teslimiyetini ifade ediyordu. Mütareke şartları oldukça ağırdı: Boğazların İtilaf Devletleri’ne açılması, ordunun terhisi, stratejik bölgelerin işgal edilmesi ve Osmanlı’nın denetimini kaybetmesi, imparatorluğun sonunu hızlandıran maddelerdi. Mondros’un imzalanması, Osmanlı’daki siyasi dengeleri de kökten değiştirdi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin savaş sürecinde izlediği politikalar ve alınan ağır yenilgiler, kamuoyunda büyük bir tepki yarattı. Cemiyetin önde gelen isimleri, hesap vermekten kaçınmak ve olası yargılamalardan kurtulmak için ülkeyi terk etmeye karar verdiler. Enver Paşa, Talât ve Cemal Paşalar ile birlikte 1 Kasım 1918’de İstanbul’dan gizlice ayrıldı. Karadeniz üzerinden bir Alman denizaltısı ile yola çıkan grup, önce Odesa’ya, ardından Berlin’e geçti. Bu kaçış, dönemin basınında ve halk arasında yoğun eleştiriler aldı; birçok kişi, savaşın sorumluluğunu üstlenmek yerine ülkeyi terk ettikleri için bu isimleri ağır şekilde suçladı (Kemal, C. 2010).

Berlin günlerinde Enver Paşa, Osmanlı’nın kaderiyle ilgili doğrudan bir etkiye sahip olmadı. Ancak Almanya’daki Türk ve Müslüman esirler, Kafkasya ve Orta Asya’daki bağımsızlık hareketleriyle ilgilenmeye başladı. Bu süreçte amacı, Osmanlı sonrasında Türk ve Müslüman topluluklar arasında yeni bir güç birliği oluşturmaktı. Enver Paşa, özellikle Turan ideali doğrultusunda Türkistan’a ulaşmayı hedefledi. Alman makamlarıyla ilişkilerini sürdürdü, hatta bir süre Almanya’da kalması için teklif aldı. Ancak onun planı farklıydı: Sovyetler Birliği ile temas kurarak Orta Asya’da bağımsızlık mücadelesini örgütlemek. 1920 yılında Moskova’ya geçen Enver Paşa, burada Bolşevik liderlerle görüştü. Sovyetler, başlangıçta Enver’i kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istedi. Enver ise bu durumu fırsata çevirmeye çalıştı; amacı, Türkistan’da Sovyet desteğiyle bir Türk birliği kurmak ve İslam dünyasında emperyalizme karşı bir direniş örgütlemekti. Ancak kısa sürede Sovyetlerle fikir ayrılıkları başladı. Moskova’dan sonra Türkistan’a geçen Enver Paşa, burada Basmacı Hareketi olarak bilinen yerel direnişe katıldı. Başlangıçta hareketin liderliğini ele geçirmeye çalıştı, fakat bu girişim kısa sürede çatışmalara dönüştü. Mondros Mütarekesi ile Osmanlı için bir dönem kapanırken, Enver Paşa için yeni bir serüven başlamış oldu. Ülkesinden kaçışı, Berlin ve Moskova’daki faaliyetleri ve nihayet Orta Asya’daki mücadelesi, onun hayatının son ve en dramatik bölümünün başlangıcını oluşturdu. Bu süreç, hem Enver Paşa’nın kişisel idealleri hem de dönemin siyasal gerçeklikleriyle çatışan bir çizgide ilerledi ve onun kaderini belirleyen en kritik aşamalardan biri oldu (Çoruk, A. Ş. 2018).

  1. Orta Asya’daki Faaliyetleri ve Basmacı Hareketi

Mondros Mütarekesi’nden sonra Osmanlı Devleti’ni terk eden Enver Paşa, Berlin ve Moskova’daki kısa süreli faaliyetlerinin ardından gözünü Orta Asya’ya çevirdi. Onun bu tercihi, yalnızca kişisel bir kaçış değil; aynı zamanda ideolojik bir hedefin ürünüydü. Enver Paşa, Osmanlı’nın yıkılmasının ardından Türk dünyasının yeniden örgütlenmesi gerektiğine inanıyordu. Bu bağlamda, Pan-Türkist bir anlayışla Türkistan coğrafyasında siyasi ve askeri bir güç oluşturma amacı güttü. Ancak bu hedefini gerçekleştirmek için dönemin yeni hâkim gücü olan Bolşeviklerle ilişkilerini dikkatle yönetmesi gerekiyordu. 1920 yılında Moskova’ya giden Enver Paşa, burada Sovyet liderleriyle görüşmeler yaptı. Başlangıçta Bolşevikler, Enver Paşa’yı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı planladı. Sovyetler, Orta Asya’daki direniş hareketlerini kontrol altına almak için Enver Paşa’nın nüfuzundan yararlanmayı umuyordu. Enver Paşa ise bu durumu fırsata çevirmek istiyordu; amacı, Bolşevik desteğiyle Türkistan’da siyasi bir birlik kurmak, ardından bu birliği Sovyet hegemonyasından kurtararak bağımsız hale getirmekti. Bu nedenle Moskova’da bulunduğu süre boyunca çeşitli müzakerelere katıldı, Orta Asya’daki Müslüman halklara yönelik bildiriler hazırladı ve bağımsızlık fikrini yaymaya çalıştı (Sonyel, S. R. 1990).

Ancak kısa sürede Bolşeviklerle Enver Paşa arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Sovyetlerin Türkistan üzerindeki baskıcı politikaları ve komünist ideolojiyi yayma çabaları, Enver’in bağımsızlık planlarıyla çelişiyordu. Bu nedenle Enver Paşa, Moskova’dan ayrılarak Türkistan’a geçti. Burada, özellikle Buhara ve çevresinde etkin olan Basmacı Hareketi ile temas kurdu. Basmacı Hareketi, Sovyet yönetimine karşı yerel bir direniş olarak başlamış, ancak örgütsel açıdan dağınık ve liderlikten yoksundu. Enver Paşa, bu hareketin potansiyelini gördü ve kısa sürede onun liderliğini üstlenmeye çalıştı. Enver Paşa, Basmacı birliklerini modern bir orduya dönüştürmeyi hedefliyordu. Bunun için askeri disiplin sağlamak, taktiksel üstünlük oluşturmak ve direnişi merkezi bir komuta altında toplamak gerektiğini savundu. Kısa süre içinde bazı kabile reislerini kendi etrafında toplamayı başardı ve hareketin stratejik hedeflerini belirledi. Enver’in liderliği, Basmacı Hareketi’ne geçici de olsa bir dinamizm kazandırdı. Ancak bu süreçte karşılaştığı en büyük sorun, hareketin iç bölünmüşlüğü ve Sovyetlerin güçlü askeri varlığı oldu. Bolşevikler, Enver Paşa’nın nüfuzunu kırmak için hem askeri operasyonlar düzenledi hem de bazı yerel unsurları kendi yanına çekti. Enver Paşa’nın Türkistan’daki çabaları, aslında bir bağımsızlık mücadelesinin ötesinde ideolojik bir vizyonu da içeriyordu. O, Türk dünyasını birleştirme idealini gerçekleştirmek için Osmanlı sonrası dönemde farklı bir liderlik misyonu üstlenmişti. Ancak bu misyon, dönemin jeopolitik dengeleri ve Sovyet baskısı karşısında başarılı olamadı. 1922 yılının yazında, Enver Paşa’nın Sovyet birlikleriyle girdiği çatışmalar onun hayatına mal oldu. Belcivan yakınlarında gerçekleşen bir muharebede hayatını kaybeden Enver Paşa, hem kendi ideallerinin hem de bir dönemin romantik Turan hayallerinin sembolü olarak tarihe geçti (Yeşilot, O., & Özdemir, B. 2021).

 

  1. Ölümü ve Sonrası

Enver Paşa’nın hayatının son perdesi, Orta Asya’da yürüttüğü mücadele sırasında dramatik bir şekilde kapandı. 1922 yılına gelindiğinde Basmacı Hareketi’ni tek bir çatı altında toplama girişimleri kısmen başarılı olmuş, fakat Sovyetler Birliği’nin askeri ve siyasi baskısı giderek artmıştı. Enver Paşa, Buhara çevresinde sürdürdüğü faaliyetlerinde kısa süreli başarılar kazansa da harekete katılan gruplar arasında birlik sağlamakta zorlandı. Sovyet kuvvetleri, özellikle Kızıl Ordu’nun teknik üstünlüğü ve lojistik gücü sayesinde direnişi kırmaya yönelik planlarını yoğunlaştırdı. Bu baskı altında Enver Paşa, mücadelesini sürdürmekte kararlıydı; hedefi, Türkistan’ın bağımsızlığı için savaşmaktı. 4 Ağustos 1922’de Tacikistan’ın Belcivan bölgesinde yaşanan çatışma, Enver Paşa’nın hayatına mal olan son savaş oldu. Çatışma, Kızıl Ordu birliklerinin geniş çaplı harekâtı sırasında meydana geldi. Enver Paşa, yanında bulunan küçük bir müfrezeyle birlikte Sovyet güçlerine karşı koymaya çalıştı. Ancak sayıca üstün ve modern silahlarla donanmış Kızıl Ordu karşısında direnme şansı bulunmuyordu. Kaynakların aktardığına göre, Enver Paşa son ana kadar savaş alanından çekilmeyi reddetti ve yakın çatışmada yaşamını yitirdi. Ölümü, mücadele ettiği ideallerin romantik bir sonunu simgelerken, dönemin basınında farklı şekillerde yorumlandı. Kimileri onu kahraman bir idealist, kimileri ise Osmanlı’yı felakete sürükleyen bir maceraperest olarak nitelendirdi (Tursun, H., & Moldabaeva, D. 2014).

Enver Paşa’nın ölüm haberi, Türkiye’de ve dünyada geniş yankı buldu. Türkiye’de İttihat ve Terakki döneminin etkileri hâlâ hissediliyordu ve Enver Paşa’nın adı kamuoyunda tartışmalıydı. Bazıları onu Osmanlı’nın son döneminde ordunun ve ülkenin modernleşmesi için çalışan bir figür olarak savunurken, bazıları Birinci Dünya Savaşı’na girişteki rolü ve Sarıkamış faciasındaki sorumluluğu nedeniyle eleştirdi. Yine de, Orta Asya’da verdiği son mücadele, halk arasında onun fedakârlık ve cesaret simgesi olarak görülmesine neden oldu. Dünyada ise özellikle Sovyet basını, Enver Paşa’yı “karşı devrimci” olarak tanımlarken, Batı basını onu Pan-Türkist bir lider olarak değerlendirdi. Bu durum, dönemin ideolojik kamplaşmasının bir yansımasıydı. Enver Paşa’nın naaşı, ölümünden sonra uzun süre Türkistan’da kaldı. Onun mezarı Tacikistan sınırları içinde, Belcivan yakınlarında yer aldı ve yıllarca uzak bir coğrafyada kaderine terk edildi. Ancak 1990’lı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti, Enver Paşa’nın naaşını yurda getirme girişimlerinde bulundu. 1996 yılında yapılan resmi törenle Enver Paşa’nın kalıntıları Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’daki Hürriyet-i Ebediye Tepesi’ne defnedildi. Bu nakil, hem tarihî bir sorumluluğun yerine getirilmesi hem de tartışmalı bir figürün Türkiye’de yeniden sahiplenilmesi olarak değerlendirildi. Cenaze törenine dönemin devlet erkânı ve çok sayıda kişi katıldı; bu da Enver Paşa’nın aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ hafızalarda güçlü bir yer tuttuğunu gösteriyordu. Enver Paşa’nın ölümü, Osmanlı sonrası Türk dünyasının bağımsızlık mücadelesiyle özdeşleşen bir sembol niteliği taşır. Onun idealleri tam anlamıyla gerçekleşmemiş olsa da, bıraktığı miras, hem Türkiye’de hem de Türk dünyasında milliyetçilik ve özgürlük mücadelelerinin ilham kaynaklarından biri olarak varlığını sürdürmektedir (Türk, F. 2015).

 

  1. Enver Paşa’nın İdealleri ve Düşünceleri

Enver Paşa, Osmanlı’nın son döneminde yalnızca bir asker değil, aynı zamanda idealleriyle hareket eden bir siyasi figür olarak ön plana çıkmıştır. Onun düşünce dünyasının merkezinde, Türkçülük ve Turancılık ideolojileri yer almaktaydı. Özellikle İmparatorluğun çok uluslu yapısının çözülmeye başladığı bir dönemde, Enver Paşa için Türkçülük yalnızca bir fikir değil, devletin devamı için bir kurtuluş reçetesi olarak görülüyordu. Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Arap coğrafyasında zayıflayan otoritesine karşı, Türk kimliği etrafında bir birlik oluşturulması gerektiğine inanıyordu. Bu inanç, onu Turancılık idealine yöneltti. Turancılık, yalnızca Osmanlı sınırları içindeki Türkleri değil, Orta Asya’daki Türk topluluklarını da kapsayan geniş bir hedefi içeriyordu. Enver Paşa, bu ideali gerçekleştirmek için yalnızca siyasi değil, askeri mücadeleyi de bir araç olarak görmüştür. Enver Paşa’nın milliyetçilik anlayışı, dönemin koşullarıyla doğrudan ilişkilidir. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı üzerindeki etkileri, imparatorluğun çözülmesini hızlandırırken Enver Paşa, Türk kimliğinin güçlü bir dayanışma aracı olabileceğini savundu. Ancak onun milliyetçiliği yalnızca kültürel değil, siyasi ve askeri bir nitelik taşıyordu. Devletin ayakta kalabilmesi için hem içte millî birliği sağlamak hem de dışta geniş bir Türk coğrafyasında nüfuz oluşturmak gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle, özellikle 1914 sonrasında izlediği politikalar, hem Osmanlı Devleti’nin savunulmasına hem de Orta Asya’ya uzanan stratejik planlara dayanıyordu. Bu planların bir kısmı, savaşın olumsuz koşulları nedeniyle başarısız oldu; ancak Enver Paşa’nın vizyonu, dönemin birçok askeri ve siyasi liderinden farklı bir ufka sahipti (Meral, V. 2022).

Enver Paşa’nın kişisel özellikleri ve liderlik tarzı da onun ideallerini şekillendiren unsurlardan biriydi. Enerjik, cesur ve karizmatik bir kişiliğe sahipti. Girdiği her ortamda dikkat çeken bu yönü, onun hem ordu içinde hem de halk arasında kısa sürede popüler olmasını sağladı. Ancak bu cesur tavrı, zaman zaman stratejik hatalara yol açtı. Özellikle Sarıkamış Harekâtı, bu duruma somut bir örnektir; idealizmin ve risk alma eğiliminin, gerçekçi planlamanın önüne geçtiği bir girişim olarak tarihe geçti. Buna rağmen Enver Paşa, karar alırken tereddüt etmeyen, zor şartlarda bile mücadeleyi bırakmayan bir liderdi. Bu yönü, onu hem hayranlık duyulan hem de eleştirilen bir figür haline getirdi. Enver Paşa’nın düşünce dünyası, Türkçülük ve Turancılık ekseninde şekillenmiş, bu idealler uğruna hayatını ortaya koymuş bir lider profili sergilemiştir. Onun milliyetçilik anlayışı, imparatorluğun çöküş döneminde bir kurtuluş stratejisi olarak ortaya çıkarken, kişisel karizması ve cesareti bu ideallere yön verdi. Ancak gerçeklik ile idealler arasındaki uyumsuzluk, Enver Paşa’nın birçok girişiminin başarısız olmasına yol açtı. Buna rağmen, o dönemin ruhunu en güçlü şekilde yansıtan isimlerden biri olarak Türk tarihindeki yerini almıştır (Akın, R. 2013).

  1. Sonuç

Enver Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde hem askeri hem de siyasi alanda iz bırakan en tartışmalı figürlerden biri olarak tarihe geçmiştir. Onun hayat hikâyesi, yalnızca bir askerin veya bir siyasetçinin biyografisi değil; aynı zamanda imparatorluğun çözülme sürecinde yaşanan dramatik olayların ve bu süreçte alınan stratejik kararların bir yansımasıdır. Enver Paşa’nın genç yaşta üstlendiği görevler, sahip olduğu idealler ve gerçekleştirmeye çalıştığı hedefler, onun tarihsel konumunu anlamak açısından büyük önem taşır.

  1. Meşrutiyet’in ilanından itibaren etkin bir rol üstlenen Enver Paşa, özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti içindeki yükselişiyle dikkat çekmiştir. Balkan Savaşları sırasında Edirne’nin kurtarılmasındaki başarısı, onu halk nezdinde bir kahraman haline getirmiş, bu durum siyasi kariyerinin hızla yükselmesine neden olmuştur. Harbiye Nazırlığı görevine getirilmesiyle birlikte Osmanlı ordusunun modernizasyonuna yönelik önemli adımlar atılmış, özellikle Alman askeri misyonunun etkisiyle kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiştir. Ancak bu reform süreci, aynı zamanda Osmanlı-Alman yakınlaşmasını güçlendirmiş ve devletin Birinci Dünya Savaşı’na girişinde belirleyici bir faktör olmuştur.

Osmanlı’nın savaşa girmesi, Enver Paşa’nın en çok eleştirilen kararlarından biri olmuştur. Almanya ile ittifak yaparak savaşa dahil olma düşüncesi, imparatorluğun geleceğini güvence altına almayı amaçlasa da, sonuçları ağır olmuştur. Çok cepheli bir savaşın getirdiği yük, Osmanlı’nın askeri ve ekonomik kaynaklarını hızla tüketmiş, toprak kayıplarını artırmıştır. Bu süreçte özellikle Sarıkamış Harekâtı, Enver Paşa’nın askeri kariyerinde ve Osmanlı tarihinde en dramatik başarısızlıklardan biri olarak yerini almıştır. Kış şartlarının ve lojistik yetersizliklerin göz ardı edilmesiyle yaşanan bu felaket, on binlerce askerin hayatına mal olmuş ve Enver Paşa’nın stratejik yetenekleri tartışma konusu olmuştur.

Buna rağmen Enver Paşa, ideallerinden vazgeçmemiştir. Mondros Mütarekesi’nin ardından yurtdışına çıkarak Orta Asya’ya yönelmiş, burada Basmacı Hareketi’ne katılmış ve Türkistan’da bağımsızlık mücadelesi yürütmüştür. Bu süreç, onun Pan-Türkist ideallerinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Ancak dönemin jeopolitik koşulları ve Sovyet gücünün baskısı, bu girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açmıştır. Enver Paşa’nın 1922’de Belcivan’da hayatını kaybetmesi, hem onun kişisel serüveninin hem de bir dönemin romantik hayallerinin sonu olmuştur.

Bugün Enver Paşa, Türk tarihinde hem hayranlık hem de eleştiri uyandıran bir figür olarak anılmaktadır. Kimileri onu cesur bir idealist ve vatansever olarak görürken, kimileri stratejik hatalarının imparatorluğun sonunu hızlandırdığını savunmaktadır. Bu ikili bakış, onun çok yönlü kişiliğini ve tarihteki karmaşık rolünü anlamak açısından önemlidir. Enver Paşa’nın hayatı, idealizm ile gerçeklik arasındaki çatışmanın en belirgin örneklerinden birini sunar ve Osmanlı’nın son dönemine dair derslerle dolu bir tablo ortaya koyar.

 

Kaynakça

Mirhan, C. (2019). Enver Paşa ‘’Baştan Sona Bir Hayat’’. Tarih Kritik Dergisi5(2), 136-138.

Civgin, S. (2023). Enver Paşa ve Askeri Alandaki Reform Faaliyetleri (1914-1918). Hazine-i Evrak Arşiv ve Tarih Araştırmaları Dergisi5(5), 129-176.

Karakuş, S. E. (2023). ENVER PAŞA’NIN TABUR MEKTEPLERİ DENEMESİ. Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi7(2), 357-373.

Haykır, Y., & Çetin, V. (2019). THE NEW YORK TİMES’TA İSYANDAN İKTİDARA ENVER PAŞA. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (45), 375-398.

ERTEKİN, F. (2024). Abant Sosyal Bilimler Dergisi. Journal of Abant Social Sciences24(1), 181-207.

Uğurlu, Y. (2024). Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa İlişkileri (1916-1923) S.45.

Depe, U. (2025). II. MEŞRUTİYET’İN İLANINDA CEMİYET’İN MANASTIR MERKEZİ VE MİRALAY SADIK BEY’İN ROLÜ. Karabük Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 5(1), 66-77. https://doi.org/10.63233/kbuiibfdergisi.1673533

Budak, H. Ö. (2024). KÂZIM KARABEKİR PAŞA ve BAZI YAZARLARA GÖRE ENVER PAŞA. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14(1), 19-48.

Acar, H., & Gök, G. (2020). TÜRK SİYASAL HAYATINDA 31 MART OLAYI İLE İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ’NİN ROLÜ. Journal of Awareness5(3), 361-374.

Ünalp, F. R. (2022). Trablusgarp Notlarından Mustafa Kemal, Enver ve Nuri Paşalar. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, 18(36), 639‑668.

Akkuş, N. H. (2022). HATIRATLAR IŞIĞINDA BALKAN SAVAŞLARINDA EDİRNE’NİN İŞGALİ. Mesleki ve Sosyal Bilimler Dergisi3(1), 1-18.

POLAT, H. A., & ÇOLAK, F. (2023). II. Balkan Harbi’nde Doğu Trakya’da Katliam İddiaları ve Alman Heyeti’nin Trakya Seyahati Gözlemleri. Journal of Modern Turkish History Studies/Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi (CTAD)19(39).

Çınarlı, Ö., & Safi, İ. (2019). İngiliz yazılı basınına göre Bab-ı Ali Baskını ve uluslararası sonuçları. OPUS International Journal of Society Researches10(17), 1786-1808.

Akandere, Osman. “Enver Paşa’nın Avrupa Cephelerine Türk Birliklerini Gönderme Kararına Alman Komutanlarının Yaklaşımları”. Atatürk Yolu Dergisi -, sy. 67 (Aralık 2020): 1-23.

Kanal, H. (2014). SARIKAMIŞ HAREKÂTI ESNASINDA CEPHEDE YAŞANANLAR VE ANADOLU’YA ETKİLERİ. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi54(2), 5-32.

Özgüldür, Y. (2021). İttifaktan Savaşa: 2 Ağustos 1914 Tarihli Osmanlı-Alman İttifak Anlaşması ve Yansımaları. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi76(2), 475-492.

Kemal, C. (2010). Mustafa Kemal’in Mondros Mütarekesi’ne Tepkisi. Atatürk Yolu Dergisi12(46), 367-400.

Çoruk, A. Ş. (2018). İttihat ve Terakki Tarafından Birinci Dünya Savaşı Sırasında Basın ve Edebiyat Dünyasına Yapılan Örtülü Ödenek Harcamaları. Journal of Turkish Language and Literature58(1), 75-97.

Sonyel, S. R. (1990). Enver Paşa ve Orta Asya’da Başgösteren “Basmacı” Akımı. BELLETEN, 54(211), 1179-1208. https://doi.org/10.37879/belleten.1990.1179

Yeşilot, O., & Özdemir, B. (2021). Sovyet Arşiv Belgeleri Işığında Basmacı Hareketi. BELLETEN, 85(302), 279-310. https://doi.org/10.37879/belleten.2021.279

Tursun, H., & Moldabaeva, D. (2014). Enver Paşa’nın Orta Asya’daki Milli Mücadeleye Verdiği Desteğin Moskova Arşivlerinde Belgelenmesi. Bilig68, 231-242.

Türk, F. (2015). Enver Paşa’nın Naaşının Tacikistan’dan Türkiye’ye Getirililişinin Türk Basınında Yansımaları. Gazi Akademik Bakış/Cumhuriyet Strateji Araştırmaları, 9(17), 71‑89.

Meral, V. (2022). İmparatorluktan Cumhuriyete Türk Basınında Türkçülük-Turancılık Faaliyetleri. Turkuaz Uluslararası Türk Dünyası Bilimsel Araştırmalar Dergisi3(2), 91-105.

Akın, R. (2013). İkinci Meşrutiyet Türkçülüğünün İdeolojik ve Politik Boyutları. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, 2(3), 45-65.

Please follow and like us: