20.yüzyılın başıyla birlikte gördük ki; Milletlerin sadece toprakları ve devletleri değil, dilleri ve kültürleri de işgal ediliyor. Artık meydan savaşları yerini kültür ve dil savaşlarına bırakmıştır.

Bu durumun en önemli örneklerinden birisini Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası hayatımıza giren Memleketim marşı ile yaşadık. İlk olarak 1972 yılında Ayten Alpman’ın sesinden dinlediğimiz uyarlama marşın sözlerini ise Fikret Şener tarafından yazılmıştır,

Orijinali Klezmer tarzında söylenen Rabbi Elimelekh isimli bir Yahudi geleneksel halk marşıdır. Özgün sözleri ise Yitzchak Rayz isimli Komünist yazar tarafından yazılmıştır.

Marşı dünya çapında tanıtan kişi ise Mireille Mathieu’dur. Sanatçı marşı L’aveugle ismiyle seslendirmiştir.

Ayrıca parça 1905 yılında Rusya’da yaşayan Yahudi toplumunun yaşadığı zorlukları anlatır ve 1964 yılında Damdaki Kemancı müzikalinde yer almıştır.

Yazının bu kısmına kadar olan bölümünde teknik ve tarihsel bilgileri sizinle paylaştım. Okuyucunun aklına ilk şu soru gelebilir; Bu marş gibi birçok farklı uyarlama şarkılar ve marşlar dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde zaten mevcut iken bizim için burada ki sorun nedir?

Açıklayalım.

Öncelikle dikkat edilirse yazının buraya kadar olan bölümünde bahsettiğimiz parçayı şarkı olarak nitelendirmedim. Çünkü hayatımıza Kıbrıs Barış Harekâtından sonra giren bu ezgilerin bir şarkı veya sanat olarak değerlendirilecek kadar masum olmadığını düşünüyorum. Burada bir ideolojik olgu söz konusu ve bu uyarlama parçanın aslı bir Yahudi halk marşıdır.

Bu düşüncemi uyarlamadan bir cümle alarak açıklayayım;

Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim

Şimdi aklımıza ilk şu düşünce gelmeli; Biz bu parçayı Kıbrıs Barış Harekâtına katılmış kahraman Türk Ordusuna ithaf ediyorsak, şehitler verdiğimiz bir askeri operasyon sonrasında nasıl gönlümüzü eyleyebiliriz.

Bir diğer noktada ise marşın orijinali anavatanı dışında yaşayan (Yahudi öğretisine göre) ve yaşadıkları coğrafyalarda ki Yahudilerin sorunlarına üzülen, seslenen bir parça olduğu halde biz neden kendi büyük askeri zaferimiz sonrasında onların duyguları ve ezgileri ile öz evlatlarımıza sesleniyoruz.

Son olarak meselenin en ciddi ve belki de en çok ele almamız gereken tarafıyla; Dünya milletler tarihine bakıldığında Türk Milleti savaşlarıyla öne çıktığı kadar, zaferleriyle adından söz ettirdiği kadar sanatı, edebiyatı ve şairleriyle de en az savaşçı özelliği kadar öndedir ve adından söz ettirmiştir.  Hal böyle iken bu büyük ve asil Ulus neden kendi büyük zaferlerinden sonra bu uyarlama şarkı ile öz evlatlarına seslensin, daha da önemlisi gelecek nesillerini neden bu parçalarla büyütsün?

Bizler her şeyden önce birer kültür milliyetçisiyiz. Millet olabilmek vasfımızı gelecek bin yıllara aktarmanın da bizler için yegâne anahtarı öz kültürümüzü muhafaza etmek ve geçmişle bağını sağlamlaştırmaktır. Büyük milletlerin tarih sahnelerinde ki yerlerini her daim muhafaza edebilmelerinin en önemli iki koşulu; gelenek-kültür gelişiminde çağın getirdiklerini geçmişin özüne iyi uyarlamaları ve öz dillerine sahip çıkmalarıdır.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Şahin Altıntaş

You may also like