SEVGİLİ DOSTUM İSKENDER,

 

Umarım iyisindir. Tanrı’dan dileğim bu beş senenin azametinden hiçbir şey götürmemiş olmasıdır. Biliyorsun tanıştığımızda 16 yaşında bir genç kızdım. İlk kez tek başıma yurtdışına çıkmıştım. İlk durağım Üsküp’tü, o uzun köprüyü ve aslan heykellerini unutamıyorum doğrusu. Rehberimiz serbest zamanda gezelim diye bir harita vermişti bizlere, tabii ki ilk ziyaret yerim Türk Çarşısı olmuştu. Bir sahafta durmuş, Nietzsche Ağladığında kitabını satın almıştım. Sana bu mektubu yazarken, o kitapla bakışıyoruz. Bunları sana anlattım gerçi, yine anlatayım sen yine dinle. Dostluk bu değil midir? Birbirini aynı hikâyeyi anlatırken, yeni ve canlı bir heyecanla tekrar dinleyebilmek…

Sahaftan heyecanla çıkmış, yıpranmış kitabın kapağını açmıştım. Kitabı alan kişi kapağa tek bir şey yazmıştı: “Kadıköy”. Tanrım, dedim ne ilginç tesadüf, Kadıköy’den alınıp Üsküp’te satılan bir kitap, şimdi bir Üsküdarlının elinde. Yine de bu hatıra, seninle tanışma ânımız kadar haşmetli değil sanıyorum. Bazen insanlar Üsküp’e dair sorular soruyorlar. O yaşın verdiği heyecanla şehre farklı bir gözle baktığımı anımsıyorum. Evet anlatacak birkaç ân var belki ama bu şehri anlatmaya yetmez ki. Yahya Kemal’in ismi geçmişti gezi esnasında, Rahibe Teresa’nın heykeline dalıp gitmişken, caddede bir noktayı göstererek Yahya Kemal’i anlatmaya başlamıştı Rehber. O dakikadan sonra o şehir, Yahya Kemal’in Üsküp’üydü benim için.

Grupta en genç kişi bendim, sana da söyledim ya küçüklerin gözleri görmez sanıyorlar. Tüm hakiki manzaralar, gizlenmiyor onlardan böylece. Susulacak her şeyi duyuyor onların kulakları. Farkında mısın, bir türlü tanışma ânımıza getiremiyorum konuyu. O günkü heyecanım taptaze duruyor içimde.

Üsküp nasıl? Yeni bir sahaf açıldı mı? Türkler hasret şarkısı söylüyor mu yine? Bizimkiler mi, onlar hiç vazgeçmedi o ahengi delici şarkıyı mırıldanmaktan. Bazen kızıyorum bizimkilere, sesleri kısık diye. Halbuki sen de biliyorsun ki ancak bir arada olursak sesimiz yüksek çıkar. Sen yine de merak etme, seneler geçse de dünya büyük buhranlarla dönse de ben oraya, yanına gelmek fikrinden bir an olsun vazgeçmedim.

Memleketleri özlemeyi huy edindim İskender, huyum kurusun özlenecek şehir de az değil ki bende. Türk olmanın ağırlığını gün geçtikçe daha çok hissediyorum omuzlarımda. Balkanlar deyince sizi, Türkistan deyince Aytmatov’u, Osman Batur’u, Abdurrehim Heyit’i özlüyorum. Saymama müsaade etme İskender, bende liste uzundur, biliyorsun.

Sanırım 2016 senesi Haziran’ıydı değil mi, tam kırk kişi durup sana bakmıştık. Ya hu bir kişi de çıkıp konuşmadı seninle. Halbuki yemin edebilirim hepsi hayran olmuştu sana. Biz böyleyiz, uzaktan sevmelerin insanları. Seni çok yakından hatırlıyorum İskender, o günkü açıdan görüyorum kılıcını kaldırışını. Dur bir saniye, haksızlık bu. Senin kılıcından ben de istiyorum, senin azametinden bana da sunsun dünya. Genç ve iddialıydın o günlerde. Dilerim hala öylesindir. Söylemek zorundayım ki artık o elindeki kılıç pek işe yaramıyor. Elimize kalemi verip, ülkelere sınır çizelim istiyorlar.

 

Mektubu çok uzattım, neden kısa kesecektim ki zaten onca yol gidecek şimdi bu kâğıt. Sana afili bir zarf seçtim geçenlerde. Ama içine kirayı koyup ev sahibine vermiş babam. Kabul edelim ki sanatsızız. Yine de mektup yazacak bir dostum var, diyorum. Bu, bir tebessümlük yer açıyor ağlanacak halimizde.

Senden bir ricam olacak, mektubu yazmaktaki asıl amacımı unutuyordum neredeyse. Duyduğuma göre Türk Çarşısı’nda bir mücevherat dükkânı açılmış. Oradan bir zümrüt yüzük ısmarlayacaktım. Ne olacak canım, senin hatırın sayılıyordur orada. Meşhur değil misin sen Üsküp’te? Bak İskender anlaşalım, o zümrüt yüzüğü aldığın gibi güzel ahşap bir kutuya saklayacaksın. Sonra onu kaliteli, vatanına hizmet aşkıyla yanan gençler yetiştirmiş kaç Türk Kadını varsa onların parmağına takacaksın. Bir yüzük bir kişinin parmağına takılır, diye isyan etme şimdi. Öyle olacak zaten, onu anneme hediye edeceğim. Ama önce Üsküp’teki annelerin parmağına bir kez takılmış olsun. Turan Coğrafyası için evlatlarını adayan kaç anne varsa, hepsinin o mücevhere katacağı bir parıltı var, bunu ileride daha iyi anlayacaksın.

İsteğimi de belirttiğime göre artık mektubumu sonlandırabilirim. Hasretle ve de haşmetle selam eder, Yahya Kemal’in Üsküp’ünde yalınkılıç dövüşen herkesi Türkiye’min bağrına basarım. Son bir ricam olacak, lütfen bu yazdığım mektubu yadırgamasın insanlar. Şimdilik Büyük İskender heykelinden başka Üsküp’te nazımın geçeceği bir devletli yoktur. Umarım seni yıkmamışlardır. Çünkü insanlar, azametli şeyleri küçültmekte çok mahirdir. Cevap yazmana lüzum yok, kılıcını her zaman göklere doğru kaldır, yeter.

 

 

Betül Azra

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Betül Azra

Latest posts by Betül Azra (see all)

You may also like