Eğitim sistemimizin içinde bulunan sonuç odaklı sınavlar doğrultusunda “birkaç” soru ile önemi kısıtlanmış, ülkemizde genç nesillerin gözünde soru sayısının az oluşu ile değeri orantılı ve planlı bir şekilde düşürülmüş bilimin adıdır “coğrafya”. Peki coğrafya nedir? Belki de cevabı aranması gereken bir soru daha sorarsak “coğrafya ne değildir?”. Bu iki sorunun kapsamlı ve sistematik bir şekilde incelenmesi dünya üzerinde gelişmişlik düzeyi yüksek olan ülkelerin “göz bebeği” olan ancak ülkemizde bir o kadar “hor görülen” dünyanın en eski bilimlerinden olan coğrafyayı doğru algılamamıza yardımcı olacaktır. Coğrafya hakkında yapılan basit kavramların birkaç dize ile birleştirilmesiyle oluşturulan onlarca tanımı mevcuttur. Ancak bu tanımlara odaklanmak ve kavramları incelemek bu nadide bilime yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri olacağı için kesinlikle tanımlar üzerinden anlatım yapmayı doğru bulmuyorum.

Coğrafya ile ilgili bir konu hasıl olduğunda genellikle muhabbet çok uzatılmaz ve İbn-i Haldun’a ait “Coğrafya kaderdir” sözü ile nokta konulur. Ülke olarak bir bilimi kalıplaşmış tek cümleyle özetliyor olmak ve sözün arka planına kapılarımızı tamamen kapatmak bizleri coğrafyaya karşı kör eden etkenlerden biridir. Savaşları , tarihsel olayları , sosyal hayatı , mezhep anlayışlarını,insanın karakteristik yapısını dahi etkileyen bir bilimdir coğrafya. Evinden çıkarken o gün ne giyeceğine karar vermesinde bile etkili olan bir bilim dalına yapılan bu denli alt düzey yaklaşımlar sadece insanoğlunun nankörlüğüyle açıklanabilir.

  1. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupalı gemiciler tarafından başlatılan ve dünya üzerinde yeni ulaşım yolları bulmayı amaçlayan tarihsel döneme “coğrafi keşifler” adı verilmiştir. Avrupalı gemicilerin başlatmış olduğu bu hareket sonucunda Senegal,Gine Körfezi,Ümit Burnu ve belki de en önemlisi Amerika kıtası gibi yeni bölgeler keşfedilmiştir. Özellikle Amerika kıtasının keşfi ile altın ve kömür başta olmak üzere birçok maden Avrupa kıtasına taşınmış, bu durum Avrupa’da toplumların zenginleşmesini ve kilise otoritesi karşısında durabilmesini,zamanla kilisenin iradesini sorgulamasına sebep olmuş,Rönesans gelişmelerine katkıda bulunmuş, Dünya tarihinin kaderini değiştirecek Endüstri Devriminin temellerinin atılmasını sağlamıştır. Birkaç maceraperest gemicinin coğrafyayı daha iyi tanıma çabası olarak başlayan bu dönem coğrafyanın insanoğluna sunduğu nimetlerle günümüzün şekillenmesine sebebiyet vermiştir. “Coğrafi keşifler yapılmasaydı bugün meşhur çakallı menemeninden mahrum kalırdık” gibi iddialı bir cümle kursam birçok kişinin “Ne alaka? ” diye sorgulayacağını duyar gibiyim. Ancak domates,patates gibi günümüzde sofralarımızdan eksik olmayan birçok ürünün ilk defa Amerika kıtasında bulunduğunu bir dipnot olarak belirtmek isterim.

“Karadeniz insanı ani sinirlenir ancak çabuk durulur.” genellemesini birçoğumuz defalarca duymuştur. İkliminin her mevsim yağışlı,gün içinde hava olaylarının oldukça değişken olduğu bir iklime sahip olan Karadeniz bölgesinde yaşayan insanlarımızın aslında ani ruh hali değişimlerinin yadırganmaması gerekmektedir. Yine ülkemizden bir örnek verecek olursak tarım arazilerinin ekim ve hasat zamanlarının belli olduğu,yağışların ve kuraklığın mevsimsel dağılımının değişmediği karasal iklime ait bölgelerimiz de iklim faktörü insanlarımız günlük yaşamlarında “risk” faktörünü en aza indirmesinin temel sebeplerinden biri olmuştur. Ülkemizde devlet memurluğu kadrolarının karasal iklime ait olan bölgelerimizin insanları tarafından rağbet görüyor olması da bu görüşü kanıtlar niteliktedir.Dünyanın dönüş hareketinden kaynaklı “çizgisel hız” olayının sonucunda enlem değerleri yüksek olan Kuzey Avrupa  ülkelerinde kış aylarında günün büyük bir bölümü karanlıklar altında geçmektedir.Ekonomik refah seviyeleri oldukça yüksek olmasına rağmen bu ülkelerde yaşayan insanların intihar oranlarının oldukça yüksek olmasında coğrafi bir terim olan “çizgisel hız” ön plana çıkmakta ve coğrafyanın insan hayatına etkisini gözler önüne sermektedir. Tarihsel süreç içerisinde İslam dininde çeşitli mezhepler oluşmuştur ve dine inananlar içerisinde mezhepsel ayrışmalar görülmüştür. Mezheplerin anlayış farklarından biri de “abdest” konusundadır. Abdestin ne şartla bozulacağı ve yenilenmesi gerektiği tartışmaları yüz yıllarca devam etmiştir. Konuyu coğrafi bağlamda incelediğimiz de su kaynaklarına yakın olan bölgelerde yaşayan alimlerin “bir damla kan aksa dahi abdest bozulur” söylemleri mevcutken su kaynaklarına uzak bölgelerde yaşayan alimlerin “çizme boyunca kan akmadıkça abdest bozulmaz” yargılarının mevcut olduğunu görmekteyiz. Coğrafi bölge farklılıklarının ve bölgelerin özelliklerinin dini tartışmalara dahi etki etmiş olduğunu bu örnekle destekleyebiliriz. Dünyanın ilk medeniyetlerinin kuruluşları incelendiğinde Fırat,Dicle,Nil gibi su kaynaklarının çevrelerinin seçilmiş olmasının bir tesadüf değil coğrafi gereklilik olduğu da oldukça açıktır.

Coğrafyanın eğitim sistemindeki yerini incelemek ve eksik noktaları bilmekte elzemdir. Dünya çapında eğitim verilerini inceleyip sıralamalarının yapıldığı araştırmalar arasında en güvenilir olanı “PISA” verileridir. Yıllara göre açıklanan “PISA” verilerinde ülkemiz içler acısı bir durumdayken , listenin üst sıralarında olan birçok ülkenin eğitim sisteminde örnek almamız gereken noktalar bulunmaktadır. Eğitim de Dünyanın en iyisi diyebileceğimiz Finlandiya,Singapur,Japonya,ABD gibi ülkelerde ve çok daha fazlasında, coğrafya ülkemizde olduğu gibi sözel statüde değil  sayısal ders statüsünde yer almaktadır.Üstelik   üniversitelerimizde coğrafya bölümlerinin edebiyat fakültelerinde yer aldığını düşünürsek durumun vahameti daha iyi anlaşılabilir. İklim bilimi , yer bilimi , nüfus bilimi gibi birçok bilimin ortaya çıkış sebebi olan,insanın yaşadığı dünyayı,doğayı,çevresini anlamasını ve yorumlamasını sağlayan;günlük hayatımızdan karakteristik özelliklerimize kadar etkili olan coğrafya bilimiyle ilgili eğitim sistemimizi yönetenlerin çok daha kapsamlı,güvenilir ve etki alanı geniş çalışmalar yapması,bilime hak ettiği değeri vermesi gerekmektedir. Bu kapsamda ise önerilerim şunlardır;

1-)Coğrafya dersi ortaokul seviyesinden itibaren başlıca bir ders olarak verilmeli , ortaokul bitene kadar olan müfredat özellikle insan-doğa etkileşimi üzerine olmalıdır.

2-Orta öğretim düzeyine gelindiğinde sözel ders statüsü değiştirilerek temel ders statüsü getirilmeli ve ders sayısı arttırılmalıdır.

3-)Mevcut müfredatta olduğu gibi coğrafya güneşin geliş açılarındaki değişimlerle,mevsimlerle ,yüzeysel beşeri faaliyetler ile sınırlı kalmamalı, coğrafyanın geçmişe,günümüze ve yarınlarımıza etkilerinin öğrenciye aktarılacağı bir müfredat düzenlenmelidir.

4-)Üniversiteye geçiş sınavlarında coğrafya dersinin soru sayısı ve katsayı puanında artış yapılmalıdır.

5-)Ders kitaplarına bağlı eğitimden vazgeçilmeli,gözleme dayalı coğrafya öğretimine önem verilmelidir.

6-)Coğrafya bölümleri edebiyat fakültelerinin kapsamından çıkarılmalı,teknik fakülteler içerisinde yer almalıdır.

 

Türk’ün nefes aldığı tüm coğrafyalarda Türkçe yaşayan,Türkçe düşünen gelecek nesiller dileğiyle…

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Enes Er

Latest posts by Enes Er (see all)

One thought on “BİLİMLERİN KRALİÇESİ: COĞRAFYA

Comments are closed.

You may also like