SÜLEYMAN ASKERİ

Aziz ve büyük Türk milleti tarih sahnesine çıktığı andan itibaren bünyesinde nice büyük asker ve komutanları barındırmıştır. Bu büyük askerlerden biri de şüphesiz Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı olan Süleyman Askeri Beydir. Süleyman Askeri, 1884 senesinde Kosova’da dünyaya gelmiştir. Süleyman Askeri Bey’in babası olan Halil Vehbi Paşa kısa bir süre Afyon Redif Taburunda komutanlık yapmıştır. Süleyman Askeri Bey’in annesi Güzide Hanımdır.

Süleyman Bey, ilk eğitimini Edirne Askeri idadisinde almıştır. Daha sonra 1900 senesinde İstanbul’da bulunan harp okuluna başladı ve sonrasında ise Harp Akademisi’ne kabul edildi. 1905 senesinde Akademi’yi Mümtaz yüzbaşı olarak başarıyla tamamladı. Mezun olduktan sonra ailesinin o esnada bulunduğu İzmir’deki 45. redif Alayına atandı. İzmir, Süleyman askeri Bey için dönüm noktası oldu vatansever bir genç olan Süleyman devletinin bu buhranlı dönemden nasıl kurtulacağını düşünüp duruyordu. Emperyalist  devletlerin amansız tahakkümlerinden  bir şekilde kurtulmalı ve  azınlıkların Türk halkının haklarını zorla gasp etmesine bir son verilmeli ve son olarak devlet yüzünü batıya dönüp modernizasyon sayesinde çökmekten bir an önce kurtulmalıydı.

Süleyman ve onun gibi düşünen binlerce gence göre devletin içine düştüğü bataklıktan çıkabilmesinin yolu Sultan 2. Abdülhamit’in baskısını bitirmek ve hürriyeti ilan etmekten geçiyordu. Bu gaye ile Selanik vilayeti posta ve telgraf idaresi katiplerinden olan Talat Bey Osmanlı Hürriyet cemiyetini kurdu. Benzer ülküleri olan Terakki ve İttihat Cemiyeti ise Paris merkez olmak üzere hâlihazırda etkinlik içerisindeydi. Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin önde gelen isimlerinden olan Doktor Nazım Bey’in cemiyetin İzmir şubesini açmak için 1906 sonlarında İzmir’e gelmesi Süleyman Bey’i heyecanlandırmıştı. Süleyman Bey, amcası olan Cemil Paşa’nın aracı olması ile İzmir’deki şubenin ikinci üyesi olarak cemiyete üye oldu. Örgütlenme zamanı aktif rol oynadı ve çok hareketli birisi olmanın yanında her Türk gibi Süleyman Bey’in de  teşkilatçı ruha sahipti. İzmir’de bulunan  Mektepli subayların birçoğunu cemiyetin üyesi yaptı. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin 1907 yılının Eylül ayında birleşmesinden sonra Manastıra eğitim subayı olarak görevlendirildi. Onun buraya görevlendirilmesi elbette rastlantı değildi çünkü Rumeli İttihatçılığın ete kemiğe bürünmüş haliydi. Hükümete karşı olarak örgütlenen subaylar burada toplanıyor idi. Süleyman Bey, Enver ve Kazım Beylerin etkin olarak faaliyet gösterdiği Manastırda kısa sürede cemiyet içinde göze çarpan biri oldu. Kendisi üst yönetim ile cemiyet üyelerinin iletişimini organize ediyor aynı zamanda  İttihat ve Terakki Cemiyeti fedailerinin de başı olarak faaliyet gösteriyordu.

Avrupalı Emperyalist devletlerin Reval görüşmelerinde Makedonya’yı imparatorluktan ayırmak istemeleri ve hükümetin durum karşısındaki çaresiz ve çözümsüz olduğunu gören hürriyet ateşiyle yanıp kavrulan üçüncü ordunun İttihatçı subaylarını harekete geçmek durumda kaldı. Bir şeyin yapılması şarttı çünkü memleket elden gidiyor bir ateş çemberi vatanı içine almaya hazırlanıyordu. Bir şey yapılmalıydı fakat ne zaman ve nerede yapılacağı konusunda kafa karışıklığı sürüp giderken Resneli Niyazi Bey yıllardır yer altında sürdürdüğü faaliyetlerini artık hedefe ulaşması için yanına aldığı gönüllü yiğit askerlerle dağa çıktı. Niyazi Bey, vatanın ve devletinin bekası için hükümete başkaldırmış koskoca Sultan’a karşı gelip dağa çıkmıştı. Şimdi neler olacağını bütün herkes merak içinde beklemekteydi. Sultan Abdülhamid durumu kontrol altına almak için Şemsi Paşa’yı bölgeye yollamaya kararlaştırdı. Şemsi Paşa’nın bölgeye gelmesi direnişin bastırılmasını ve hâlihazırda bulunan ve harekete geçen cemiyetin sonu olabilirdi. 5 Temmuz 1908’de Paşa trene bindi. İttihatçılar uzun uzun düşünmekteydi ve en sonunda düşüncelerini bir karara bağladılar. Paşaya suikast düzenlenmesine karar verdiler. Şemsi Paşa Selanik’e geldiğinde suikast uygulanacaktı ama ortamın müsait olmamasından dolayı girişim iptal edildi. Zaman tükendi derken Enver Bey de ortadan kayboldu. Paşa’nın dikkatini dağıtmak için isyan etti. Hükümetin başındaki dert bir iken iki olmuştu. Şemsi Paşa, 7 Temmuz günü Manastıra geldi. O sırada Manastırda bulunan Süleyman Askeri Bey genel merkezin talimatıyla Paşaya suikast düzenleyecek bir Fedai bulmakla meşguldü. Teğmen Atıf Kamçıl Bey gelip görevi üstlenmek istediğini iletti. Süleyman Askeri Bey silah hazırlığı ile ilgilenip suikastin planını oluşturdu. Zaman gelince Atıf Bey silahını telgraf dairesinden çıkmakta olan Şemsi Paşa’ya doğrultup ateş etti. Paşa kanlar içinde yatarken suikastçi Süleyman Bey’in korumasında kaçarak önceden kararlaştırılan yere saklandı. Şemsi Paşa’nın cansız bedeninin ortada olması bir anda ortamı değiştirdi İttihatçıların özgüvenleri artarken Sultan Hamid kontrolü giderek kaybetti ve işlerin daha da içinden çıkılmaz hale geldiğini görünce 24 Temmuz’da ikinci meşrutiyeti ilan etti. İttihatçılar istediklerini elde etmişlerdi ama acemiliklerinden dolayı duruma tam anlamıyla hakim değillerdi. 1909’da İstanbul’da Avcı taburlarının isyanını yeni rejime tehdit olarak algılayıp Hareket ordusu adını verdikleri bir güç teşkil edip başkente hareket ettiler. Padişahtan istifasını istediler ve Sultan Abdülhamid 27 Nisan’da istifa ederek tahttan indi. Süleyman Askeri Bey, ikinci meşrutiyetin ilanında etkili olan ve hareket ordusuyla İstanbul’a gelen subaylardan biri idi. Bu esnada genç subayların birçoğu terfi edilerek merkezden ücra yerlere görevlendirildiler.

Süleyman Bey de kolağası olarak Irak’ta Jandarma teşkilatını oluşturan ekipte faaliyetlerde bulundu. Süleyman Askeri Bağdat’ta jandarma kolağası olarak görevde bulunduğu sırada 1911 yılında İtalyanlar Osmanlı’nın ücra ve unutulmaya yüz tutmuş vilayeti Trablusgarp’ı işgal ettiler. Başkent siyasi dalaverenin içinde kaybolduğundan bu vilayetle ilgilenememişti. Ayrıca ordu zayıf imkanlara sahipti hükümet Trablusgarp’ı elde tutamayacağını biliyor bir umut olarak diplomatik yollarla işi ertelemeye çalışıyordu fakat hükümetin teslimci tutumu birçoğu İttihatçılardan oluşan bir grup genç subayın hoşuna gitmedi. Onlar vatanın bir parçası olan Trablusgarp’tan bu kadar kolay koparılmasına niyetli değillerdi. Harbiye Nezaretine baskı yaparak işgal bölgesinde savaşmak için izin istediler ve bunun üzerine Harbiye gönüllü subayların emrinde gerilla birlikleri kurularak savaşın sürdürülmesine karar verdi. Bu karar Türk gayri nizami harp tarihinin de başlangıcı idi. Enver, Mustafa Kemal, Yakup Cemil Nuri ve birçok genç gönüllü olup vatanı savunmak için Afrika’ya gitti.  Süleyman askeri de bu gençlerden birisiydi savaşın başlayıp İtalyanların memleketi işgale başladığını duyunca çok sinirlendi ve yerinde duramıyordu çünkü cepheye gitmek istiyordu.  Cemal Bey’den izin alıp 1 Ocak 1912 günü Bağdat’tan yola çıkmıştı 3 ay süren yolculuktan sonra Mart ayında Bingazi’ye vardı. Zaman kaybetmeden cephede çok önemli görevler üstlendi zor koşullar altında bir yandan İtalyanlarla savaşıyor öte taraftan sadakatleri aldıkları para kadar olan Arap savaşçılarının çıkardığı sorunlarla ilgileniyordu sonra Bingazi komutanı ile anlaşamayan Süleyman Derne tarafına görevlendirildi. Derne’de başta Enver Bey ve Mustafa Kemal ile omuz omuza savaşıp onlarla dost oldu. Enver Bey ile aralarındaki samimiyet daha fazlaydı ve Enver Bey onu Kurmay subayı yapmaya karar verdi. Savaşın her saniyesinde Enver’in yanında olup onun karar vermesinde yardımcı ve etkili oldu. Bir avuç kadar olan Türk subaylarının ve örgütledikleri yerel halkın tam teçhizatlı olan İtalyan ordusuna yapacakları sınırlıydı. Ama genç subaylar sömürgeci İtalyanlara çölü dar ettiler o kadar ki İtalyanlar savaşı sonlandırmak için Osmanlı topraklarının başka yerlerine saldırarak İstanbul’daki hükümet üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Trablus’ta savaş devam ederken Balkanlar adeta kaynıyordu İttihat ve Terakki’ye muhalefet artmış ve  Balkan devletleri de Rumeli topraklarına göz koymuşlardı. Gergin ortam Karadağ, Sırbistan,  Bulgaristan ve Yunanistan’ın Ekim 1912 senesinde Osmanlı’ya savaş ilan etmesiyle sonuçlandı.

Savaş başlayınca Osmanlı Hükümeti Trablusgarp’ı İtalyanlara bırakmayı kabul edip dikkatini yeni çıkan savaşa vermeye çalıştı. Balkanlarda harbin başlaması üzerine Mustafa Kemal ve bir grup genç Balkanlara geçmeye karar kıldı. Enver ve yaralı olan Süleyman ise daha ne yapacaklarına karar vermemişlerdi.  Buradaki halkı ve Türk toprağını bırakmak onlara çok zor geliyordu. Süleyman Askeri duygusal bir karaktere sahipti özellikle söz konusu Türk vatanı ve milleti olunca duygularına hâkim olmakta zorlanıyor ve ortada yapılması gereken bir şey varsa hemen öne atılıyordu. Bunun yanında inatçı ve gururluydu da bir görev aldığında onu namusu belleyip layıkıyla yapmaya çalışıyordu ama hiçbir zaman Hayalperest değildir Olmayacak şeylerin peşinde de koşmuyordu işte bu aklı selim tavrıydı onu Trablusgarp’tan çıkaran Balkanlarda Osmanlı ordusunun tarumar olması  ve imparatorluktan kopan yeni yetme devletçiklerin tüm ana vatanı işgal etmesine hayretle karşılıyordu. Sonunda Mustafa Kemal Bey’in ayrılmasından bir ay sonra Enver ve geri kalan birkaç arkadaşlarıyla cepheyi bırakıp yeni bir mücadele için doğduğu topraklara doğru yola çıktı.

Süleyman ve genç İttihatçılar Trablusgarp’tan geldi. Bulgar ordusu İstanbul’un kapısına dayanmış Edirne’yi de kuşatmıştı. Hükümet çok acil barış için ortam arıyordu. Balkanların kaybedildiği ve Edirne’nin de bırakılacağını öğrenen İttihatçılar Enver Bey önderliğinde örgütlenip  Ocak 1913’te Bab-ı Ali’yi basarak hükümeti devirdiler. Bu olayla yeni kurulacak olan kabine ile savaşa devam edilme kararı verildi. Darbeden hemen sonra 10. kolordunun birliklerinden birine kurmay subay olarak atandı ve Şarköyü çıkarmasına katıldı maalesef Şarköyü çıkarması ve Bolayır taarruzunda başarı elde edilemedi ve Osmanlılar barış imzalamak zorunda kaldılar. Türk tarafı adeta yas içerisindeydi imparatorluğun ana toprakları birkaç ay içinde Vatan’dan kopmuştu… Manastır, Selanik ve Üsküp gibi nice vatan toprağı elden kayıp gitmişti. Türkler ve Müslümanlar canlarını kurtarmak için Ata topraklarını bırakıp ellerinde kalan yurt olan Anadolu’ya doğru göçe başlamışlardı. Psikolojik yıkım devam ederken Bulgarların diğer Balkan ülkeleriyle anlaşamaması üzerine Balkan Savaşları yeniden fırsattan yararlanmak isteyen Osmanlılar Edirne’yi geri topraklara katabilmek için harekete geçtiler. Süleyman, o esnada Bolayır Kolordu’sunun Trabzon Redif tümeninin kurmay subayı idi. 22 Temmuz 1913’te Edirne’ye giren askerlerden biri olma şerefine nail oldu.

Edirne geri alınmış ama durum sıkıntılıydı hükümet Bulgarlar ile anlaşıp Edirne’yi sağlama alma derdindeydi ordunun içinde etkili olan İttihatçı subaylar ise geri kalan vatan topraklarından bazılarını daha geri almayı istiyorlardı. Resmi olarak bunu başaramayacakların anladılar çünkü ordunun Meriç’i geçmesi kriz çıkmasına sebep olabilirdi. Ama ordudan olmayan milis güçlerinin hareketinden devlet sorumlu değildi. O an Enver Bey hükümetin istememesine rağmen Trablus’taki gibi gayri nizami harp uygulamalarına başvurmayı düşündü ve bir çetenin başına Kuşçubaşı Eşref Beyi koyup nehrin batısına yolladı. İki-üç gün sonra da Süleyman Askeri ise bu durumu Kolordusu kurmayı Mustafa Kemal Bey ile konuştu. Ordu’dan istifa eden subaylar ve birkaç tabur asker nehri geçmeyi başardı. Bir anda vahşetle karşılaştılar. Bulgar ve Yunanlar camileri mahvetmişler kasabaları talan etmişler Türk erkeklerini sistemli bir şekilde katlederek kadın ve çocuklara tecavüz etmişler ve halkın dinini zorla değiştirmişlerdi. Türk sancağı bu topraklardan çekilir çekilmez kan gövdeyi götürmüştü. Süleyman Askeri kargaşa ortamından yararlanıp kısa sürede Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe gibi yerleri geri alarak yerel bir hükümet meydana getirdi. Süleyman Askeri’nin yanında bulunan gönüllü askerlerin sayısı 20 bin kişiyi bulmuştu. Türkler Süleyman’ın etrafında toplanıyorlar kurtulmuş olmalarına seviniyorlardı. Süleyman Bey durumu sağlamlaştırmak için Eylül ayında Batı Trakya bağımsız hükümetinin bağımsızlığını ilan edip kendisini de hükümet başkanı ilan etti.  Büyük ve Emperyal devletler bu duruma hemen tepki gösterdiler. Osmanlı Hükümeti de Bulgarlarla yapılan barış görüşmelerinin sonuçsuz olacağından korkuyorlardı buna rağmen Enver ve Süleyman Batı Trakya konusunda ısrarcı oldular. Süleyman Bey hemen icraate başladı  devletin bayrağını ve marşını hazır hale getirdi.  Bölgelere yöneticiler görevlendirildi, kolluk kuvvetleri oluşturuldu, savunma için küçük bir ordu oluşturuldu, kabine oluşturuldu ve resmi gazete basıldı, devlet ajansı kuruldu maaş ve ödenek işlemleri tamamlandı. Diğer devletlerle diplomatik ilişki zemini hazırlardı nüfus tespit çalışmalarına başlandı, din görevlileri atandı ve pasaport uygulamasına geçildi.  Ve bunların hepsi birkaç haftada içinde oldu. 29 yaşındaki Süleyman Askeri Bey tam bir teşkilatçıydı Trablusgarp’ta görev yapan arkadaşları gibi neyi nasıl yapacağını biliyordu. Hükümet Bulgarlar ile anlaşma sağladı. Edirne Türklerin, Trakya tarafı ise Bulgarların olacak idi. Ve Batı Trakya’daki Türk halkının haklarını koruyacağına güvence verdi. Artık Süleyman’ın kurduğu hükümete ihtiyaç yoktu ama o Batı Trakya’yı bırakmamak için çok diretti gerekirse direneceğini söyledi hükümet önce Enver’i ikna etti ardından Cemal Paşa’yı yollayıp Süleyman Beyi inandırdı. Böylece Batı Trakya Devleti sona ermiş oldu Süleyman kazandığı nüfus ile buradaki Türklerin haklarını korumaya devam etti. Bulgar Liberal Partisi ile anlaşıp Bulgar Meclisine az bir ittihatçı ve Türk vekil seçtirmeyi başararak en azından buradaki Türklerin haklarını bir şekilde korumaya gayret etmiştir.

Trablusgarp ve Balkan savaşları boyunca milis kuvvetlerden yararlanmalar Osmanlıların aklına bir fikir getirdi. Resmiyet tanımayan bu milis kuvvetlerinden yararlanıp neden bir gayri nizami harp kuvveti oluşturulmuyordu. Kısa sürede bu gayri nizami harp kuvvetini teşkilatlandırmak gerekli idi ve bu fikir çerçevesinde Teşkilat-ı Mahsusa adı altında birlikler kurulmaya başlanmıştır. Hazırda olan Batı Trakya’da bulunan gönüllü birlikler bu işi yaptıklarından teşkilatın çekirdek yapısını oluşturdular. Böylece Teşkilat-ı Mahsusa Kasım 1913 yılında kurulmuş oldu. Bu teşkilatın başına merkez yönetim kurulu ve başkan gerekli idi. Süleyman Askeri Bey,1914 yılının Temmuz ayında siyasetle ilgilendiği için askerlikten emekliye sevk edildi. Esas amaç Süleyman Beyi İstanbul’da tutmak ve başka diğer işlerde kullanmaktı. Süleyman Askeri Bey Muhacirin İdaresi başkanı olarak görevlendirildi ve Bulgaristan ile Birinci Cihan Harbi öncesi dostluk bağlarının kurulması ve güçlendirilmesi için görevlendirildi. Bu yolda o sırada Sofya’da askeri ateşe olarak görev yapan Mustafa Kemal Bey ile beraber faaliyet gösterdi. Türk ve Makedon komitacıların Sırp ve Yunanlara karşı birlikte mücadele etmesini öngören bir mukavele hazırlayarak Bulgarlar ile Osmanlıları birbirlerine yakın konumda olmasını sağladı. Göstermiş olduğu bu başarı Süleyman Askeri Beye Teşkilat-ı Mahsusa’nın başkanlık koltuğuna oturmasının yolunu açacaktı. Enver Paşa Teşkilat-ı Mahsusa’ya kendine yakın adamlardan teşkilatlandırma niyetindeydi. Talat Paşa’da Enver’e yakın olanların partinin içinden bu teşkilata kayacağını öngörerek buna ses çıkarmadı. Bu sebeple Enver Paşa Teşkilat-ı Mahsusu da söz sahibi konuma geldi. Teşkilatlanmanın başına da çok sevdiği ve güvendiği ve Balkanlardaki çalışmalı herkes tarafından takdir gören Süleyman Askeri Beyi getirdi.

Süleyman Bey, kısa sürede Teşkilatı kendine yakın fedailerle teşkilatlandırıp Birinci Cihan Harbi başladığında faaliyete başladı. Osmanlı’nın resmiyette yapamayacağı pek çok işi el altından yapmaya çalıştı. Balkanlarda  Osmanlı için suikastler yaptı. unan ve Sırplara karşı gayri nizami harp verecek olan milisleri örgütledi.  Ruslara karşı bağımsızlık hedefi olan Ukrayna Kurtuluş birliği ile temasa geçti. İngilizlere karşı isyanlar organize etmeye uğraştı. Süveyş kanalını tıkamak için planlar düzenledi. Birinci Dünya Savaşı’nın sıcak çatışma sahalarında hem cephe hem de cephe gerisinden bazı çalışmalarda bulundu. Milis kuvvetlerinin hiçbir iş yapmadığını düşünen kıta komutanları teşkilatın çalışmalarından rahatsızlık duysalar da Süleyman Askeri bir milis generali oluvermişti. Teşkilatı Mahsusa’nın en çok faaliyet gösterdiği yerlerden birisi Kafkas cephesi idi. Teşkilatın buradaki faaliyetlerinin şekli konusunda büyük fikir ayrılıkları vardı. Teşkilatın Kafkasya tarafında sözü geçenlerden biride Bahaddin Şakir Bey idi. Süleyman ve Bahaddin Şakir Bey pek çok konuda anlaşma sağlayamıyor ve Bahaddin Şakir Bey emirleri doğrudan Talat Paşa’dan alıyordu. Bu anlaşmazlık Süleyman Askeri’nin teşkilatın başından ayrılmasına sebep oldu. Ayrılığın asıl nedeni Irak’ta yaşananlar idi. Osmanlılar Birinci Cihan Harbi’ne girerken Irak’taki savunma güçlerini cılız bırakmışlar ve başka cepheleri güçlendirmişlerdi. İngilizler Basra’dan çıkartma yapmış ve Osmanlı askerlerini mağlup etmişlerdi böylece duruma çözüm bulmak gerekti. Bölgede bulunan düzenli birlik sayısı neredeyse yok denecek kadar azdı ve Basra merkeze oldukça uzak mesafedeydi. Harbiye burada yerel halkı teşkilatlandırarak gayri nizami harp yürütmek niyetinde idi. Bu şekilde bir muharebe yapılacak ise akıllara gelen ilk isim Süleyman Askeri Bey idi.

Devleti ve milleti için asla vazifeden kaçmayan Süleyman Askeri için yeni bir macera başlıyordu. Süleyman Askeri yarbaylığa terfi edilerek Aralık 1914 senesinde Basra valisi ve 38.Tümen komutanı olarak bölgeye gönderildi.  Hemen ardından Irak ve civarının komutanlığına getirilmiş oldu. İtibarı artık o kadar yüksekti ki Yarbay olmasına rağmen beraber çalışacağı sivil ve askeri görevlileri dahi belli bir şeye kadar kendisi seçmişti. Süleyman Askeri Bey yanında Teşkilat-ı Mahsusa içinde gönüllüler tarafından oluşturulan Osmancık taburunu ve Mürettep itfaiye alayını da bölgeye gelmesine neden olmuştur. Burada yapacağı direnişe aşırı güveniyordu ve İngilizleri denize dökeceğine inanıyordu. Lakin burada elinde daha fazla yetki ve olanak olmasına rağmen şartlar farklıydı. Ve Arapların ihaneti daha düşman Basra topraklarına adım atar atmaz başladı. Süleyman Bey, Arapları korkutmak için İngilizler ile işbirliği yapan Basra kadısını etkisiz hale getirip cesedinin üstüne vatana ihanetin cezası böyle olur diye yazdırıp ibret-i alem için sergilemiştir.

Süleyman Bey en baştan işi sıkı tutma hedefindeydi. Aynı zamanda askerlerin ona olan güvenleri de sonsuzdu. Ondan çok etkileniyorlardı ve seviyorlardı. Süleyman Bey hazırlıklarını tamamlayıp İngilizleri durdurma faaliyetlerine başladı. 1915 yılının Ocak ayında yapılan Birinci Rota Savaşında İngilizleri yendi. Lakin bu savaşta aynı andan iki bacağından yara aldı. Bu olaydan sonra Süleyman Bey cephe gerisine yani Bağdat’a nakil edildi. Durumu ağırdı ve hareket imkanı yoktu yeniden ayağa kalkıp yürüyebilmesi aylar alabilirdi. Bu olay herkesi karamsarlığa itti. İstanbul yerine yeni birini yollamaya kalkıştı fakat Süleyman Bey bu durumu asla kabul etmedi. Bütün olumsuz durumlara ve hastalığına rağmen tekerlekli sandalyesi ile cepheye geri gitti. 1915 Nisanında İngilizlere karşı saldırı emri verdi. Saldırı İngilizleri zorlamadı çünkü kendi istihbaratları dersine çok iyi çalışmıştı ama Türk istihbaratı ise adeta ayakta uyumuştu. İngilizler nereden saldırı geleceğini biliyordu Şuaybiye Meydan savaşı Türkler açısından tam bir hezimet oldu. Türk askeri dikenli telleri aşacak eşyaları olmadığı için bir şey yapamadı. Düzensiz Arap birliklerinin bir kısmı rastgele ateş ederek Türk askerlerini vururken Acemi beyin emrindekiler hariç çoğu aşiret birliği  emirlere uymadı ve arkasına bakmadan kaçtı. Yerinden kalkamayan Süleyman Bey o kargaşa ortamında duruma yeteri kadar sahip olamadı. Yanlış bilgi veren raporlar ve emir komutanın bozulması felaket ortamı oluşturdu. Ordu dağılmış ve saldırı sırası İngilizlere geçmişti. Acemi Beyin karşı tarafa geçti haberi ile iyice sinirlenen Süleyman Bey şöyle söyledi: Köpekler bile yabancıları mahallelerine yaklaştırmazken siz onlar kadar olamadınız. Nehri konuşlanmış şekilde olan İngiliz filosunun ateşi Osmanlı ordusunu iyice sıkıştırıyordu. Fakat Süleyman Beyi en çok üzen ve sinirlendiren şey düşmanın saldırması değil ihanete uğramış olmasıydı. Bazı Araplar Türklerin mallarına el koymaya çalışıyorlardı. Artık her şey son bulmuştu. Süleyman Askeri Bey Şuaybiye’deki bu ağır hezimeti kendisine yakıştıramayıp tabancasını şakağına dayadı ve tetiğe dokundu. Süleyman Askeri Bey 30 yaşında vatanı için hayata gözlerini yumdu. Vatana ve millete ettiği hizmetlerden ötürü 1916 senesinde Devlet Şurası kararı neticesinde ŞEHİT ilan edildi. Vatanı ve milleti için bir ömür feda eden Süleyman Askeri Bey hala Türk Milleti tarafından gururla anılmaktadır. Evvelce gidenlerin ruhları şad olsun.

Ey Batı Trakyalı asil Türk çocuğu ne mutlu sana,

Sen hayat verdin kanınla millî kurtuluş savaşına.

Yüce kahramanlığın nakşedildi cihanın her yanına,

Selam duruyor milletler senin şu millî bayrağına.

Bastığın şu yerler senin şanlı şehitlerinle dolu.

Düşmanlar taciz edemez yüce kahramanların ruhunu.

Şanlı şehitlerin sarılmış kurtuluş bayrağına,

Bu ne ulvi şereftir gömülmek ecdad toprağına.

Yurtta hürriyetin, istiklâlin rüzgârı esiyor,

Kahraman mücahitler şu pis esareti deviriyor.

Bu şanlı millî istiklâl savaşından asla dönülmez!

Karşımıza çelik ordular da çıksa, bizi ürkütemez!

Biz, millî istiklâl için Meriç’i, Karasu’yu aştık,

Bütün müstevlileri ezerek, yenerek hedefe ulaştık.

Balkanlarda şanlı bir cumhuriyet çığırını açtık,

İlk defa hürriyet meş’alesini biz yaktık.

Bu bayrak dalgalanacak, cumhuriyet yaşayacak!

Karşımızdaki düşmanlar bizden ürküp kaçacak!

Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız,

Şu steplerin kurdu, arslanı, göklerin kartalıyız.

Mücahitlerin hamlesi her zaman fırtınalar andırır,

Savaşta heybetimizin dehşetinden düşmanlar bayılır.

Batı Trakya Cumhuriyeti yaşayacak, yaşayacak!

Terakkimizin karşısında milletler şaşıracak!

Ey şirin Batı Trakya!… İşte nihayet esaretten kurtuldun,

Ey düşmanlar!… Sanmayın savaşlardan bu millet yorgun.

Cumhuriyetin yüce bayrağı her an bu yurtta dalgalanacak,

Şu bütün Batı Trakyalılar kıyamete kadar hür yaşayacak! 

 

(Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Ulusal Marşı,  Süleyman Askeri Bey tarafından Dedeağaç’ta yazılmıştır.)

 

 

 

KAYNAKÇA

https://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCleyman_Asker%C3%AE E.T 21.05.2023

https://www.biyografi.info/kisi/suleyman-askeri E.T 21.05.2023

https://www.savunmatr.com/bir-turk-fedaisinin-kisa-vesikasi-suleyman-asker-bey E.T 21.05.2023

https://www.rubasam.com/bati-trakya-turk-cumhuriyetinin-kurucusu-suleyman-askeri-bey.html .ET 21.05.2023

Bir Jön Türk Portresi Süleyman Askeri Bey, İbrahim CAV E.T 21.05.2023

TEŞKİLAT-I MAHSUSANIN İLK BAŞKANI SÜLEYMAN ASKERİ HAKKINDA: BİR FEDAİNİN BİYOGRAFİSİ, Mustafa BALCIOĞLU E.T 21.05.2023

DEVLET-İ ÂLİYYE’YE ADANMIŞ BİR ÖMÜR; SÜLEYMAN ASKERÎ BEY, Burak CANDAŞ E.T 21.05.2023

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Euaybiye_Muharebesi E.T 21.05.2023

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Emir Şahin

Emir Şahin, 2004 doğumlu , Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İngilizce Ekonomi Bölümü öğrencisi. Türklük üzerine okur araştırır ve yazmaya başladı.

You may also like