İTTİHATÇI ZAFERİ: KUT’ÜL AMARE

Kut’ül Amare, 29 Nisan 1916’da Irak Cephesi’nde kesin Türk zaferi ile sonuçlanan ve Çanakkale Savaşı’ndan hemen sonra yapılarak en az Çanakkale Savaşı kadar önem arz etmesine karşın toplumumuz tarafından neredeyse unutulmuş bir kahramanlık öyküsüdür.[1]

Alman firmalarının Bağdat demiryolunun inşasına başlamasından rahatsızlık duyan İngiltere, Hint Okyanusu’nda güçlü bir potansiyel rakip görmek istememesi, petrol bakımından zengin olan Basra Körfezi’ni elinde tutmak istemesi ve Türk-Alman birlikteliğinin askeri ittifaka dönüşmesinden duyduğu kaygı ile bu bölgede politik ve askeri önlemler alması gerektiğini düşünmüştür. Bu olaydan hareketle İngiltere, 25 Ekim 1914 Tarihinde Basra körfezindeki Bahreyn Adası bölgesine Hintli askerlerden oluşan birliğini göndermiştir. 5 Kasım 1914 Tarihinde Osmanlı Devleti’ne savaş ilanında bulunan İngiltere, 6 Kasım 1914’de Bas Körfezi girişindeki Fav Kasabası’na yaklaşık dört bin kişilik bir ordu çıkarmıştır. Osmanlı Başkomutanlığı bu bölgeyi ikincil cephe olarak gördüğü için buradaki birliklerini farklı cephelere almıştır. Bu olay sonrasında Bağdat’ta bulunan 4. Ordu Müfettişliği, Irak ve Havalisi Komutanlığı ismini almış ve Irak’ın savunması Basra’da Albay Suphi Bey ile komutasındaki 38. Tümen ile seyyar jandarma birliklerine bırakılmıştır. 22 Kasım 1914’te Basra’yı almayı başaran İngiliz kuvvetleri, harekata devam etme kararı almış ve 9 Aralık 1914 Tarihinde Fırat ve Dicle’nin birleştiği Kurna Kasabası’nı işgal etmiştir. Bu işgalde İngiltere Albay Suphi Bey ve 400 askerini esir almıştır. İngilizler karşılarında bir direniş ile karşılaşmadan Basra ve Kurna’yı kolayca almıştır. Bunun üzerine Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili İsmail Enver Paşa, Albay Suphi Bey’in yerine bu bölgeye Trablusgarp Savaşı’nda başarıları ile adından sıkça söz ettirmiş olan Süleyman Askeri Bey ve yaklaşık 50 adet Teşkilat-ı Mahsusa Subayı’nı Osmancık Tabutu adı altında bu bölgenin müdafaası için görevlendirmiştir. Bölgedeki Arap aşiretleri ile işbirliği içerisinde bulunma maksadını taşıyan Süleyman Askeri Bey 1915’in Ocak ayından Yarbay rütbesine yükseltilerek Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı’nı yönetmiştir. İngiliz ilerleyişini durdurmak maksadıyla Kurna’da girdiği çarpışmalardan bir takım mevzi başarısı elde etmiştir. 20 Ocak 1915 Tarihinde meydana gelen Birinci Rota Muharebesi sırasında Süleyman Askeri Bey iki bacağından yaralandı. Komuta’ya devam eden Süleyman

[1] Prof. Dr. Caner Arabacı, “100. Yılında Kut’ül Amare Zaferi”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, (2016): S.1.

Askeri Bey, bölgedeki Arap aşiretlerden oluşan ve sayısı yaklaşık 20.000’e ulaşan bir ordu kurmayı başardı. 11-12 Nisan 1915 Tarihlerinde Bercisiyye ve Şuaybe’de bulunan İngiliz askerleri bir taarruz başlattı. Bu taarruz esnasında gönüllü Arap askerlerinin mevzilerini terk etmesi sebebiyle muharebe kaybedildi ve sonucunda Basra tamamen Osmanlı hakimiyetinden çıktı. Şuaybe mücadelesi süresince yaralı olmasına rağmen sedye üzerinde yaralı vaziyette ordusunu komuta etmeye çalışan Süleyman Askeri Bey, yenilgiyi bir gurur meselesi haline getirdi ve 14 Nisan 1915 günü muharebe meydanında bulunan arabasının içerisinde intihar etti. Bu elim olay sonrasında Irak ve Havalisi Komutanlığına, kolordu komutanlığı yetkilerine sahip olan Albay Nurettin Paşa bilinen diğer ismi ile Sakallı Nurettin Paşa getirilmiştir.[2]

Nurettin Bey 19 Mayıs 1915’de Bağdat’a ulaştı. Kendisi Irak savunmasının tamamından sorumluydu ve fırsat bulduğunda İngiliz birliklerine saldırması konusunda kesin emir almıştı. Genel Townshend komutasında bulunan İngiliz ordusu 31 Mayıs’ta saldırıya geçti ve 3 Haziran’da Amara’yı, 25 Temmuz’da da Nasıriye’yi işgal etti. İngilizler Basra’ya girdikleri ilk günden itibaren Araplar üzerinde propaganda yapmaya başladılar. Irak seferinin Araplara değil Türklere yönelik bir çıkartma olduğunu ve Türkler’in saflarına katılmadıkları sürece onlara zarar vermeyeceklerini söylüyorlardı. Townshend, Kurna’da yaptığı gibi baskın düzeninde saldırılar yaparak Türkleri Bağdat’a kadar takip edebileceklerini düşünüyordu. 23 Ağustos 1915’te Townshend’in beklediği karar Hindistan karargahından çıktı. Bu karara göre Townshend’in tüm Türk birlikleri imha etmesi ve Kut’ul Amare’yi işgal etmesi isteniyordu. İngiliz siyasi subayı Piercy Cox, Bağdat’a girmenin, İstanbul’a girmek kadar etkili olacağı ve bu denli büyük yankı uyandıracağını belirtmekteydi.[3]

Nurettin Bey, Kut’ul Amare’nin güneyinde bulunan Essin bölgesinde ordusunu konuşlandırmıştı. 12 Eylül’de İngiliz birlikleri Essin’in güneyinde bulunan Ali Garbi’yi elde etmeyi başardı. 26 Eylül’de takviye kuvvetleri de arkasına alan İngilizler, 27 Eylül’de saldırıya geçtiler ve Nurettin Bey’in ordusu karşısında üstünlük sağlamayı başardılar. Ağır kayıplar veren Nurettin Bey, 28 Eylül günü ricad emri vermek zorunda kaldı. Bunun üzerine İngiliz birlikleri 29 Eylül’de Kut’ul Amare’yi işgal ettiler. İngilizler bu başarılarından sonra neredeyse Bağdat’ı ve çevresindeki su yollarının tamamını ele geçirmişlerdi. Bu sırada Türk ordusuna Halep ve Erzurum’dan destek geleceği iddiası yayılmıştı fakat bu bölgelerden takviye kuvvet gelse dahi birkaç haftadan önce savaş alanına gelmeleri olanaksız olarak görülmekteydi.

[2] Doç. Dr. Figen Atabey, “Öncesi ve Sonrası ile Osmanlı’nın Kut’ül Amare Zaferi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. C.10, S.53, (2017): S. 205-206.

[3] Mahir Küçükvatan, “İngiliz Basınında Osmanlı’nın Kut’ül Amare Zaferi”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi. C.13, S.26, (2013) s. 58-59

İngilizler geri çekilen Türk ordusu karşısında ilerleyişini sürdürürken Selman-ı Pak bölgesinde çatışma yaşanacağını öngörüyorlardı fakat galip gelecekleri düşüncesindeydiler. Selman-ı Pak sonrasında ise Bağdat’a girmelerinin olası bir ihtimal olduğu kanısına varmışlardı fakat ilerleyişlerini sürdürebilmeleri için Mısır’dan gelmesini bekledikleri destek kuvvetlerinin gecikmemesi önem arz ediyordu. Eğer destek kuvvetler yetişemeden Türkler Çanakkale’den Bağdat’a yeni kuvvetler gönderirse durumun kendileri aleyhine olacağının farkına varmışlardı. General Townshend Kut’ül Amare sonrası geri çekilen Türk birliklerini kovalayarak imha etme düşüncesindeydi fakat Nurettin Bey’in ordusunun düzenli geri çekilişi bu duruma engel oldu. Türk ordusunun Bağdat savunmasındaki son noktası Selman-ı Pak olmuştu. Bu bölgeyi değerli kılan özellikler arasında Müslümanlar için önemli olan Selman-ı Farisi (H.z) türbesi bulunmaktaydı ve bölge adını buradan almaktaydı. Bağdat’ın alınması İngiliz ordusunun Çanakkale’de kaybettiği itibarını tekrar kazanacağını düşüncesi ile daha da önem kazanmaktaydı. İngiliz İmparatorluk Savunma Komisyonu yaptığı incelemeler sonucunda Irak’ta bulunan mevcut ordunun Bağdat’ı almaya yeterli olduğu fakat Bağdat’ı elde tutmak için yetersiz olduğu sonucunu paylaşmıştı. İngilizler desteğe ihtiyaç duymaktaydı. İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener ve Hindistan Genel Valisi Lord Curzon, harekatın yapılması konusundaki çekincelerini dile getirseler dahi komisyonun genel fikri harekatın devam etmesi üzerineydi. Komisyonun aldığı karar üzerine Irak Kuvvetleri Komutanı General Nixon, General Townshend’e 14 Kasım’da Bağdat harekatı için saldırı emri verdi. Osmanlı Devleti, Irak, Musul ve İran’da bulunan birliklerini birleştirerek 6. Ordu’yu meydana getirdi ve 6. Ordu komutanı olarak Alman Mareşal Von der Goltz atandı. Müslüman askerlerden oluşan bu yeni ordunun başına Hristiyan bir komutanın geçmesi Nurettin Paşa’yı rahatsız etmişti. Bunun üzerine Nurettin Paşa’nın yerine bölgeye Enver Paşa’nın amcası olan Halil Paşa atandı.[4]

İngiliz Kuvvetleri henüz destek almamış olmalarına rağmen saldırıya geçtiler. General Townshend saldırının uygun olmadığı düşünse dahi gelen emir üzerine 22 Kasım’da Selman-ı Pak’ta bulunan Türk birliklerine karşı taarruza geçti ve zorlu çatışmalar sonucunda 25 Kasım’da geri çekilme emri vermek zorunda kaldı. Türk birliklerinin yıpranmış olduğunu düşünen İngilizler, takip edileceklerini düşünmüyorlardı ve sayıca üstün olan Türk ordusunun ikmal bakımından yetersiz olduğunu düşünerek Ocak 1916’ya kadar bir saldırı olabileceğini öngörmüyorlardı. Nurettin Bey, dağılan birlikleri toparlamaya çalışırken, Halil Paşa ise İngilizlerin Bağdat’a geri çekilebileceğini düşünerek çatışmanın yaşandığı son gece sabaha kadar beklenmesi gerektiğini söylemiştir. Sabah olduğunda olaylar Halil Paşa’nın tahmin ettiği

[4] Küçükvatan, A.g.m, s.59-62

gibi gelişmişti. Üç gün süren çatışmada Türk birlikleri muazzam bir savunma yapmışlardı ve İngilizler bu süre zarfında 4567 asker kaybetmişti. Bu sayı İngiliz ordusunun üçte birine karşılık gelmekteydi fakat İngilizler geri çekilme sebeplerinin malzeme ve yiyecek sıkıntısından doğduğunu söylemekteydi. İngilizler daha önce işgal ettikleri Aziziye bölgesine erzak ve cephane doldurmuştu fakat geri çekilirken hepsini taşıyamayacaklarını düşündüklerinden fazlalık olanları Dicle nehrine atmaktaydılar. Kut’ül Amare’ye kadar çekilen Townshend, bu bölgenin üç tarafının Dicle ile çevrili olduğu için kolay savunma yapılabileceğini düşünmekteydi ve bu bölgede destek birliklerini beklemekte kararlıydı. İngiliz birliklerini takip eden Türkler, 30 Kasım’da Aziziye’ye vardılar. İngilizlerin ana birlikleri ise 3 Aralık’ta Kut’ül Amare’ye ulaşmıştı.[5]

6 Aralık 1915 Tarihinde Türk ordusu Kut’ül Amare etrafında siper kazmaya başlamıştır. Aralık ayı boyunca Türk birlikleri Kut bölgesini çevrelemiş ve konumlarını tahkim etmiştir. Hatlar güçlendikçe fazla olduğu düşünülen birlikler Basra yönüne iletilerek Kut’a gelebilecek yardımlarının önüne kesmek üzere konuşlandırılmıştır. Bu süre zarfında Townshend’e gönderilen kasaba halkına zarar gelmemesi için teslim olun çağrıları ise olumsuz karşılanmıştır. Basra’daki kuvvetlerin yardıma geleceğine inanan Townshend, dayanmaya çalışmıştır. Anva Fransa’dan gelmesi beklenen yardımlar gelmeyince yardım birlikleri yetersiz kalmıştır. General Townshend, Kut’ül Amare’de bulunan ordunun ricat için çok yorgun olduğunu ve ricat edilse dahi buradaki mühimmatın çıkarılmasının imkansız olduğunu düşünmekteydi. 9 Aralık’tan itibaren Nurettin Paşa komutasındaki birlikler bombardımana başlamıştı ve Aralık ayı boyunca devam eden saldırılarda iki taraf da büyük kayıplar vermiştir. Zaman ilerledikçe Townshen komutasındaki askerler Selman-ı Pak muharebesinde çok fazla subay kaybı verdiği için moral kaybı yaşamaktaydı. Dizanteri ve Tifo gibi hastalıkların da Kut’ta yaygınlaşması ve tedavi için uygun koşulların olmaması İngiliz birliklerini daha da kötü bir duruma sokmaktaydı. İngilizler yardımcı birlikler gönderse de genellikle sonuç alamıyor ve geri çekilmek zorunda kalıyorlardı. Aylarca devam eden bu saldırılarda Sabis ismi verilen tepede 13. Kolorduyu hedef alan İngilizler çok sayıda ölü ve yaralı bırakarak 20 kilometre geri çekilmek zorunda kalmıştır. 10 Ocak 1916 Tarihinde Nurettin Paşa’nın harekat planlarını uygun görmeyen Halil Paşa, Goltz Paşa ile görüşerek kumandayı tamamen devralmıştır. Ocak ayının sonlarında yaşanan Türk ve İngiliz askerleri arasındaki Felahiye Savaşı’nda İngiliz birlikleri büyük bir hezimete uğramış ve geri çekilmişlerdir. Türk ordusu 500 kayıp verirken İngiliz tarafında bu sayı 8000’e ulaşmıştır. 21 Ocak, 7 Mart, 7 Nisan ve 24 Nisan tarihlerinde toplam dört defa taarruza geçen

[5] Küçükvatan, A.g.m, s.62-63

İngiliz birlikleri bir sonuca ulaşamamış ve Kut’ül Amare’deki kuşatmayı kaldıramamışlardır. General Townshend’in zor durumda olduğunu bilen Halil Paşa kendisine gönderdiği bir mektupta “Size gelince, siz askerlik vazifenizi kahramanca ifa ettiniz. Bundan böyle kurtarılmanız için muhtemel vasıta görmüyorum. Mültecilerin ifadelerine göre erzaksız kaldığınız ve kıtaatınız arasında hastalıkların icra-yı hüküm sürdüğünü anlıyorum. Kut’taki mukavemetinize devam etmek veya mütemadiyen artmakta bulunan kuvvetlerime teslim olmak hususatında serbestsiniz…”[6] diyerek hem gözdağı vermiş hem de zaferin Türk ordusu için ne kadar yakın olduğunu vurgulamıştır. Townshend ise daha sonra hatıratlarında bu savaşın kaybedilme sebebinin askeri üstünlük değil, erzak ve hastalık problemleri olduğunu vurgulamıştır. 5 Aylık kuşatma sonrasında umudunu kaybeden Townshend, Osmanlı Genelkurmayı’na serbestçe çekilmelerine karşılık tüm topları bırakacaklarını ve 1 Milyon lira vermeyi teklif etmiştir. Bu teklifi gülünç karşılayan Türkler reddetmiştir. Yapacak başka hiçbir şeyi olmayan Townshend, 29 Nisan 1916’da, yanındaki 5 General, 551 Subay ve 13.300 Er’den oluşan ordusuyla 6. Ordu Kumandan vekili ve Bağdat Valisi Mirliva Halil Paşa’ya teslim olmuştur.[7]

Halil Paşa 29 Nisan 1916’da emri altındaki bütün birliklerine şu genelgeyi yayınlamıştır.

“Orduma,

Arslanlarım,

 1.Bugün, Türklere şan ve şeref, İngilizlere ise kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinç içinde uçarken, ben de hepinizin pâk alınlarından öpüyor ve hepinizi tebrik ediyorum.

  1. Bize, iki yüz yıldan beri tarihimizde bulunmayan bir olayı kaydettiren Cenabı Allah’a hamd ve şükür ederim. Allah’ın büyüklüğüne bakınız ki, bin beş yüz yıllık İngiliz devletinin tarihine böyle büyük bir olayı ilk defa yazdıran, Türk süngüsü oldu. İki yıldır süren dünya savaşı, böyle parlak bir olayı daha göstermemiştir.

 3. Ordumuz, gerek Kut karşısında ve gerekse Kut’u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10.000 neferini şehîd vermiştir. Buna karşılık Kut’ta, 13 General, 481 subay ve 13.300

[6] Said Olgun, Resul Babaoğlu,”Dönemin Kaynaklarına Göre Kut’ül Amare Zaferi” Tarih Araştırmaları Dergisi, C.39, S.67, (2020): s. 485-487

[7] Olgun, Babaoğlu, A.g.m, 487-490

er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30.000 zayiat vererek geri dönmüşlerdir.

  1. Şu hale bakınca, dünyayı hayretlere düşürecek iki büyük fark görülür. Tarih, bu olayı yazmak için kelime bulmakta zorluk çekecektir.
  2. İşte, Türk sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci olayı Çanakkale’de, ikinci olayı da burada görüyoruz.
  3. Yalnız süngü ve göğsümüzle kazandığımız bu zafer, yeni olgunlaşan savaş durumumuz karşısında, gelecekteki başarımızın da parlak bir başlangıcıdır.
  4. Bugüne “KUT BAYRAMI” adını veriyorum. Ordumun her ferdi, her yıl bu günü kutlarken, şehitlerimize Yasinler, Tebârekeler, Fatihalar okusunlar. Şehitlerimiz yüce hayatlarında, semâvâtta kızıl kanlarla uçarlarken, gazilerimiz de istikbâldeki zaferlerimizle gururlansınlar. Altıncı Ordu Komutanı Tuğgeneral Halil”[8]

Sonuç;

Halil Paşa, Osmanlının en bunalımlı döneminde ordu hizmetinde etkin roller üstlenerek adını başta İngilizler olmak üzere tüm dünyaya duyurmayı başarmıştır. Özellikle Kut’ül Amare’de adından sıkça söz ettiren Halil Paşa, Hasta adamın son yumruğu olarak İngiliz kuvvetlerinin tepesine inmiştir. Bu zaferi bayram ilan ederek Şanlı Türk Milleti’ne ve Türk Ordusuna armağan etmiştir. Kut’ül Amare zaferinin yıldönümünde kendisini ve tüm aziz şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

[8] Mehmet Emin Dinç, Kut’ül Amare Zaferi I. Dünya Savaşında Irak Cephesi, (Ankara: Atatürk Araştırmaları Merkezi, 2016) s.468

 

KAYNAKÇA

  1. Arabacı, Caner. ”100. Yılında Kut’ül Amare Zaferi”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi, s.1
  2. Atabey, Figen. “Öncesi ve Sonrası ile Osmanlı’nın Kut’ül Amare Zaferi”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, s. 205-206
  3. Küçükvatan, Mahir. “İngiliz Basınında Osmanlı’nın Kut’ül Amare Zaferi”, Çağdaş Türkiye Araştırmaları Dergisi, 58-63
  4. Dinç, Mehmet Emin. Kut’ül Amare Zaferi ve I. Dünya Savaşında Irak Cephesi, Atatürk Araştırmaları Merkezi, Ankara, 216, s.468
  5. Olgun, Said ve Babaoğlu, Resul. “Dönemin Kaynaklarına Göre Kut’ül Amare Zaferi”, Tarih Araştırmaları Dergisi, 485-490
Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Cengiz Atay

Dumlupınar Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği mezunu öğretmen. Tarih ile ilgilenir ve yazar.