*Bu yazı Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde bitirme tezi olarak hazırlanmıştır.

 

1- Osmanlı’nın Son Döneminde Tarihi ve Siyasi Durum

  1. Yüzyıl siyasi, iktisadi ve toplumsal temellerin atıldığı değişme ve gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Temelinde Reform ve Rönesans hareketleri, coğrafi keşifler, ilmi ve teknik buluşların yattığı bu gelişmeler, milliyetçilik ve sanayi doğuşuna yol açmıştır.[1]
  2. Yüzyılda özellikle Fransız İhtilalinin etkisiyle devletlerin siyasi düzeni yavaş yavaş değişmeye başlamış milliyetçilik fikirleri çok uluslu düzene sahip devletleri olumsuz yönde etkilemişti. Osmanlı Devleti de bu durumdan kendine düşen payı aldı. Özellikle Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti’nde Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık gibi kavramlar kullanılıp tartışılmaya başlandı.

Çalışmamızın aşağıdaki sayfalarında ayrıntılı bir biçimde ele alınacak olan bu akımlardan Osmanlıcılık fikrinin temelinde hızlı bir biçimde yıkılmaya başlayan Osmanlı Devletini Müslim, Gayri Müslim bütün unsurlarıyla bir arada tutma ve kurtarma amacı yatmakta idi.

İslamcılık düşüncesinin çıkışında da benzer gerekçeler bulunmaktaydı. Osmanlı sınırları içerisinde yüzyıllarca Türk ve Müslümanlarla birlikte yaşamış olan Yunan, Bulgar, Romen, Sırp, Hırvat gibi gayri-Müslim unsurlar, Batılı büyük devletlerin kışkırtmaları ve destekleri ile Osmanlı Devletine karşı isyan ederek bağımsızlıklarını kazanıp kendi devletlerini kurunca, Osmanlı’daki bir takım aydın, en azından Müslümanları bir arada tutmayı amaçlayan İslamcılık fikrini ileri sürdüler.

Türkçülük düşüncesi, aslında, Batılı yıkıcı ve sömürgeci devletlerin destekleri ile Osmanlı’ya başkaldırıp kendi ayrı devletlerini kurmak isteyen gayri-Türk ve gayri-Müslim unsurlara karşı tepki hareketi olarak ortaya çıkmış olan bir harekettir. Bu hareketin en büyük temsilcileri Ömer Seyfettin, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, İsmail Gaspıralı, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi aydınlardır.

Milliyetçiliğin doğuşu, tarih sahnesine siyasi bir akım olarak çıkışı, Avrupa’da milli devletlerin doğuşundan sonra olmuştur. Nitekim Milliyetçiliğin yayılması, İngiltere, Fransa ve İspanya’nın ardından Avrupa’da İtalya ve Almanya gibi yeni güç merkezleri olarak milli devletlerin doğuşuna yol açarken, diğer taraftan doğrudan çok milletli imparatorlukları tehdit eden bir gelişme olmuştur.[2]

Avrupa’daki gelişmelerin dışında düşünemeyeceğimiz çok milletli devlet yönetim biçimi, Osmanlı Devletini de etkilemekte gecikmemiştir. Sonuçta Fransız İhtilalı ile tohumlanan ve hürriyet fikriyle desteklenen milliyetçiliğin yayılması, Osmanlı Devletinde gayri Türk ayaklanmalara yol açarak devletin bütünlüğünü tehdit etmeye başlayacaktır. Batıdaki milliyetçilik anlayışının temeli belli sınırlar içerisinde, aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan ve birlikte yaşama duygusuna sahip olan millet kavramına dayanıyordu. Halbu ki çok milletli Osmanlı Devletinde böyle bir millet yapısı mevcut değildi. Çünkü geniş bir coğrafi alana yayılmış bulunan Osmanlı devleti çeşitli din, mezhep ve milletlerden meydana geliyordu. Çok milletli Osmanlı Devletinde toplum düzenini oluşturan mekanizmaya ‘’millet sistemi’’denilmekteydi.

Osmanlı Devleti, Avrupa’nın belirlediği bir tarih dönemine adım atar. Bu süreç Sanayi İnkılabı ve Avrupa’nın dünyaya açılmasıdır. Değişen tek şey teknoloji değildir, siyasi organizasyonlar, hayat tarzları, toplum ilişkileri ve en önemlisi de insanın dünyayı kavrayış biçimi eskisi gibi değildir. İnsan tabii çevresine giderek daha fazla hükmetmekte, kendisini kaderinin efendisi olarak görmektedir.

Avrupa’da meydana gelen reform ve Rönesans hareketleri ile imparatorluklar sarsılmış, Fransız İhtilalı ve sanayi devrimi ile beraber milletleşme sürecini başlatmıştır. Rönesans ve Reform Osmanlı’da bir yankı bulmamasına rağmen, Fransız Devrimi, Batı Hıristiyanlığı içinde, İslam dünyası üzerinde bir etkide bulunan ilk büyük fikir hareketi idi. Bu dönemde ortaya çıkan Fransız İhtilalı’nın yaymış olduğu milliyetçilik akımı çok uluslu bir devlet olan Osmanlı Devleti’nde de etkisini göstermekte gecikmedi.

 

C- TÜRKÇÜLÜK

Osmanlı devletinin bütün unsurları ile çok değişik dağılmalara girdiğini gören Türk aydınları, çarenin Türk milletinin merkezinde birleşmek gerektiğini düşünmüşler ve böylelikle Türk halkının millet duygusu içinde bir devlet kurmasının gereğini yaygınlaştırmışlar ve buna da Türkçülük demişlerdir. Türkçülük, birinci aşamada Osmanlı sınırları içinde bulunan bütün Türklerin mutlaka bir devletinin olmasını, ikinci aşamada da Türkiye dışında kalan Türklerin bağımsızlıklarına kavuşmasına yardımcı olup bu devletlerle mümkün derecede birlik oluşturmayı ülkü edinmiştir. Bu görüşe Turancılık da denir.[3]

Türkçülerin temel görüşleri, aslında “Osmanlı Devleti nasıl kurtulur?” sorusunun cevabında, akılcı ve çağdaş bir yeni Türk devletinin kurulmasında şekillenmiştir. Hemen hemen o dönemdeki bütün aydınlar, çökeceğini kesin olarak gördükleri Osmanlı devletinin nasıl kurtulabileceğine kafa yormuşlar ve değişik yayın organlarında bu fikirlerini açıklamışlardır.

Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset’inde Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük fikirlerini açıklamıştır.

Ona göre Türkçülük, kendi tezinin son bölümü olup uygulanması en makul ve uygun olan görüştür. O Türkçülüğü ‘‘Tevhid-i Etrak’’ (Türklerin Birliği), ‘‘Türklük’’ veya ‘‘Türk milliyet-i siyasiyesi’’ Türk Milli Siyaseti) biçiminde de adlandırmaktadır. Bu konudaki düşünceleri özetle şöyledir: Türk Birliği ilkin Osmanlı Devletinde Türklerin, Türk olmadıkları halde az çok Türkleşmiş olanların ve ulusal vicdandan yoksun olanların bilinçlendirilmesi ve Türkleştirilmesiyle başlayacaktır. Sonra, Asya kıtası ile Doğu Avrupa’da yayılmış olan Türklerin birleştirilmesine geçilerek azametli bir siyasal milliyet meydana getirilecektir.”[4]

Genel olarak Türkçüler, fikirlerini şöyle anlatmışlardır: Osmanlı Bayrağı altında şuursuz bir hayat geçiren Türkler bir millet haline gelmelidir. Bunun için, bu gayeye varmak amacıyla Türkler, milli bir vicdana sahip kılınacak, milliyetlerini idrak edeceklerdir. Milli varlıklarına, şahsiyetlerine şuur kazandıracaklardır. Buna günümüzdeki deyişle Türk Milliyetçiliği de denir.[5]

Türkçüler, bu düşüncelerini gerçekleştirebilmek amacıyla dil ve tarih gibi kültürel sahalardaki araştırmalar yapmaya başlamışlardır. Böylelikle Türkçülük, Tanzimat dönemindeki kültürel milliyetçilik çerçevesinde sade bir dil yaratma çabaları ile gündeme gelir. Türkçenin sadeleşmesine, halkın anlayabileceği şekilde bir yazı dilinin sadeleştirilmesinde girişimler yapılır.

Türkçülük fikriyatında Türk Yurdu, Yeni Mecmua gibi yayın organları aktif çalışmalar yapmıştır.

Türkçü aydınlar bu idealleri uğruna bir çok bilimsel çalışmalar yapmışlardır. Türkçülük akımının öncülerinden Ali Suavi, Mustafa Celalettin Paşa, Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Vefik Paşa gibi ileride Türk Ocakları kadrolarını oluşturacak şahsiyetler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Moğollar, Tatarlar gibi Türk tarihinin önemli dönemleri ile ilgili tarihi ve kültürel çalışmalar yapmışlardır. Ayrıca, Türkçü aydınlar, Batılı araştırmacıların genel Türk ve İslam Öncesi Türk tarih ve kültürü ile ilgili kaynak eserlerini Türkçeye çevirerek ideallerini yaymaya ve güçlendirmeye çalışmışlardır.

Türk dili ve edebiyatı alanında Türkçülük fikrinin ilk izleri İbrahim Şinasi Efendi, Ziya Paşa, Süleyman Paşa ve Namık Kemal’in eserlerinde görülür.

Eserine İlm-i Sarf-ı Türk-i adını veren Süleyman Paşa, kitabında Türkçe adını kullanmasının sebebini Osmanlı isminin bir devlet ismi olduğunu, Türk dili ve edebiyatı için kullanılmaması gerektiğini ifade ederek açıklamıştır. Ayrıca O’nun en büyük hizmeti, askeri okulların ders programına milli tarihi koymuş olmasıdır.

Vatan ve Hürriyet fikirlerini yeni kuşaklara aşılayan Namık Kemal (1840-1888), konularını Osmanlı-İslam tarihinden seçerek tarih şuuru ile milleti uyandırma yolunda önemli bir adım atmıştır. Namık Kemal yazılarında Vatan, Millet ve Türkistan gibi kavramları sık sık kullanmakta ise de Osmanlıcılık fikrinin en önemli savunucularındandır. Bazen Türk kelimesini Müslüman tabiri ile eş anlamlı olarak kullanan Namık Kemal’e göre, nation (ulus)un doğru karşılığı ümmettir. Türkçenin sadeleştirerek yaygınlaştırılmasını da savunan Namık Kemal, İslami ve Osmanlıcı esaslardan ayrılmadan “terakkiyi” savunur. İlmi Türkçülüğün önderleri olarak bilinen Ahmed Vefik, Süleyman Hüsnü ve Ali Suavi’nin dil ve tarih çalışmalarıyla Devlette Türklük şuurunun uyanmasında önemli rolleri olmuştur.[6]

Bir bütün olarak bu düşünceye bakıldığı zaman bir takım özelliklere sahip olduğu görülür ki bunlar da onu yaygın ve sürekli özelliği ile milliyet hareketlerinin veya milliyetçilik ideolojisinin tarihin en evrensel hareketi olarak kabul edilmesini sağlar.

Buna göre Türkçülükten kaynaklanan Türk milliyetçiliği fikri, Tarihi Milliyetçilik kavramı çerçevesinde oluşturulmuş bir milliyetçilik türüdür. Tarihi Milliyetçilik, kaynağını dil, din, gelenekler, tarih ve kültürün oluşturduğu bir milliyetçiliktir. Mensupları da bu değerlerle ilgili olarak muhafazakâr karaktere sahip olurlar ve tavırlarını da bunlara göre sergilerler.

Tarihi Milliyetçiliğin karşısında bir de Liberal Milliyetçilik kavramı bulunmaktadır. Bu ise, kaynağını Fransız İhtilalından alır. Yüzü maziye değil, geleceğe dönüktür. Kendini İstiklalde bulmaya, ispatlamaya gayret eder. Bu özelliği ile daha çok politik, ekonomik, istiklal, hürriyet ve eşitlik peşindedir. Milli istiklal, milli birlik, içte milli birlik hâkimiyet, dışa karşı milletlerin kendi mukadderatını kendilerini tayin etmeleri bu akımın görüşleri arasındadır.

Osmanlının en önemli araştırmacı ve düşünürleri Türkçülük genel düşüncesini ifade eden Türk Milliyetçilik düşüncesini bilimsel bir zemine oturtmuşlar ve bu bağlamda diğer milliyetçilikten farklı bir karakter kazandırmışlardır. Bu bilimsel zemin de Türk Milletinin binlerce yıllık devlet yönetme tecrübesi içinde çok değişik kültürlere sahip değişik halkları yönettiği Türk devletleri tarihinden çıkan kültürel milliyetçilik zeminidir.

  1. Abdülhamit’in ilk yıllarında Türkçülük hareketine müsaade edilmedi ama bunun karşısında Rusya’daki Türk aydınlar arasında ilgi gördü ve iki büyük insanın yetişmesine vesile oldu. Bunlardan birisi Mirza Fethali Ahunzade’dir. O, Azeri lehçesiyle komediler yazdı.

Diğer Türkçü şahsiyet ise, Kırım Bahçesaray’da Tercüman gazetesini çıkaran Gaspıralı İsmail’dir. Siyasi Türkçülüğün babası sayılan İsmail Gaspıralı Slav baskılarına boyun eğmeyerek Türklüğün kurtuluşunun Türkçülük fikrinde olduğunu belirtmiş ve “Tercüman-ı Ahvâl-i Zaman” adlı gazete aracılığıyla Doğu Türkleriyle Batı Türklerini birleştirmeye çalışmıştır. Onun “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” sözü, bütün Türkçü-Turancıların sloganı ve duygularının sözü olmuştur. O, öncelikle Türk çocuklarının toptan eğitilmesi ile Avrupa’nın medeniyeti ve Türk Milletinin kültürünü harmanlayarak gelişmeci bir fikir kazanacaklarını anlatmış ve bu amaçla da yoksul çocukların okutulması ve okullara yardım edilmesi için “Cemiyet-i Hayriye adıyla dernekler kurmuştur. Bu sayede bir çok Kırımlı Türk genci Rusya Üniversitelerinde yüksek öğrenim görme imkânım buldu

Gaspıralı’nın ikinci hedefi Türkçenin sadeleşmesini ve bütün Türk illerinin ortak Türkçe ile konuşmasını sağlamaktı. Bunu, ilk önce kendi yazılarında uygulamaya başladı. Yazılarında, Arapça ve Farsçaya fazla yer vermeden, buna karşılık Türk ülkelerinde konuşulan ortak sözleri kullanarak yazmayı tercih etti. Amacının, bütün Türkler arasında dil birliğinin sağlanması olduğu açıktı. Belki, buna Turancılığın ilk adımı demek de mümkündür. Hedefi:

  1. Yabancı sözleri ve gramer kurallarını, Türkçeden mümkün olduğu kadar atmak.
  2. Halk tarafından anlaşılmayan Arapça ve Farsça terimleri ve tamlamaları kullanmamak.
  3. Türk lehçelerinde pek kaba olmayan mahallî sözleri Osmanlı-Türk kullanımına uydurmak.

İsmail Gaspıralı; hukuk açısından çok geride bulunan Türk kadınının erkeklerle eşitliğini sağlamak gerektiği üzerinde de ciddî olarak durmuştur. Ona göre, milletin anaları, milletin birinci eğitimcileri kadınlardır. Kadınlar hayatı anlayamayacak olurlarsa, çocuklarım o hayata gereği gibi hazırlayamazlar. Milletin yarısını kadınlar meydana getirir. Onlar hayattan ve çalışmaktan uzak kalırlarsa, milletin hayatı ve çalışması da yarım kalır. Kızı Şefika’nın idaresinde ‘’Alem-i Nisvan’ı (Kadın dergisi)‘’ yayınladılar.

Gaspıralı, 20. yüzyılın başından itibaren, görüşlerini dört kelimelik bir sloganla ifade etmeye başlamıştır: “Dilde, fikirde, işde birlik“. Bu slogan, Türkçülüğün tatbikattaki bütün hedeflerini özetlemekte ve aynı zamanda bir ideal belirlemektedir. İsmail Gaspıralı, bu idealin, özellikle Kuzey ve Doğu Türklüğünde okullar, basın, hayır, ilim ve edebiyat cemiyetleri, millî yardımlaşma kurumları vasıtasıyla gerçekleşeceğini umuyordu. Gaspıralı İsmail Bey 11 Eylül 1914’te Bahçesaray’da vefat etti. Tercüman ondan sonra, üç buçuk yıl kadar oğlu tarafından yayımlandı. Bolşeviklerin duruma hâkim olmaları nedeniyle 1918’de kapandı.

1936’da “milliyetçi olduğu” suçlamasıyla Stalin tarafından öldürtülen Prof. Osman Akçokraklı’nın birkaç cümlesi Tercüman’ın ve dolayısıyla İsmail Gaspıralı’nın tüm hikmetlerini çok güzel belirtmektedir: “Bizim ne millî kütüphanemiz var, ne milli umumî müzemiz var. Ne millî tarih-i cedidimiz var, ne millî akademimiz var. Bizim 23 ciltlik Tercüman’ımız var. Bu, büyük millî bir hazinemizdir. Her ne zaman millî emellerimizden feyz almak istesek o hâzineye müracaat ederiz.[7]

  1. Abdülhamid’in son yıllarında Türkçülük akımı yeniden canlanmaya başladı. 1897 Yunan Harbi başladığında Mehmet Emin Bey ’’Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur.’’diyerek haykırmıştır. Bu fikir Selanik’teki Genç Kalemler, Ziya Gökalp, Ahmet Hikmet Bey, Halide Edip Adıvar, Yeni Turan adlı romanıyla, Türk Yurdu ve Türk Ocakları ile büyüdü.[8]

 

 

 

 

 

 

TÜRKÇÜ TEŞKİLATLANMALAR VE TÜRK OCAĞI

1- Türkçülük Düşüncesi Çevresindeki İlk Edebi Çalışmalar

Milliyet şuuru, Türk toplumunda tarihinin ilk çağlarından beri mevcuttur. Büyük Hun Devleti Hakanı Mete Han ve Asya Hun İmparatorlarından Çi-çi Yabgu’nun halkına ve ordusuna verdiği nutuklarda bu şuurun belirtileri görülmektedir. Ayrıca, Orhun Abideleri’nde üzerinde özellikle vurgulanan “Türk Bodunu” ve “Türk Eli” deyimleri ile millet ve yurt şuurunun önemi çok berrak bir biçimde anlatılır.

Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’inde, Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügatı’t-Türk, Ebul Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türki adlı eserlerinde milliyet şuurunun izlerini görebiliriz.

Karaman Beyi Mehmet Bey’in “Dergahta, divanda, çarşıda, pazarda Türkçe konuşulması “ hakkındaki emirleri, Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve gelişim çağında (1299-1453) sadrazamların hemen hepsinin Türk kökenli olması, Türklerde milliyet fikrinin tarih boyu yaşatıldığını göstermektedir

Diğer taraftan Anadolu’nun Türkleştirilmesi, Türklerin İslamlaşmasının Milli vasıfları yok edici güç olmadığını göstermektedir. Osmanlı Döneminde Türk Milli Şuuru en çok II. Murat döneminde görülmektedir. Bu dönemde Türklük Bilgisi ile ilgili bir takım önemli eserler yayınlanmıştır. Örneğin, Reşid-el-Din Tarihinin Türk boylarının tarihini ele alan birinci kitabı Farsçadan Türkçeye çevrildi ve Türklerin İslam öncesi devirleri hakkında başka eserler de yayınlandı. Böylece ilk defa Orta Asya Türk destan ve gelenekleriyle bağlantı kurularak Osmanlı hanedanının soyu Oğuz Han’a dayandırıldı. Öyle ki, Türk Milletinin Türk Kültürünü Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında yayıp büyük devlet kurmaları ve anavatandan aktardıkları, getirdikleri kültürlerini uzak diyarlarda yaşatmalarının sırrı kuvvetli bir milliyet şuuruna sahip olmalarındandır.

Türklerde görülen milliyet şuuru, Osmanlı Döneminde, imparatorluk ve İslam dininin tesiri altında küllenmişti.

Türk Milliyetçiliği de Osmanlı Devletinin yıkılmak üzere olduğu, Türk aydınlarınca hissedilmeye başlandığı bir dönemde, devletin çeşitli din ve milliyetlerden meydana gelen kozmopolit yapısı içinde bir tepki ve kendini bulma akımı olarak doğmuş ve daha ziyade Türkçülük olarak adlandırılmıştır. Dolayısı ile yakın dönem düşünce tarihimizde modern manası ile “millet” fikrinin ortaya çıkması ve bu fikre dayalı olarak gelişen milliyetçilik, Türkçülüğün tekâmülüne bağlı olarak doğmuştur. Türkçülük de 19. yüzyılda gelişen siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi faktörlere bağlı olarak doğmuş ve gelişmiştir.[9]

Milliyetçilik duygusunun Hıristiyan tebaa arasında yayılması, Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkların isyanları, milliyetçilik isyanları ve bu isyanlar sonucunda kaybedilen topraklarda yaşayan Türklerin Anadolu’ya göç etmeleri, devlet adamlarının Türkoloji sahasındaki çalışmaları ve Türk gençlerinin Avrupa ile teması, XIX. yüzyılın başlarından itibaren Türkçülük hareketine zemin hazırlamıştır.

Eski ve Yeni Türkler (Les Turcs Ancients et Modernes)” adlı eserin yazarı Mustafa Celaleddin Paşa; “Lugat-i Çağatayi ve Türk-i Osmani” adlı eserin yazarı Buharalı Şeyh Süleyman Efendi, Ali Suavi; “Kamus-ı Türk-i”, “Kamus-ul Alam” eserlerin yazarı Şemseddin Sami Bey; Türk Tarihi, Ural-Altay Lisanları, Orhun Abideleri,“Pek Eski Bir Türk Yazısı“ adlı eserlerin yazarı Necip Asım Bey; büyük bir Türk Lugatı hazırlayan Veled Çelebi, 1893 yılında yayınlamaya başlayan İkdam gazetesinde ilk defa “Türk gazetesidir.” başlığını kullanan Ahmet Cevdet Bey, Emrullah Efendi, Ahmet Mithat Efendi, Fuat Raif ve Bursalı Mehmet Tahir Beyler lisan, edebiyat, filoloji ve tarih sahasında bilimsel Türkçülüğe büyük katkıda bulunmuşlardır.

  1. Meşrutiyet Öncesinde Türkçülüğün gelişmesine baktığımızda II. Abdülhamit döneminde Osmanlı Devletinin devamı için zaruri görülen Türkçülük, aydınlar arasında gelişmeye devam etmiştir. Yani II. Abdülhamit devri, “milliyetçilik” akımının şekillenmeye başladığı devirdir. Mehmet Atıf’ın Kaşgar Tarihi (İstanbul, 1300 (1882-83) Osmanlı topraklarındaki Müslümanlar arasında Türklük şuurunu yaymak için yazılmıştı.[10]

Öte yandan Ahmed Midhat Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide başlıklı eserinde, tıpkı Namık Kemal gibi Osmanlı’nın kurucu unsurunun Türk olduğunu ortaya koymuştur.

Jön Türkler’in liderlerinden olan Mizancı Murat Bey (1853-1914) tarafından yazılan “Umumi Tarih”, Asya’nın en büyük Milleti Türkler, Çinliler ve Hintliler hakkında bilgi veriyor ve Türkler’in İslamiyet’in doğuşundan çok önce kurdukları ve aralarında Oğuz Han devletinin de bulunduğu büyük devletlere işaret ediyordu.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile Türkçülüğün örgütlenmesine ve Türkçü derneklerin kurulması imkanı olmuştur. II. Meşrutiyetten önce Osmanlı Devleti Yönetimi, milliyet esası üzerine dernek kurulmasına izin vermemişti.

1890 yılında sonra Türk Tarihine verilen önem açısından en önemli yıllar olmuştur. Bu devirde İstanbul’da İkdam gazetesi önemli bir yer tutar. Bu gazete Leon Cahun’un yazdığı “Asya Tarihine Giriş” adlı eserini esas alarak yazdığı Türk Tarihi (1899) ile Türklerin Osmanlı öncesi tarihlerini aydınlatmıştır.

  1. Abdülhamit döneminde Türk kavramı ırki ve lisani manada artık şerefli ve gurur duyulan bir kavram olarak değişmiş, Türk Tarih araştırılmalarına önem verilmiş, ön plana çıkarılmış, gün ışığına çıkarılarak Türk Tarihi genişlik kazanmıştır. Bunda sonra Osmanlı Devleti topraklarında yaşayan Türkler, dil, tarih, edebiyat, tarih ve kültürlerinin Osmanlı ve Türk Tarihi olduğunu açıkça görmüşlerdir. Osmanlı Devleti dışında Türkçe konuşan Müslümanlar millettaş olarak kabul edilmiş, zamanla Türk birliği fikri, kültürel terimlerle ifade edilmeye çalışılmıştır. Anadolu, Türklerin vatanı olarak önem kazanmaya başlamış, Türk milliyetçiliğinin temeli olarak, Türk dili ve kültürünün rolü ve bunları canlandırmak ve geliştirmek ihtiyacı da kuvvetlenmiştir.

1- Türk Derneği

Türkiye’de Türk Milliyetçiliği esasına dayanan ilk dernek Türk Derneğidir. Türkçülükte ilk teşkilatlanmanın ilk girişimini oluşturmaktadır. Türk Derneği 25 Aralık 1908 (12 Kanun-ı evvel 1324) Cumartesi tarihinde derneğin ilk nizamnamesi İstanbul’da Karabet matbaasında basılmıştır.

Türk Derneği’ni kurma teklifi Yusuf Akçura’dan gelmiş, Necib Asım ve Veled Çelebi’nin katıldıkları, Mülkiye Mektebi Müdürü Celal Bey’in odasında yapılan bir toplantıda kuruluş kararlaştırılmış, Mülkiya Mektebi toplantısından sonra gazetelere verilen bir ilanda, toplanan adamların isimleri açıklanmıştır. Türk Derneği, 1908 yılının Kasım ayında İstanbul’a gelen Yusuf Akçura, Necip Asım ve Veled Çelebi’nin öncülüğünde Ahmet Mithat Emrullah Efendi, Bursalı Mehmed Tahir, Ahmed Hikmet Bey, Korkmazoğlu Celal, Akyiğitzade Musa Bey, Fuat Raif Bey tarafından kurulmuştur. Daha sonra derneğe Mehmet Emin (Yurdakul), İsmail Gaspıralı, Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi kişilerin yanı sıra, Martin Hartmann, Vladimir Gordlevskiy gibi Türkologlar ile Osmanlı vatandaşı gayr-i Müslimler de üye olmuştur.

Türk Derneği’nin fahri başkanı ve hamisi Veliaht Yusuf İzzettin Efendi, Başkanı Fuat Raif Bey, başkan yardımcısı Necip Asım, sekreteri de Yusuf Akçura olmuştur.

Bu cemiyetin nizamnamesi Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Celal, Rıza Tevfik ve Ahmet Hikmet başta olmak üzere bir grup kurucu üye tarafından hazırlanarak kaleme alınmıştır.

Merkezi İstanbul’da olmak üzere, sırf ilim ile uğraşmak için kurulan Türk Derneği’nin amacı nizamnamesinin 2. maddesinde şöyle açıklanmaktadır: “Cemiyetin maksadı Türk diye anılan bütün kavimlerin mazi ve haldeki asar, ef’al ve muhitini öğrenmeye ve öğretmeye çalışmak, yani Türklerin asar-ı atikasını, tarihini, lisanlarını, avam ve havas edebiyatını, etnografya ve etnolojiyasını, ahval-i içtimaiyyesi ve medeniyet-i hazıralarını, Türk memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp ortaya çıkararak bütün dünyaya yayıp dağıtmak ve dilimizin geniş ve medeniyette elverişli bir dereceye gelmesine çalışmak ve imlasını ona göre tetkik etmek.”

Sırf ilimle uğraşacak olan Türk Derneği cemiyetine Türk olmayan Türkiyatçılar da dahil olabiliyorlardı. Cemiyetin kasa defterine göre 63 kişi görünmektedir. Bunların içinde Prf. Dr. Gordlevski, Doktor Karaçon, Prf. Martin Hartman gibi oryantalistler, Boyacıyan Agop ve Antuan Tıngır Efendiler gibi Türk olmayan Osmanlılar da vardır.

Türk Derneğinin amaç ve faaliyetlerini genel olarak değerlendirdiğimiz zaman baktığımız da ağırlık olarak Türkoloji çalışmaları yapmak üzere kurulduğunu görürüz. Türk Derneği mensupları ideolojik açıdan kültürel manada Türkçü olmakla beraber, siyasi açıdan Osmanlıcılık geleneğini ağırlıklı olarak taşımaktadırlar.

2- Genç Kalemler Derneği

Selanik’te çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi, dilde Türkçülük akımına yeni bir hız vererek milliyetçi ideolojinin oluşması bakımından çok önemli bir gelişmeye öncülük etmiştir.

Genç Kalemler dergisi, Ali Canip tarafından çıkarılmaya başlanır. Ona bu görevi İttihat ve Terakki vermiştir. Yazıların büyük çoğunluğu Ali Canip, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp tarafından kaleme alınan dergide; Kazım Nami (Duru), Akil Koyuncu, Enis Avni (Aka Gündüz), Hakkı Süha, Celal Sahir, Mehmet Ali Tevfik gibi şahıslar da yazılar yazmışlardır.

Genç Kalemler’de ağırlıklı olarak Türkçenin sadeleştirilmesi ve edebiyat yazılarına yer verilmesine rağmen, birçok makalede milliyetçilik yapma dil akımının dışına taşmıştır. Dilin sadece bir edebiyat problemi değil, aynı zamanda Türklerin hayatını yakından ilgilendiren bir konu olduğu ele alınır ve 100 milyon kan kardeşini birbirine bağlayan bir bağ olduğu, dolayısıyla İstanbul Türkçe’sini bütün Türklere yaymak gerektiği vurgulanır.

Ağırlıklı olarak bir dil ve edebiyat dergisi olan Genç Kalemler’de Haftanın Hadisesi adlı sütunda aktüel, siyasi ve sosyal olaylar da değerlendirilmektedir.

Genç kalemler Hareketinin amacı, yazı dilini sadeleştirmek ve halk diline önem vererek Yeni Lisan Hareketinin gerçekleşmesini temin etmekti. Bu dergi 11 Nisan 1911’den itibaren geniş kadrosu ile 15 günde bir Perşembe günleri yayınlanmaya başlamıştır.[11]

Derginin ilk sekiz sayısı Hüsn-ü Şiir adıyla yayınlanmış iken, Akil Koyuncu’nun önerisiyle Genç Kalemler olarak değiştirilmiş ve 9. sayı 1910’un sonlarında Genç Kalemler’in İlk sayısı olarak yayınlanmıştır.

Balkan Savaşları’na paralel olarak, Selanik’in elden çıkması üzerine İstanbul’a Genç Kalemler kadrosu Türk Yurdu ve Türk Ocağı bünyesine dahil olacaklardır. Burada özellikle Ziya Gökalp, Türk Milliyetçiliğinin sistematize edilmesinde önemli roller üstleneceklerdir.[12]

3- Türk Yurdu Cemiyeti

Türkçülük hareketinin ikinci önemli Cemiyeti (18 Ağustos 1327) 31 Ağustos 1911 tarihinde kurulan Türk Yurdu Cemiyeti’dir. Türkçülüğün “Teşkilatlanma Evresi” açısından büyük bir önem taşır. Bu cemiyet, Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Ahmet Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, Dr. Akil Muhtar (Özden) ve Yusuf Akçura gibi Türkçülük hareketinin önde gelen kişileri tarafından kurulmuştur. Dergide Yusuf Akçura, Mehmet Emin, Köprülüzade Mehmet Fuad, Celal Sahir, Ispartalı Hakkı, Bursalı Mehmet Tahir, Ağaoğlu Ahmet, Mehmet Emin Resulzade, Hüseyinzade Ali, Ayaz İshaki, Halim Sabit, İsmail Gaspıralı, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Hamdulah Suphi, Ali Canip gibi devrin tanınmış edebiyatçı, ilim ve fikir adamları ile gazetecileri yazı yazıyordu. Türk Yurdu dergisi, çağdaşlaşmayı Türkler için bir hayat meselesi olarak kabul ediyordu. Ayrıca mümkün olduğu kadar Türklerin çoğu tarafından anlaşılabilecek sade bir Türkçeyi savunuyor ve kullanıyordu. Diğer taraftan eğitimin modernleşmesi, kadın haklarının geliştirilmesi, Türklerin kültürel manada birliğe önem vermesi, her sahada milli konular ele almasıyla, bütün Türklerce makbul olabilecek bir ideal yaratmaya çalışıyordu.

Derneğin amacı, Nizamnamesinin 4. maddesinde “Türk çocuklarına mahsus bir pansiyon açacak ve Türklerin zeki ve irfanca seviyelerinin yükselmesine varidat ve teşebbüs sahibi olmalarına hizmet etmek üzere bir gazete çıkaracaktır.” şeklinde ifade edilmiştir.

Ayrıca Türk Yurdu Cemiyetinin amacı “Türk Irkı”nın ilerlemesini sağlamaktı. Dergide Osmanlı Türkleri ve devleti ile ilgili sadece iki yazı çıktı. Türk yurdu Pantürkist bir dergidir.

Türk Yurdu Cemiyeti, Osmanlı toprakları dışındaki bütün Türklerin birleşmesi fikrine sahip çıkmış ve Türk dilinin, yaygın bir eğitim ve yayıncılık ile bu birleşmede anahtar bir rol yüklenebileceğini savunmuştur.[13]

Türk Yurdunun Türk çocuklarına mahsus pansiyonun inşasına Evkaf Nazırı Hayri Bey zamanında başlanmış ve Hayri Bey’in ölümü üzerine bu girişim yarım kalmıştır.[14]

4- Türk Bilgi Derneği

Türk Bilgi Derneği, Türk Ocaklarının kurulmasından sonra faaliyetlere başlamıştır. Türk Bilgi Derneği; Türk Ocaklarına yardımcı bir kurum niteliğinde milliyetçi bir düşünce içerisinde bir dernek olarak çalışmıştır. Akademi mahiyetinde kurulmuştur.

Dergi,14 Mart 1913 tarihinde Emrullah Efendi Başkanlığında kurulmuştur. Kadrosunun Türk Derneği’nden daha geniş ve kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır. Dernek altı sayı çıkabilen Bilgi Mecmuası’nı yayınlamıştır. Bu mecmua ancak 6 sayı çıkarılmıştır.[15]

Türk Yurdu’nun Ağustos 1913 tarihli 46 nolu nüshasında yayınlanan bir haberde derneğin amacı ve mahiyeti şöyle tanımlanmıştır:”Hatıralardadır ki yalnız Türk tarihi, lisanı, edebiyatı ve sairesi ile iştigal etmek üzere vaktiyle teşekkül eden Türk Derneği, ahiren yeni bir şekle girmeğe ve ihtisas şubelerine ayrılmağa teşebbüs etmiş idi.”

Türk Derneği, bahsedildiği gibi yalnız Türkoloji ile ilgileniyordu. Dönemin ilim ve fenninden yararlanmak konusu düşünülmemişti. Şimdi o tarafa dikkat ve önem verilmiş ve bütün ilim şubelerin ihtiva etmek üzere “Türk Bilgi Derneği” adıyla ilmi bir cemiyet vücuda getirilmişti. “Türk Bilgi Derneği” tıbbiyat, riyaziyat, içtimaiyat vs. gibi ilmi şubeleri muhtevi olacak eski “Türk Derneği” de “Türkiyat Derneği” ismiyle Türk Bilgi Derneği’nin bir şubesini teşkil edecektir. Bilgi Mecmuası Derneğin bir organı olarak devam edecektir.

5- Türk Gücü Derneği

  1. Meşrutiyet döneminde kurulmuştur. Türk Sözü’nün 8 Mayıs 1914 tarihli 5 numaralı nüshasında “Türk Gücü Müsameresi” başlıklı yazı yayınlanmıştır. Bu derneğin, İstanbul dışında 25 şubesi olduğu bildirilmektedir. 1914 yılında İstanbul’da kurulan “Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti” ve “Türk Tamim-i Maarif Cemiyeti Hayriyesi” adlı dernekler fazla bir varlık gösterememişler ve kapanmıştır.[16]

Türk Sözü’nün 8 Mayıs 1914 tarihli “Türk Gücünün Müsameresi” yazısında Büyük Türk ırkının güçce, kuvvetçe başka ırklardan geri kalmayacak, ecdadı gibi güçlü, kuvvetli, olduğunu cihana bildirmek“ için kurulduğu belirtilmektedir. Ayrıca Türk milliyetçiliğini yayma ve fertleri geliştirme amacını taşımaktadır. Türk ırkının geçmişinin başka milletlerden aşağıda kalmayacak şekilde güçlü bir geçmişinin olduğunu bildiren yazılar yayınlanmış, Türk ırkının derin tarihi olduğu üzerinde yoğunlaşılmıştır.

Bu derneklerin hemen hepsinde kurucu kadronun aydınlardan oluştuğu görülür. Bu aydınlar devlet tarafından çeşitli kamu kurumlarında ve özellikle valiliklerde görev aldıklarından dernek faaliyetlerini ve/veya dergideki yazılarını bırakmak zorunda kalmışlardır. Derneklerin ömürleri bu nedenle uzun süreli olamamıştır.[17]

6- Yurt Dışında Kurulan Türk Yurdu Dernekleri

Yurt dışında öğrenim gören gençler de Türklere ve Türklüğe hizmet amacı ile dernekler kurmuşlardır. Cenevre Türk Yurdu (1911), Lozan Türk Yurdu (1991), Paris Tür Yurdu ve Berlin Türk Yurdu (1913) açılmıştır. II. Meşrutiyetin ilanından sonra kurulan bu dernekler, çeşitli sebeplerle varlıklarını ve etkinliklerini sürdürememişlerdir. Türkçüler, 1912 yılında kurulan Türk Ocağı çevresinde toplanarak fikirlerini yaymışlardır.

7- Türk Ocağı Teşkilatının Kuruluşu İle İlgili İlk Çalışmalar

  1. Meşrutiyet’in sağladığı hürriyet fikirleri ile kurulmuş olan Türkçü dernek Türk Ocağı, Türkçü derneklerin en uzun ömürlüsü ve yakın tarihimize en çok damga vuran yapılanmalardan biri olmuştur. En uzun ömürlü, yakın tarihimize ve Türklük bilincine en çok etki eden gruplardan biri olan Türk Ocağı, 3 Temmuz 1911 Pazartesi günü İstanbul’da faaliyete başlamıştır. Resmi kuruluş tarihi ise 22 Mart 1912 Cuma günüdür.

Türk Ocakları’nın kuruluşu, yapılanması, faaliyetleri ve Türklük bilincinin oluşmasındaki katkıları göz önüne alındığında Türkiye’nin tarihine kilometre taşı olmuştur diye ifade edilmektedir.

Türk Ocakları’nın kuruluş çalışmaları, Türkçülüğün yaygın olduğu en uygun ortam olan Askeri Tıbbiye Okulunda başlamıştır. Bu durumun sebeplerine baktığımızda ise, Tıbbiye Okulu’nun modern yapısı nedeniyle olaylara karşı daha olumlu teşhisler koyabilmesidir. Bununla birlikte askeri okullar vatan sevgisi üzerine temellenen eğitim yuvalarıydı. II. Meşrutiyet’ten sonra Müslüman olmayan grupların birleşmelerine tepki olarak Türk öğrencileri de birleşme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu öğrencilerin milliyet duygusundan kaynaklanan beraber hareketlerine karşı “Biz kimiz ?” sorusunun cevabını, canlanmaya başlayan Türkçü yayınlarda bulan Türk öğrenciler arasında milli şuurun uyanışı hızlanır.

Kuruluş çalışmaları Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurulmasından önce, Askeri Tıbbiye Mektebi’nin Türk öğrencileri tarafından başlatılmıştır. Yusuf Akçura Türk Yılı’nda Askeri Tıbbiye öğrencilerinin bir kısmının Türk Milliyetçiliği konusunda görüşlerini genel hatlarıyla belirlediklerini 1911 Mayıs’ında mektuplarıyla devrin önde gelen fikir adamlarıyla irtibata geçtiğini açıklamaktadır.

Askeri Tıbbiye’de Türk gençleri ve aydınlarını birlik halinde çalıştıracak bir cemiyet kurulmalı yolunda en önemli telkinler bu okulun öğrencilerinden Hüseyin Haşim (Çinilili) ve Hüseyin (Baydur)’dan gelmiştir. Bu teklifler üzerine askeri tıbbiye öğrencileri, okullarının üst katında boş bir odada geceleri gizli toplantılar yaparak fikirlerini olgunlaştırmaya çalışmışlardır. Ancak, okulda sıkı kontrol nedeniyle toplantı yapılması güçleşmiş ve toplantılara Karacaahmet Mezarlığında devam etmişlerdir.

Bu okuldan çalışmalara temsilci olarak katılanlar; Münir Mazhar (Kamsoy), İhsan Ali (Develioğlu), Burhan Cahit (Morkaya) ve Halis Turgut’tur.

20 Haziran 1911’de Ahmet Ağaoğlu’nun evinde ikinci bir toplantı daha yapılır. Bu toplantıya tıbbiyeli 231 kişi adına katılan Hüseyin Ferit, Yusuf Akçura, Mehmet Ali Tevfik, Emin Bülent, Fuat Sabit ve Ahmet Ağaoğlu katılmıştır. Toplantıya İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İstanbul milletvekili Ahmet Nesimi Bey başkanlık etmiştir. Toplantıda Fuat Sabit’in teklifi üzerine kurulacak cemiyete “Türk Ocağı” ismi verilmiştir. Toplantıda Türk Ocağının ilk nizamname müsveddesi de kaleme alınmıştır. Bu toplantıda fiilen kuruluşu gerçekleştirilen Türk Ocağı’nın öğrenci hars heyeti seçiminin yanında Mehmet Emin, Ahmet Ferit, Ahmet Ağaoğlu, Dr. Fuat Sabit Kurucular olarak belirlenmiştir. Geçici idare heyetine ise Mehmet Ali Tevfik katip, Dr. Fuat Sabit veznedar olarak seçilmiştir.

Fiili kuruluşu 20 Haziran 1911 günü gerçekleştirilen Türk Ocakları, resmen kuruluşuna kadar birkaç toplantı daha yapmıştır. Bu toplantılarda genellikle, nizamnamenin hazırlanması üzerinde durulmuştur. Türk Ocakları, İttihat ve Terakki’nin merkezinde Ziya Gökalp’ın da katıldığı bir toplantı daha yapıldıktan sonra, 12 Mart 1328 (25 Mart 1912)’de resmen kurulmuştur. Resmi açıklama, Kahya Emin Ağaoğlu Halis Turgut tarafından Tanin gazetesinde ilan edilmiştir. Böylece fiili kuruluşundan yaklaşık olarak 9 ay sonra resmen kurulan Türk Ocakları’nın ilk yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştur. Ahmed Ferit (Tek) Reis, Yusuf Akçura (II.Reis), Mehmet Ali Tevfik (Umumi Katip), Dr. Fuat Sabit (veznedar)dı.

a- Türk Ocağının İlk Kurucuları Türk Ocağının Amacı Tüzüğü Ve Teşkilatlanması İle İlgili Türkçü Aydınların Müzakereleri

Türk Ocakları’nın amaçlarını ortaya koymada temel kaynak, Nizamnamelerdir. Tüzüğün 1. maddesinde Türk Ocağının 25 Mart 1912 (12 Mart 1328) tarihinde İstanbul’da kurulduğu belirtildikten sonra ikinci maddede Türk Ocağının amacı şöyle belirtilir: “Müslüman Milletlerin en önemli bir parçası olan Türklerin Milli Terbiye ve bilimsel, toplumsal, ekonomik seviyelerinin yükseltilmesi geliştirilmesiyle Türk Milleti ve dilinin olgunlaşmasına çalışmaktır.”

Ocağın amacı böyle açıklandıktan sonra, bu amaca ulaşmak için dersler, konferanslar ve toplantılar düzenlemek, kitap ve dergiler yayınlamak, okullar açmak gibi faaliyetler yürütülecektir. Ayrıca her türlü meslek ve sanat dallarında halkı bilgilendirecek ve kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Türk Ocağı bütün bunları yaparken Türk Milletinin menfaatini düşünecek ve kesinlikle günlük siyaset ile uğraşmayıp hiçbir partinin hizmetinde bulunmayacaktır. Bundan sonraki 2, 3, 4 ve 5’inci fasıllarda Türk Ocağının üye, teşkilat, gelirleri ve tüzüğün değiştirilmesi üzerine hangi kural ve yöntemlerin takip edileceği günün şartlarına göre anlatılmıştır.[18]

Türk Ocağının İç Tüzüğü, 23. madde ile belirtilmiştir. Genel merkez şube delegelerini seçimi, Yönetim kurullarının oluşumu ve çalışma biçimi, eğitim programlarının belirlenmesi ve hesapların nasıl takip edileceği açık bir biçimde anlatılmıştır.[19]

Genel Tüzük, İç Tüzük ve Esas Tüzük yukarıdaki ana düşünceler etrafında ayrıntılı bir biçimde maddeleştirildikten sonra hars ve ilim heyeti belirlenmiştir. Türk Ocağı’nın 22 Temmuz 1918 tarihindeki genel kurulunda bu kurula seçilen üyeler, dönemin en önemli düşünce, edebiyat ve yazar şahsiyetleri idiler. Seçilen ilk üyeler şunlardır: Halide Edip (Adıvar), Mehmet Emin (Yurdakul), Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Fuat Bey ve Hüseyinzade Ali Bey.

Türk Ocağının kurulmasından sonra bir de Türk Ocağı Marşı bestelenmiştir. İzmir İttihat ve Terakki Mektebi vokal öğretmeni İsmail Zühtü tarafından bestelenen Türk Ocağı Marşı şöyledir:

Türk Ocağı Marşı

Türk’üz, ederiz daim iftihar

Hilkatla başlar tarihimiz var

Kalplerde Türklük aşk ile çarpar.

Yok bize başka yar..

Önde bayrak, elde süngü, kalpte Tanrı biz.

Dünyaya hakim olmak isteriz.

Mabedimiz Türk Ocağı, Kabe’miz de yüce, parlak

Turandır hep ancak!

 

Türk Ocakları yukarıda işaret ettiğimiz amaçlarına uygun faaliyetler yapmak üzere bir de halka daha kolay ulaşmak amacıyla “Köycüler Cemiyeti” adlı dernek kurmuşlardır. Köycüler Cemiyeti 25 Teşrinisani 1918’de kurulmuş ve ilk genel başkanı Halide Edip olmuştur. Bu cemiyetin amacı kırsalda köylüler, kasabalarda da küçük esnaf ve sanatkara tarım, havyacılık ve ilgili mesleklerle ilgili bilgiler verip onların gelişmesine katkı sağlamaktır. Ayrıca Türk Ocaklı doktorlar halkın arasına girerek onların sağlık kontrolünü ve tedavisini yapmak için çalışmışlardır. Türk Ocaklılar bu faaliyetlerini gerçekleştirmek için yurdun her yerine dağılmışlar, ancak İstiklal Savaşı zaruri hale gelince bulundukları yerlerde Kuvay-ı Milliye teşkilatları kurarak halkı Kurtuluş Savaşına yönlendirmişler ve ülkenin kurtuluşuna çok büyük katkılar sağlamışlardır. Kurtuluş savaşından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra köycülük çalışmalarını “Halka Doğru” adı altında 1931 yılına kadar devam ettirmişlerdir.

b- Türk Ocağı Kurucuları

1- Mehmet Emin YURDAKUL (1869 – 14 Ocak 1944)

Mehmet Emin Yurdakul 13 Mayıs 1869’da İstanbul’da, Beşiktaş’ta doğdu. Babası Salih Reis, Annesi Emine Hatundur. Mütevazi bir ailenin çocuğudur. “Saray Mektebi” adlı sıbyan okulundan sonra, Beşiktaş Askeri Rüştiyesine girdi. Siyasal Bilgiler Fakültesine girmişse de bitirmeden ayrılıp, Babı-ali Sadaret Kalemine katip olarak ise başladı. 1893’te Rüsmüat Evrak Müdürü oldu. Bu arada, Selanik’te Asır gazetesinde “Cenge Doğru” isimli şiiri yayınladı. Bu şiir kendisine büyük ün kazandırdı.

Daha sonra Erzurum’da, Hicaz’da Sivas’ta valilik yaptı. İstifa ederek İstanbul’a geldi. Arkadaşlarıyla “Türk Yurdu” Dergisini çıkardı. 1912 yılında Türk Ocağını kurdu. Ocağın ilk kurucu genel başkanı oldu. Bilahare Erzurum valiliğine getirildi. Musul’dan milletvekili seçildi. Milli Mücadeleye katildi. Ankara’ya geldi. Şarkıkarahisar, Urfa ve İstanbul Milletvekilliklerinde bulundu, Milli Şair Unvanı verildi. Ocak 1944’te İstanbul’da öldü.

ESERLERİ: “Türkçe Şiirler”, “Türk Sazı”, “Ey Türk Uyan”, “Tan Sesleri”, “Ordunun Destanı”, “Dicle Önünde”, “Turana Doğru”, “Zafer Yolunda”, “İsyan ve Dua”, “Aydın Kızları”, “Mustafa Kemal”, “Ankara”, “Türkün Hukuku”, “Dante’ye”

Türk Ocağı’nın ilk Genel başkanlığı şerefini de taşıyan Mehmet Emin Yurdakul, ölünceye kadar, Türk Milliyetçiliği ülküsünü sarsılmaz bir imanla yaşamaya ve yaymaya devam etmiştir.

2- Yusuf AKÇURA (1876 – 11 Mart 1935)

Yusuf Akçura 2 Aralık 1876’da doğdu. Türkçülük akımının önde gelen düşünür ve tarihçisidir. Harbiye Mektebi’nde okudu.

Kazan’da öğretmenlik yaptı. Bu dönemde Mısır’da çıkan Şüra-yı Ümmet ve Türk gazetelerinde çok sayıda imzasız makalesi yayımlandı. Bunlar içinde, 1904’te Türk Gazetesinde çıkan “Üç Tarz-ı Siyaset” başlıklı dizi makale özel önem taşır. Bu makalede imparatorluğun önündeki seçeneklerin “Osmanlıcılık”, “Panislamizm” ve “ırk esasına müstenit Türk Milliyetçiliği” olduğu, bunlardan en uygununun da sonuncusu olduğunu belirtiliyordu. Akçura, II. Meşrutiyet’ten sonra İstanbul’a geldi. Türkçülük akımına daha çok düşünce düzeyinde katıldı. Türk Derneği ve Türk Ocağı’nın kurucuları arasında yer aldı. Türk Yurdu’nun başyazarı ve editörü oldu.

Önemli eserleri arasında, “Üç Tarz-ı Siyaset”, “Ali Kemal” ve “Ahmed Ferid” beyleri cevaplarıyla birlikte (1907- 1916), “Başımdan geçenler” (1911), “Defterii A’malim”, “Şark Meselesine Dair Tarih-i Siyasi Notlar” 1920), “Muasır Avrupa’da Siyasi ve İçtimai Fikirler Cereyanlar” (1923), “Siyaset ve İktisat hakkında Birkaç Hitabe ve Makale” (1924), “Osmanlı İmparatorluğunun Dağılma Devri”  sayılabilir.

Ayrıca Türk Yılı (1928) adlı derlemesi Türkçülük hareketinin kaynaklarını ve gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Mevkufiyet Hatıraları ise (1914) Rusya’daki etkinlikleri ve tutukluluğu üzerine bilgi verir. Hakkında en önemli yapıt, François Georgeon’un Aux Origines du Nationalisme Turc; Yusuf Akçura (1980) adlı kitap ile Muharrem Feyzi Tugay’ın “Yusuf Akçura’nın Hayatı ve Eserleri” (1937’de hazırlandı ama 1944’te yayınlandı) adlı kitaptır. Yusuf Akçura 12 Mart 1935’de İstanbul’da öldü.

 

 

3- Halide Edib Adıvar (1882–9 Ocak 1964)

 

 

 

Halide Edip Adıvar eğitimci, öğretmen, romancı, yazar, mütefekkir, işgal İstanbul’unda nutuklar irad edici, Teali-i Nisvan kurucusu, hastanelerde hemşire, Milli Mücadele’de nefer, sekreter, çevirmen, Hilal-i Ahmer içinde faal bir sima, onbaşı, çavuş, profesör ve milletvekili kimliğine sahip ulu bir kişidir.

Halide Edib Adıvar, 1882 yılında Beşiktaş’tabir evde dünyaya gelir. Babası II. Abdülhamid’in Ceyb-i Humayun kâtibi Selanikli Mehmet Edib Bey, annesi Eyüplü Nizamizade ailesine mensup Bedrifem Hanım’dır.

Sultantepe’deki evlerinde özel hocalardan dersler alır. Henüz 15 yaşındayken İngilizce kitap tercümesi yayınlanır. Doğu düşüncesini yine özel hocası Rıza Tevfik’ten alır. Ünlü matematikçi Salih Zeki’den matematik dersleri alır, daha sonra onunla evlenir. 1901 senesinin sonlarına doğru, Amerikan Koleji’ni bitiren ilk Türk kızı olur. Hüseyin Cahid tarafından çıkarılan ve Tevfik Fikret’in başyazarlığını üstlendiği Tanın gazetesinde yazılar yazar. Daha sonra Kız Öğretmen okulunda, Darülmuallimat’ta dersler verir.[20]

Halide Edib, 1910-1912 yıllan arasında Türk Ocağı çevresinde entelektüel bir Türkçü halka içinde bulunmuş ve 1911’den itibaren Türk Yurdu mecmuasında yazmaya başlamıştır.

1914’te I. Dünya Savaşı sırasında, 1916’da Cemal Paşa’nın daveti üzerine hoca ve maarifçi olarak Nakiye Hanım ve Hamdullah Suphi ile birlikte Suriye, Lübnan ve Şam’a gider.

İstanbul’a döndükten sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde ‘Batı edebiyatı’ dersleri veren Halide Edib, Türk Ocağı’nda yönetim kurulu üyesi olduğu Mütareke yıllarında yazı ve konferanslarıyla yoğun bir dönem geçirmektedir.

Tıp Fakültesi öğrencilerinin isteği üzerine Kadıköy’de bir konuşma yapan Halide Edib, ünlü 6 Haziran 1919’da da Sultanahmet Mitingi’ndedir. Bu mitingler Halide Edib’i aydın bir Türk kadını olarak efsaneleşmiş bir kimliğe büründürür.

Halide Edib yurtdışı yıllarında iki kez Amerika’ya (1928, 1931) bir kez de Hindistan’a (1935) gider. Hindistan ziyaretinde, bir Müslüman üniversitenin, Jamia-i Millia’nın kurulması için başlatılan çalışmalara destek verir. Bir dizi konferansa katılır. Hindistan hakkındaki görüşlerini daha sonra, Inside India (1937) adlı eserinde kaleme almıştır.[21]

Halide Edip’in bir çok hikaye, roman, hatıralar, çeviri, tiyatro, inceleme ve makale türünde eserleri bulunmaktadır.[22]

 

 

 

4- Ahmet AĞAOĞLU (1869 – 19 Mayıs 1939)

Yazılarında ve siyasal yaşamında Batı uygarlığının bütünüyle benimsenmesini, Türkçülüğü ve liberal düşünceyi savunan düşünür ve siyaset adamıdır. 1869 yılında Şuşa-Karabağ’da doğdu. İlköğrenimden sonra, annesinin çabasıyla Rus gymnasium’una gönderildi. Batılı düşüncelerle tanıştığı bu okulu bitirdikten sonra, hukuk, tarih ve siyasal bilimler eğitimi gördüğü Paris’e gitti (1888). Üniversite yıllarında hocası Ernest Renan’dan etkilendi. Paris’te tanıştığı Cemaleddin Afgani onun İslamiyete ilişkin düşüncelerini etkiledi. Üniversite öğrenciliği sırasında La Nouvelle Revue, Revue Bleu gibi dergilerde yazıları yayımlandı. 1894’te Azerbaycan’a dönünce İrşad, Terakki, Fuyuzat gazetelerini yayımladı. İttihad ve Terakki’nin yayın organı olan Şura-yı Ümmet’e yazılar yazdı. Bu dönemde temel olarak Rusya Müslümanlarının birliği ve kültürel gelişmesi doğrultusunda mücadele verdi. Çarlığın baskısına karşı Difai adlı bir gizli cemiyet kurdu. Üzerindeki baskılar yoğunlaşınca, 1909’da ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti.

  1. Meşrutiyet döneminde Ağaoğlu, dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nda milliyetçilik açısından en geç kalan Türklerin, varlıklarını sürdürebilmek için milli şuur kazanmalarının zorunlu olduğu görüşüne, Türkçülük akımına bağlandı. Bu dönemde Ziya Gökalp’la birlikte “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” biçiminde ifade edilen düşüncenin, daha çok Türkçü ve çağdaşlaşmacı yönüne ağırlık verdi. Ağaoğlu için Türkçülük siyasal bir programdan çok, ulusun kurtuluşunu sağlayacak birleşmenin temel kültürel harcı idi.

1911’de Türk Yurdu Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Cemiyetin yayın organı Türk Yurdu dergisinde yayımladığı “Türk Alemi”, “Osmanlı İnkılabının Şarktaki Tesiratı”, “İslam’da Davayı Milliyet” gibi yazı dizileri ilgi uyandırdı.

Darü’l-fünun’da Rus dili ve Türk tarihi hocalığı yapmaya başladı. 1914’te Afyonkarahisar mebusluğuna seçildi. 1915’te İttihat ve Terakki’nin genel merkez üyesi oldu. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Kafkas orduları siyasi müşaviri olarak Rusya’ya gitti.

1921’de Anadolu’ya geçen Ağaoğlu Ankara Hükümetince Matbuat Umum Müdürlüğü görevine getirildi. 1930’da Cumhuriyetçi Serbest Fırka’nın kuruluşuna katıldı. Partinin programı ve tüzüğünün oluşturulmasına önemli katkısı oldu

5- Fuat Sabit AĞACIK (1887 – 15 Nisan 1957)

 

1887’de Erzincan’ın Kemah ilçesinde doğdu, Babası Düyun-ı Umumiye görevlilerinden Mehmet Sabit’tir. 1905’te idadiye, 1910 yılında tabip yüzbaşı rütbesi ile Askeri Tıbbiye’yi bitirdi. Bakırköy Akıl Hastanesi’nde yaptığı uzmanlık çalışması sonunda 1944’de 1. Sınıf ruh ve sinir hastalıkları uzmanı oldu. Tıbbiye’yi bitirip bir süre Gülhane Hastanesi bakım birimlerinde çalışarak uygulama deneyimi kazandıktan sonra, Temmuz 1912’de Merkez Askeri Hastanesinde görevlendirildiği Erzurum’a gitti.

1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa (İstihbarat Teşkilatı)’ya girerek ‘’haber alma’’ amacı ile cephelerde çalışmağa başladı. Bu görevi dolayısıyla Doğu Anadolu’nun önemli bir bölümü dolaşmak, tanımak fırsatını buldu.

Özellikle Doğu’daki ermeni eylemlerine ilişkin bilgilerin edinilmesi çalışmalarına önemli katkılarda bulundu.

Askeri Tıbbiye öğrencisi iken Osmanlı Devleti’nin içinde olduğu bunalımlı dönemden Türkçülük ile çıkabileceğine inanan arkadaşları ile birlikte bu ülkünün okulda yayılması için çaba gösterdi. Bu amaçla yurt çapında başarı sağlayabilmek için örgütlenmek gerektiği düşüncesi ile “190 Tıbbiyeli Türk evladı’’ imzalı bir mektup yazılıp dönemin başlıca aydınlarına gönderilmesine öncülük ve bu amaçla 3 Temmuz 1911’de düzenlenen toplantıya başkanlık etti. Kurulan derneğe ‘’TÜRK OCAĞI’’ adının verilmesini önerdi

Bu adın benimsenmesi üzerine onun ad babası da oldu. Ocağın kuruluş hazırlıklarına çok önemli katkılarda bulundu. Anılan toplantıda seçilen ‘’Muvakkat’’ ve 25 Mart 1912’deki Kuruluşundan sonraki ‘’Resmi’’ ilk idare heyetinde ‘veznadar’ üye olarak görev aldı. Fakat, yazık ki, Türk Ocağı’nın kuruluşunda Askeri Tıbbiyelilerin öncüsü ve Temsilcisi olarak gerçekleştirdiği hizmetler, 1912 Temmuzunda Erzurum’a atanması ile son buldu ve bir daha Türk Ocağı ile ilgilenemedi.

c- Türk Ocağının Yayınları ve Gündem Çalışmaları

Türk Ocağı Derneği Genel Merkezi olarak başlangıcından günümüze kadar Türk Yurdu adlı dergisini düzenli olarak yayınlamaktadır. Bu dergide ülkemizin ve milletimizin günlük ve uzun süreli sorunları, değerleri, kültürü ve tarihi ile ilgili konular Türk Ocaklı aydınlar tarafından ele alınmaktadır.

Türk Ocakları genel merkezi süreli yayınların haricinde yine ülke ve dünya gündemi ile ilgili sempozyumlar ve konferanslar düzenlemekte, bunlarla ilgili kitaplar yayınlamaktadır.

Türk Ocakları genel merkezi ayrıca Türkiye’de ve Türk Dünyasında sağlık, güvenlik, eğitim, mesleki ve ekonomik konularda ihtiyacı olan kişiler, topluluklar veya ülkelere yardım düzenlemektedir. Son yıllarda yoğunluklu olarak Irak ve Suriye Türkmenlerine yardım kampanyaları düzenlenmektedir.

Türkiye genelindeki Türk Ocaklı Şubelerine ait gazete, dergi veya bülten yayınlamaktadırlar. Kayseri Türk Ocakları da kendine ait Kayseri Türk Ocağı dergisini çıkarmaktadır.

d- Türk Ocağı Genel Başkanları ve Başkanlık Dönemleri

Mehmet Emin Yurdakul (1912)

Ahmet Ferit Tek (1912)

Dr. Cemil Serif BAYDUR (28 Ekim 1918 – 16 Ekim 1919)

Hamdullah Suphi Tanrıöver (1912-1931 / 1949-1959 / 1961-1965)

Prof. Dr. Osman Turan (1959-1960 / 1960-1961 / 1966-1973)

Prof. Dr. Necati Akder (1960-1961)

Prof. Dr. Emin Bilgiç (1973-1974)

Prof. Dr. Orhan Düzgüneş (1974-1994)

Sadi Somuncuoğlu (1994-1995)

Nuri Gürgür (1996- 2012)

Prof. Dr. Mehmet ÖZ (2012 – )

 

e- Türk Ocakları Şubelerinin Faaliyetleri ve Yayınları

Cumhuriyet döneminde, II. Meşrutiyet dönemine oranla kitap yayıncılığı ile daha ciddi olarak ilgilenen Türk Ocakları, Türk Yurdu dergisi hariç tutulursa süreli yayınla daha az ilgilendiğini görmekteyiz. Gerçi Türk Ocaklarının Cumhuriyet döneminde yeniden teşkilatlanmasından sonra sayıları sınırlı olsa da, bazı şubelerin dergi yayınladıklarını görüyoruz.

Türk Ocakları başta “Türk Yurdu” olmak üzere, birçok kitap ve broşür yayınlamıştır. Yapılan bu yayınlar sayesinde gerek Türkiye sınırları içinde, gerekse yurtdışında yaşayan Türkler arasında milli bilincin uyanmasına, Türk kültürünün tanınmasına katkıda bulunmuştur.[23]

1912 yılında yayınlanan Türk Ocağı Esas Nizamının 3. maddesinde, Ocağın maksadı elde etmek için, kitap ve risaleler yayınlayacağı belirtilmektedir.[24]

Bunlar içinde, Adana Türk Ocağı tarafından yayınlanan Altın Yurt, Sivas Türk Ocağı tarafından yayın organı Birlik Gazetesi, Sinop’ta yayınlanan Türk Bahçesi ve İzmir’de yayınlanan Türk Gençleri gibi süreli yayınları sayabiliriz örnek olarak.

Türk Ocakları’nın yayın faaliyeti ile ilgili olarak 1924 yılından itibaren merkeziyetçi bir yol izlediği görülmektedir. Merkeziyetçi, tavırda amaç Türk Ocağının savunduğu düşünenlerin topluma doğru olarak anlatılması, yanlış ve sakat düşüncelerle halkın meşgul edilmemesi olabilir.

Türk Ocakları yayın sahasında, her kafadan bir ses yerine, tek sesli hareket etmeyi tercih etmiştir.

Türk Ocakları Merkezi tarafından gerçekleştirilen kitap, dergi ve mecmua yayınlama faaliyetleri yanında, el ilanı, öğüt, piyango bileti ve takvim gibi yayınlara da rastlanılmaktadır.

1925 yılında Hayrabolu Türk Ocağı “Frengiden, sıtmadan, veremden koruma” hakkında öğüt bastırmayı kararlaştırır. Bastırılması düşünülen öğütün şekli ve boyutu hakkında bilgi edinilmedi.

1928 yılında basında çıkan haberlerde Türk Ocakları Merkez Heyetinin, kararlaştırılan yeni harflerin son şekillerini matbaasında basarak Ocaklara dağıtacağı, İstanbul Türk Ocağı’nın 1929 yılı için nefis bir surette ve büsbütün yeni tarzda takvim hazırladığı, aynı Ocak tarafından düzenlenen konferans ve konser programının broşür halinde basılmak üzere matbaaya verildiği ve ücretsiz dağıtılacağı hakkında bilgi verilmektedir.

1929 yılında Türk Ocakları Merkez Heyeti “Yerli malı kullanılması” hakkında bir tamim hazırlamış ve 20.000 nüsha basılan bu tamim, Ocaklar aracılığı ile halka dağıtılmıştır.

1930 yılında Türk Ocakları ilim ve Sanat Heyeti, Ocaklarda temsil edilmek üzere milli duyguları ve Ocaklı ülküsünü telkin edecek bir piyesin yazılması için yarışma düzenlemiş, yarışmayı kazanan esere 2.000 lira ödül verileceği bildirilmiştir.

Türk Ocağının Yayın tekniği sahasında da kültür hayatımızda öncülük ettiği görülmektedir. Basında çıkan bir haberde ”Türk Ocağının piyangosu için yaptırdığı resmin memleketimizde ilk defa Foto-Lito olarak renkli” basıldığı belirtilir.

Türk Ocakları tarafından yayınlanan kitap sayısına bakılarak yayın sahasına yeterince verimi olamadıkları söylenebilir.

Türk Ocağının fikir hayatımıza katkılarından biri de matbaa faaliyetleridir. 16 Ocak 1927 tarihinde Türk Ocakları Merkezinde kurulan matbaa; Türk Yurdu, Merkez ve Hars Heyetlerinin işleri yanında, dışarıdan siparişlerle yayın hayatındaki yerini almıştır. Ankara ve İstanbul matbaaları arasında en iyilerinden biri olarak nitelendirilmiştir.

Türk Ocakları Merkezi tarafından girişilen matbaa faaliyeti, Ocakların baskı ve yayın ihtiyaçlarını karşılamak, Devletin başkentinde matbaacılık sahasına öncülük etmek ve Ocağa gelir sağlamak amacına yöneliktir.

Türk Ocağının II. Meşrutiyet dönemlerinde milli iktisad fikri çerçevesinde çeşitli sergiler düzenlemiştir. Bu sergilerin önemlisi Ekim 1919’da düzenlenen Türk Sanayi sergisidir. Türk Ocağı Encümeni tarafından Ocak binasında düzenlenen bu sergi Veliahd Abdülmecid Efendi tarafından açılmıştır. Bu sergide üretime yönelik faaliyetlerde bulunan Türk Kadınları Biçki Yurdu, Kadınlar Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi, Esirgeme Derneği, Ordu Donanma Pazarı, İmalat-ı Harbiye Mektebi, Osmanlı Anonim Şirketi, Beyrut Sanayi Mektebi gibi kuruluş ve derneklerin malları sergilenmiştir.[25]

Ocak tarafından taşradan gelen fakir öğrencilere de maddi yardımlarda bulunmuştur. Her yıl 30-35 genç okullara yerleştirilip, burs verilmiş, kalacak yer ayarlanmıştır. Öğrencilere verilen yardımlar yaklaşık olarak 5000 lirayı bulmuştur. Aynı zamanda yurtdışından öğrenim amacıyla İstanbul’a gelen Türk gençlerine de barınma yardımları sağlanmıştır.

Mütareke ve Cumhuriyet Döneminde Türk Ocaklarının faaliyetlerine baktığımızda konferansların, bu yeni dönemde başta genel merkez olmak üzere bütün şubelere yaygınlaştırıldığını görüyoruz. 1923-1924 yıllarında başlayan ve Ocakların kapatılmasına kadar devam eden bu konferanslarda, tarih, edebiyat, kültür, iktisat, eğitim, gençlik, sağlık, medeniyet, demokrasi ve inkılapların halka anlatılması gibi konular ağırlıktadır. Bu konferansları ilk yıllarda Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi, Yahya Kemal, Dr. Reşit Galip, Ahmet Ağaoğlu, Fuat Köprülü, Sadri Maksudi, Zühtü (inhan)vb. gibi aydınlar tarafından verilmiştir. Türk Ocakları gece dersleri ve kurslar düzenlemiştir. Bu kurslar ve gece derslerinde Fransızca, Almanca, İngilizce gibi yabancı dil, daktilo, muhasebe, ticaret, biçki, dikiş, okuma-yazma gibi konularda dersler verilmiştir. Türk Ocakları’nın Osmanlı döneminde olduğu gibi müsamere, temsil, konser ve sinema alanındaki faaliyetlerini Cumhuriyet döneminde daha da artırarak Anadolu’daki şubelere de yayıldığını görüyoruz. 42 Ocakta Musıki şubeleri kurularak müzik dersleri de verilmiştir. Türk Ocaklarının başta Adana, Ankara, Ödemiş, Antalya, Bolu, Bursa, Burhaniye, Isparta, İstanbul gibi şubelerinin sinema salonlarında filmler gösterildiği bilinmektedir.

Türk Ocakları spor faaliyetleri ile yakından ilgilenmiştir. Bu çerçevede 44 Ocakta spor teşkilatı kurulmuştur. Bu Ocaklarda atıcılık, binicilik, güreş gibi ata sporlarının yanında voleybol, basketbol, izcilik, futbol ve deniz sporları gibi dallarda faaliyetler düzenlenmiştir.

KÜTÜPHANE

Türk Ocağı kurulduğu tarihten itibaren kütüphanelere gereken önemi vermiş, kütüphaneler vasıtasıyla halkın aydınlatılmasına yardımcı olmuştur. Milli bilincin uyandırılması, milli kültürün ortaya çıkarılması ve halka benimsetilmesini gaye edinen Ocak, kütüphanelere ilgisiz kalamazdı.

Türk Ocaklarında oluşturulan kütüphaneler, Anadolu’da “Milli Kütüphane” kurma biçiminde görülen ve doğrudan topluma yönelik girişimle eş doğrultuda yer alır.

Türkçüler, yurtiçi ve yurtdışı kütüphanecilik sahasındaki faaliyetleri ve gelişmeleri yakından izleyerek, yayın organlarında bu konuya dikkatleri çekmek istemişlerdir.

1929 yılında Türk Ocakları Merkez Heyeti, hariçten mühim kitaplar satın alarak Ocak kütüphanelerine göndermiştir.

Ocaklarda kütüphane kurulması ve kurulan kütüphanelerin geliştirilmesi Merkez Heyeti raporlarında ve kurultay müzakerelerin geliştirilmesi Merkez Heyeti raporlarında ve kurultay müzakerelerinde de ele alınmıştır.

1926 yılında toplanan Türk Ocakları 3. Kurultayına sunulan merkez heyeti raporunda, Ocaklara 5200 kitap gönderildiği, 6000 kitabın dağıtıma hazır olduğu belirtilmiştir.

1928 yılında toplanan Türk Ocakları 5. Kurultayına sunulan Merkez Heyeti raporunda, her Ocağın kütüphaneye sahip olduğu ve her sınıf halkın kitap ve gazetelerden  yararlandığı, Ocak Kütüphanelerinin gün geçtikçe geliştiği vurgulanmış, merkez Ocaklara kitap gönderme işleminin devam ettiği, şahıslar tarafından Ocak Kütüphanelerine kitap bağışı yapıldığı anlatılarak Ocak Kütüphanelerindeki toplam kitap sayısı 18.187 olarak gösterilmiştir.

1930 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayına sunulan Merkez Heyeti raporunda; hemen her Ocakta bir kütüphane mevcut olduğu, kütüphanelerdeki kitap sayısının arttığı, bir kısım Ocakların Kütüphanelerindeki eserleri cilt yaptırdıklarını, merkezden Ocak Kütüphanelerine “Türk Yılı” kitabının gönderildiği belirtilir.

Ocak Kütüphaneleri, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı gibi resmi kuruluşlar, Çocuk Esirgeme Kurumu, Muallimler Birliği gibi kamu yararına çalışan dernekler, belediyeler ve özel kişiler tarafından yapılan kitap bağışları ile desteklenmiştir.

Fransız Hükümeti tarafından 1600 adet, Yunanistan Başbakanı Venizelos tarafından 5.000 adet kitap bağışı yapılması, Türk Ocakları Kütüphanelerinin milletlerarası düzeyde de desteklendiğini göstermektedir. O dönemler Ankara Türk Ocağında 40.000 ciltlik bir kütüphanenin kurulmuş olması, o dönemin özellikleri ve şartları dikkate alındığında küçümsenmeyecek bir başarıdır.

1927 yılında Maarif Bakanlığına bağlı Kütüphaneler arasında Modern Kütüphane olarak nitelendirilebilecek ancak iki kütüphane mevcut olduğunu söyler. Bu karanlık durumdan, aydınlık bir Türkiye ve aydınlanmış bir millet çıkarmayı amaç edinen Türk Ocakları, hedeflerine ulaşmak için her türlü telkin araçlarından yaralanmışlardır. Bu telkin biri de kütüphaneler ve okuma salonlarıdır.

KONFERANSLAR

Türk Ocakları ilk büyük faaliyet dönemini, Balkan Savaşları ile I. Dünya Savaşı arasındaki devrede gerçekleştirmiştir. Bu dönemde Ocak, ilim ve fikir adamları ile gençleri bünyesinde toplayarak büyük bir gelişme göstermiştir. I. Dünya Savaşı içinde de bazı aksamalara rağmen, faaliyetlerini mütareke dönemine kadar devam ettiren Türk Ocakları’nın çalışmaları içinde fiili olarak yürütülenler önemlidir.

1918 Kongresinde Türk Ocakları Reisi Hamdullah Suphi bu faaliyetleri şu başlıklar altında toplamaktadır.

1- İçinde çalışabileceğimiz bir köşe

2- Halk ile münasebete girmek, milliyet fikirlerini şiirlerle, hitabe ile, yazıyla, söyleşi ile yayınlamak.

3- Türk çocuklarına yardım etmek.

4- Kütüphane oluşturmak, Ocakta okuma odası olabilecek bir yer ayırarak oraya gazete ve mecmualar temin etmek.

5- Türkleri birbirleri ile tanıştırmak. Dört kelime ile bütün bu emelleri hülasa ettik: Yer, yardım, telkin ve içtima” demektedir.

Türk Ocaklarının düzenli olarak yürüttüğü konferanslar en önemli faaliyetleridir.

Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Devletinde ilk konferansçı cemiyet özelliğini taşımaktadır. 1918 kongresine kadar 500’ü aşkın konferans verildiği bilinmektedir.

Bu konferansları verenler arasında Ziya Gökalp, Hamdullah Suphi (Tanrı över), Yusuf Akçura, Mehmet Emin (Yurdakul), Bursalı Mehmet Tahir, Halide Edip (Adıvar), Ağaoğlu Ahmet, Müfide Ferit(Tek), Akil Muhtar (Özden), Ömer Seyfettin, Necib Asım (Yazıksız), Velid Çelebi (İzbudak), Samih Rıfat, Yahya Kemal (Beyatlı), Ali Canip (Yöntem), Selim Sırrı (Tarcan), Rıza Tevfik (Bölükbaşı), Hüseyinzade Ali (Turan), Emrullah Efendi, Celal Esat (Arseven), Ahmet Hikmet(Müftüoğlu), Mehmet Fuat Köprülü, Ömer Naci, Celal Sahir (Erozan), Tevfik Rüştü (Aras), İsmail Hakkı (Baltacıoğlu), Süleyman Nazif, Mehmet İhsan (Sungu) gibi devrin ilim ve fikir adamları ile edebiyatçıları bulunmaktadır. Yapılan konferanslarda tarih, Türk büyükleri, eğitim, dil, edebiyat, siyasi hatıralar, milliyet, kadın, sıhhi meseleler, hukuki ve iktisadi konular, dünyadaki Türk bölgelerinin durumları gibi, hemen hemen hepsinin konularını milli meseleler teşkil etmiştir.

Bu konferanslardan birkaç örnek, Ziya Gökalp “Türk Milliyetperverliği Nasıl Doğdu?”, Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), “Macaristan’da Turan Cereyanları”, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) “Anadolu’da Mezhepler”, Emrullah Efendi “Türkçenin Sadeleştirilmesi Hakkında”, Hüseyinzade Ali (Turan), “Kafkasya’da Türklük ve Milli Cereyanlar” Köprülüzade Mehmet Fuat “Edebiyatta Türklük”.

İstanbul’da seri halde pek çok konferanslar düzenlenmiştir bunun yanı sıra İstanbul dışında konferanslar vermişlerdir. Bunlar içinde önemli örnek olarak, Çanakkale ve İzmir’de yapılanlardır. 1915 yılında Enver Paşanın isteği üzerine Mehmet Emin (Yurdakul), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ağaoğlu Ahmet, Enis Behiç (Koryürek), İbrahim Alaaddin (Gövsa), Ali (Canip Yöntem)’den oluşan bir grup Çanakkale’de savaşan askerlere moral ziyaretleri yapmışlardır.

Ocak, Türk kadınını sosyal hayata çekme konusunda önemli mesafeler ilerletmiştir. Kadınların Ocağa üye olabilmeleri 1918 yılındaki kongrede olmuştur. İstanbul Merkez Kumandanlığı’nın kalabalık yerlerde kadınları adab-ı İslamiye ve terbiye-i milliye ile gayr-i mütenasip kıyafetle” gezmelerini yasakladığı sıralarda Türk Ocakları, ilk defa kadınlarla erkekleri, aynı salonda bir araya getirmeyi başarmıştır.

İstanbul Türk Ocağı salonunda kadınlarla erkekler yan yana oturarak konserler, konferanslar ve temsiller seyrettikleri gibi, Halide Edip (Adıvar), Müfide Ferit (Tek), Fatma Aliye ve Nakiye Hanım gibi belirli bir eğitim seviyesine sahip  kadınlar Ocağın kürsüsünde çeşitli konularda konferanslar vermekteydiler.

Yine bu dönemlerde Türk Ocağında Halide Edip (Adıvar)’in “Yeni Turan”’ın 1913 yılında İstanbul Türk Ocağı’nda sahnelenmesiyle müsamerelerde, kadın erkek sanatçılar rol alarak, Türk kadınını sahneye çıkarma konusunda da Türk Ocağı öncülük etmiştir. Yine Halide (Edip) tarafından yazılan ve Muhsin Ertuğrul’un sahnelediği “Kenan Çobanları” Türk Ocağında büyük bir kalabalık önünde oynanmıştır.

Türk Ocağı konferansların ve temsillerin yanı sıra Ocak sinemasında her öğleden sonra kadınlara, gece ise erkelere film göstermekte ve müzik programları da düzenlenmekteydi. Ayrıca gece dersleri de düzenlenmekteydi.

Bu derslerde daha çok Türkleri bir meslek sahibi yapmaya yönelik, okuma-yazma, yabancı dil, banka memurluğu, tüccar katipliği ve çeşitli zanaat dallarında kurslar şeklinde eğitim verilmekteydi.

Türk Ocağı düzenlediği konferanslar, sohbetler, müsamereler, konserler ve serbest derslerle adeta bir halk üniversitesi gibi çalışarak millete yön vermeye çalışmıştır.

Türk Ocakları devrin şartları gereği, temelde milli duygulardan kaynaklanan Türkçülük-Milliyetçilik fikrini ”heyecan ve telkin” yoluyla uyandırmak ve canlı tutmak faaliyetlerinin odak noktasını oluşturur. Bu yoğun canlı faaliyetler sonucu ülkede, milliyetçilik şuuruna sahip genç nesillerin yetişmesi mümkün olabilmiştir.

KAYNAKLAR

Akçura, Yusuf, Üç Tarz-ı Siyaset, Ankara 1976.

Bayraktutan, Yusuf, Türk Fikir Tarihinde Modernleşme, Milliyetçilik ve Türk Ocakları, Ankara 1996.

Bozdoğan, Ahmet, Türk Ocağının Taşra Dergileri, Ankara 2006.

Karaer, İbrahim, Türk Ocakları ve İnkılaplar (1912-1931), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, Şubat 1989.

Özçelik, Şeyda, Türk Ocakları ve Eğitim, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi,  Adana 2010.

Özdemirci, İlbey Cemal Nuri, İmparatorluktan Cumhuriyete Geçiş Sürecinde Devlet Sivil Toplum İlişkisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Ankara 2014.

Sarınay, Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları(1912-1931) İstanbul 2004.

Şahin, Murat, Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültür Faaliyetleri (1912-1931) Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Ankara 2009.

Şahingöz Mehmet, Alper Alp (ed.), Hamdullah Suphi ve Gagauzlar, Ankara 2016.

Tuna, Ezgi, Batı Anadolu Türk Ocakları (1923-1931), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Aydın 2015.

Türk Ocakları 30.Olağan Büyük Kurultay Raporu Ankara 16 Nisan 1994.

Türk Ocakları 41.Kurultay Albümü Ankara 2010.

Üstel, Füsun, İmparatorluktan Ulus Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931) İstanbul 2004.

 

[2]

[3] Bayraktutan, Yusuf s. 35.

[4] Akçura Yusuf, s. 8.

[5] Şahin Murat Ankara 2009; Tunaya,1996, s. 87.

[6] Sarınay Yusuf, s.78.

[7] https://www.cokbilgi.com/yazi/ismail-gaspirali-kimdir-hayati-biyografi/

[8] Akkan Emre Osmanlının son döneminde ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türk ocakları ve Türk Milliyetçiliğinin Kurumsallaşması s.25.

 

 

[9] Sarınay Yusuf,s 25-26

[10] Şahin Murat, s. 50.

[11] Şahin Murat, Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültür Faaliyetleri; Özüçetin, 1996, s. 57.

[12] Sarınay, 2004, s. 118.

[13] Özçelik Şeyda,Türk Ocakları ve Eğitimi, s. 12-13; Öztürkmen,1998, s. 45-46.

[14] Özçelik, s. ; Akçura, s.169.

[15] Karaer, 1992, s. 5.

[16] Karaer, 1992, s. 6.

[17] Özdemir, 2004, s. 107-108.

[18] Üstel Füsun, imparatorluktan Ulus Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931), s. 100-103.

[19] Adı geçen eser. S. 103-105

[20] http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/1992/20803.pdf Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi 20, 1 (2013) 1-12

[21] https://www.turkedebiyati.org/tum-yonleriyle-halide-edip-adivar

[22] http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/12/1992/20803.pdf  Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi 20, 1 (2013) 1-12

[23] Şahin Murat, Türk Ocaklarının Eğitim ve Kültür Faaliyetleri,2009 s.141; Karaer,1992,s.117

[24] Karaer, İbrahim Türk Ocakları ve İnkılaplar(1912-1931)

[25] Sarınay Yusuf, Türk Milliyetçiliğinin Tarihi Gelişimi ve Türk Ocakları S. 173.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Bengisu Ünal

You may also like