Türkiye’de Bürokrasi Ve Bürokratik Seçkincilik

Türk kamu bürokrasisi Osmanlı’dan devralınan bürokrasinin devamı niteliğindedir . Osmanlı imparatorluğu güçlü bir bürokratik geleneğe sahipti. Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte yalnızca siyaset rejiminde değişiklik olmuştur . Yönetim gelenekleri, kurumları ve siyaset kültürü yeni rejimde de belirli ölçüde varlığını ve etkinliğini sürdürmüştür . Osmanlı devletinin ilk kurumsallaşma aşamasında , bürokrasi, siyasal bakımdan güçlü padişahlara bağlı ve siyasal sistemin etkin bir öğesi iken , 16.yy’dan sonra çözülme sürecine girerek asker-sivil-dini bürokrasi , padişahtan bağımsız siyasal yaklaşımlar geliştirmeye başlamışlardır.

16.yy öncesi Osmanlı bürokrasisinde görev yapan memurlar;

İlmiye sınıfı; din, yargı, eğitim ve belediye hizmetlerinde çalışan memurlar      ( kadılar, naipler, imamlar, müderrisler ve kazaskerler gibi)

Mülkiye sınıfı; sadrazam, vezir, beylerbeyi ve sancak beyi gibi üst düzeydeki kamu yöneticileri, bu sınıf mensupları, dünyanın en eski yönetici okullarından biri olan Enderun’da yetiştirilirlerdi .

Seyfiye sınıfı; kumanda heyeti dışında kalan tüm askeri personeli içerir.

Kalemiye sınıfı; devletin kayıt ve yazışma işlerini yürüten katiplerden oluşmaktaydı. Osmanlı bürokrasi için dönüm noktası “I.Meşrutiyet” olmuştur . 16. yy sonrasında başlayan bürokratik değişim I. Meşrutiyet’in ilanıyla doruğa ulaşmıştır .

I.Meşrutiyet dönemi ile başlayan bürokratik yönetim geleneği , bürokrasinin siyasal sistem içinde güç kazanması ve büyümesi sonucu , bürokrasinin üst kademelerinin ülkenin kaderini tayin edecek siyasal mücadeleler içinde olması bürokrasinin odak noktasını oluşturması olarak anlaşılmaktadır  ve bu yönetim geleneği cumhuriyetin kuruluşu ile beraber etkisini 2000’li yıllara kadar sürdürmüştür . Türkiye cumhuriyetinin kurulmasıyla bürokratik devlet yapısı özelliği daha ağır basmıştır .

Bunda iki temel nokta öne çıkmaktadır ; cumhuriyet kurulurken devletin bürokratik nitelikte şekillenmesi, Kurtuluş Savaşı’nın önderliğini yapan asker-sivil bürokrasinin ülke gelişmesinin kendi kontrollerinde gelişmesinde mecburiyet hissetmeleri, 1920’ler türkiye’sinde cumhuriyet’in kuruluş aşamasında demokratik bir devlet yapısı kurulmasını sağlayacak nesnel koşulların mevcut olmadığını düşünmeleri cumhuriyetin ilk yıllarında bürokrasinin iki temel misyonu vardı ; reformları geliştirerek devam ettirmek, yerleştirmek, korumak ekonomik kalkınmaya devletin öncülük etmesi bu nedenle bürokrasiye geniş imkanlar ve hukuksal güvenceler tanındı. Uygulanan devletçilik politikası da bürokrasinin ekonomik hayata büyük ölçüde müdahalesine yol açtı  (Çevikbaş, 2014) . 1950-1960 döneminde bürokrasi açısından büyük bir gerilemenin , itibar ve güç kaybının yaşandığı yıllar olmuştur. bu dönemde siyasetçiler öne çıkmış, bürokrasi ikinci plana itilmiş ve yalnızca kamusal hizmet aracı olarak görülmeye başlamıştır. 1961 anayasası bürokrasinin siyasi iktidar karşısındaki konumunun güçlenmesinde, ekonomik ve sosyal gelişme sürecinde sesini duyurabilmesine katkı sağlamıştır. Ancak yine de tek partili dönemdeki gibi üstün konumuna geri dönmesini sağlayamamıştır. 1960 askeri darbesi, askeri ve sivil yönetim alanlarını birbirinden ayırarak  idarenin bütünlüğünü bozmuştur. Bunun sonucunda askeri ve sivil bürokrasi olmak üzere kendi kendine yeten ve birbirinden  bağımsız iki  farklı bürokrasi düzeni doğmuştur. Askeri vesayet dönemlerinin sivil ve askeri bürokrasi üzerinde derin etkiler bıraktığı muhakkak . Askeri bürokrasi bu durumda kendini kurucu idarenin bir savunucusu tutucusu olarak konumlandırmıştır . Günümüze yaklaştıkça bir takım algılama farklılıkları oluşmuştur  Örneğin , aldığı maaşla zar zor geçinen bir emekli öğretmen Cumhuriyet gazetesi okuduğu ve CHP’ye oy verdiği için “Beyaz Türk” olurken , AKP iktidarında ihaleden ihaleye koşan zengin bir işadamı , dindar olduğu ve karısı başörtülü olduğu için Türkiye’nin zencilerinden oluvermişti   (Çam, 2017)

Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyeti’ne aktarılmış seçkincilik sistemi Osmanlı’nın son döneminde oldukça öne çıkan “başat aydın” ve ” toplumcu aydın ”  kavramları baskın olmuştur . Cumhuriyet dönemi yukarıdan aşağıya deneyim ve bilgi aktarımı bu durumu anlatmaktadır . Geniş çerçevede bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti seçkinleri bu durumla alakalı olarak topluma yukarıdan bakmaya ve toplumun düzenleyici bir rol oynamaya devam etmektedir . (Hülür & Demirpolat)

Örnek Çalışma

Bürokrasi kavramlarını kavramın modern kullanıcılarından  olan  Weber ‘ den bağımsız açıklamaya çalışmanın zor olacağını düşünüyorum .  Raporumda Max Weber’ in Bürokrasi ve Otorite adlı kitabından yararlandım . Weber bu kitabında otorite ve egemenlik türlerinden bahseder . Weber ‘ in kuramında yola çıkarak otorite tiplerinden “bürokratik ( yasal ) otorite” yi çalışmamda kullandım .

Otorite Tipleri

1.Bürokratik ( Yasal ) Otorite

2.Geleneksel Otorite

3.Karizmatik Otorite

Bu otorite türleri arasında dersimiz gereği bürokratik yani yasal otorite türlerine odaklanacağız . Bürokratik otoritenin üç ayrı türü bulunur .

  1. İdari memur istihdamıyla oluşan saf tür
  2. Bürokratik görevli istihdamıyla oluşan saf tür
  3. Bürokratik yönetimin monarşik türü

İdari Memur İstihdamıyla Oluşan Saf Tür

İster zorlamayla ister sözleşmeyle kurulmuş olsun , herhangi bir yasal kural , amaca göre ya da rasyonel değer olarak ya da her iki bakımdan ve en azından söz konusu toplumsal grup üyelerince uyulması beklenebilir . Her yasal düzenleme ,  genellikle bilinçli şekilde oluşturulmuş , birbiriyle tutarlı soyut kurallar bütününden ibarettir . Tipik otorite sahibinin bir ofisi / bürosu vardır . Konumuyla ilgili eylemlerinde verdiği kararlar da dahil  kendisi de gayri şahsi bir düzene  bağımlı kalır . otoriteye itaat eden kişi bunu sadece ilgili kurumun  “üyesi” olduğu için yapar ve sadece kanuna itaat eder . Bir kurum üyeleri otorite sahibi kişiye şahsi olarak itaat etme yükümlülüğünde bulunmazlar , kişilerin üstündeki düzene uymaktadırlar . Kurallara bağlanmış ,resmi işlevlerin örgütlenmesi belirli bir yetki alanı olmalıdır . Sistematik işbölümü idari birimlerin örgütlenmesinde hiyerarşi vardır . İdari davranışları rasyonel olarak düzenlemek için özel eğitime ihtiyaç duyulur . İlkesel olarak idari memurların tümünün üretim ya da yönetim araçlarından soyutlanmış olması gerekir. rasyonel türde hiçbir görev yeri görevlinin mülkü değildir . Din dışı işler için en önemli bürokratik mekanizma budur .

Bürokratik Görevli İstihdamıyla Oluşan Saf Tür

Şahsi olarak özgürdür ve otoriteye karşı sadece görevlerden kaynaklanan yükümlülükleri vardır . Hiyerarşik düzen belirlenmiştir . Memuriyete giriş tercihle olur .  Adaylar teknik niteliklerine göre alınır . Yani memurlar seçimle gelmez atanırlar . Katı ve sistematik disiplin hakimdir . Vakıflar ya da dini kurumlarda bu tür bürokrasi vardır . Katolik kilisesinde de geçerlidir . Modern ordular da subay yani “askeri memur “ yönetimindeki bürokratik organizasyondur. Bu türde tipik bürokrat sadece görevini asli olarak görür ek olarak bir şey beklenmez .

Bürokratik Yönetimin  Monarşik Türü

Teknik açıdan en verimli olabilecek model bu açıdan insanlar üzerinde rasyonel otorite kurmanın en iyi yoludur  .  Modern batı devletinin gelişiminde bu tür hakimdir . Kitle yönetimi konusunda vazgeçilmez bir türdür .  Bu türün altında yatan en önemli unsur  ;  teknik bilgidir . Bu tür bürokratik otorite içinde mikro bürokrasiler kurulabilir  .  Genelde güç kullanarak yapılmış bir devrim ya da düşman işgalinden sonra gelen bürokratik sistemdir .  Sistemi teknik bilgiye sahip olmayanlar kontrol ederken işleri teknik bilgiye sahip bir kadro yapmaktadır .  (Weber, 2017)

 

Kaynakça

Çam, A. (2017). Seçkinler , Seçkincilik ve Seçkincilik Söylemi Üzerine.

Çevikbaş, R. (2014). Bürokrasi Kuramı ve Yönetsel İşlevi. Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi , 75-102.

Hülür, H., & Demirpolat, A. (tarih yok). Seçkincilik , Aydın Kimliği ve Süreklilik. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi .

Weber, M. (2017). Bürokrasi Ve Otorite. Ankara: Adres Yayınları.

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

You may also like