Batı Türkistan

Batı Türkistan

4 Ağustos 2019 0 Yazar: Koçeroğlu

Türkistan, sözcük anlamı olarak “Türk ülkesi”, “Türk’ün yeri” anlamına gelmektedir. Bu yolla Türk ulusu mensuplarının yaşam sürdüğü her yer “Türkistan” olarak adlandırılabilmektedir. Peki bugün Türkistan neresidir? En başta Ziya Gökalp olmak üzere Türkçü düşünürler, anlamı ile tarif ettiğimiz Türk yurduna genel anlamda “Turan” demişlerdir. Bunun nedeni ise, o dönemde Orta Asya coğrafyasına Türkistan deniliyor olmasıdır. Ancak bugün baktığımızda; batıda Ege Denizi’nden, doğuda Çin içlerine, Sincan Özerk bölgesini içine alan; Kırım’dan Kerkük-Halep dolaylarına, Saka Yakut bölgesine kadar “Türkistan” olarak adlandırılabilir. Çünkü Anadolu da Türkistan’dır, Urumçi de, Kazakistan da, Kafkaslar da Türkistan’dır.

Bu yazıda bizim dikkat çekmeye çalıştığımız ise Batı Türkistan! Ege-Hazar arası bölgeyi kapsayan, tarihi Türk yurdu, bugün büyük bölümü bir olsa da parça parça olan; Oğuzeli!

Ziya Gökalp’in başyapıtı Türkçülüğün Esasları’nda, “yüce ülkü”nün ikinci aşaması olarak belirttiği Oğuz Birliği’nin[1] gerçekleşeceği topraklar… Emperyalistler tarafından Anavatan’dan(Türkiye) koparılan, ancak Türk’ün yüreğinden koparılamayan vatan parçaları!

Türkiye, Kuzey Azerbaycan, Güney Azerbaycan, Musul, Kerkük, Halep, Kıbrıs, Batı Trakya; Türk’ün adının yazıldığı, sözünün duyulduğu gönül coğrafyamızın batısı.

Literatüre bakıldığında “Batı Türkistan” kavramının Orta Asya’yı belirtmek üzere kullanıldığını görüyoruz. Peki Büyük Türkistan(Turan) coğrafyasının batısı Orta Asya ise, Hazar’ın batısı nasıl adlandırılacaktır? Burada ele aldığımız konunun düşünsel olarak en önemli kısmı da budur. Bugün “mozaik” olarak tanımlanan, “kadim” milletlere yurt olduğu söylenen coğrafya, en azından bin yıldır[2] Türk egemenliği altındadır. Bu gerçeği değiştiremeyen küçük beyinler ise, halkların kardeşliğini, ümmet kardeşliğini öne sürerek Türk’ü yurdundan etmeye ya da yurdunda azınlık durumuna düşürmeye çalışmaktadır. Ancak tarihin yanında bir gerçek daha vardır ki; bu gerçek savaşlarla, soykırımlarla, tecritlerle değiştirilmeye çalışılmaktadır. Aynı bugün Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi… Bu gerçek yerleşik Türk nüfusudur.

Bu coğrafyanın genel durumunu inceleyecek olursak, Türkiye dışında; 1828 yılında Türkmençay Anlaşması ile İngilizler ve Sovyetler arasında ikiye bölünmüş olan Azerbaycan’ın kuzeyinde 10 milyon, İran sınırları içinde(İran’ın kuzeyi) kalan güney kesiminde 35 milyon, İran’ın güneyinde ise 5 milyon civarı Kaşkay Türk’ü yaşadığı bilinmektedir. Elbette Türkmençay Anlaşmasının amacının, savaş yorgunu Türkiye’yi de düşündüğümüzde, bu bölgede güçlü bir Türk devleti olmasını engellemek olduğu açıkça ortadadır.  Diğer yandan dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in de Türk olduğunu  ve İran devletinde Türklerin etkin olduklarını, Irak’taki gibi mazlum duruma düşmediklerini biliyoruz. Mehmet Emin Resulzade, Fars milliyetçisi, batı kuklası Pehlevi hanedanının devrilmesine kadar Türklerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerini, ancak İran’da 900 yıl süren Türk hakimiyeti döneminde, Farsların eşit muamele gördüklerini söylemiştir.  2011 yılında Türkiye’ye gelen İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ise, İran’ın yüzde kırkının Türkçe konuştuğunu  belirtmiştir[3].

2003 yılından bu yana harap olan, öncesinde de Arapçı sosyalist Saddam’ın elinde oyuncağa dönen Irak’a baktığımızda, resmi devlet rakamlarında tarih boyunca Türkmen nüfusunun 150-300 bin civarı gösterildiğini görmekteyiz. Hatta bazı nüfus sayımlarında, sadece genel toplam nüfusun açıklandığı olmuştur. Ancak gerçek gizlenemeyecek kadar büyük ve köklü-kadim bir durumdadır. Bugün Irak’ın kuzeyinde; Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye kentlerinde yoğun olarak yaşayan Türkmenlerin nüfusu, yüz yıldır süren asimile politikasına rağmen en az 4 milyon civarı olduğu iddia edilmektedir. Bu iddia gerçeğe çok yakıın bir iddiadır ki; Erbil ve Kerkük şehirleri bin yıllık Türk kentleridir. Irak’ın başkenti Bağdat’ta da 30 bine yakın Türkmen nüfusu vardır[4].

Yine bin yıllık Türkmen kenti olan Halep’i sınırlarının içinde barındıran, kozmopolit karmaşa ülkesi Suriye’de 3,5 milyon Türkmen’in yaşadığı tahmin edilmektedir. Zaten Türkmenler bugün Bayır-Bucak, Türkmen Dağı bölgesinde mücadele vermektedirler. Arapların ihaneti ile Türk devletinden kopmadan önce Halep eyaleti; Antep, Maraş, Antakya, Kilis, İskenderun ve hatta Adana- Osmaniye bölgelerini de içine alan bir yapıdaydı ve statüsü miri arazi olarak geçtiği için Anadolu ile bütünleşmiş ve Milli Mücadele zamanında da Misak-ı Milli sınırlarına dahil edilmiştir[5]. Tabi tahmin edebileceğiniz üzere, Suriye tarafında kalan bölgelerde Irak’ta güdülen siyasetin aynısı güdülmüş, Türkmenler büyük sıkıntılarla mücadele etmişlerdir. Hala da aynı mücadele gözümüzün önünde devam etmektedir.

Batı Trakya, Kıbrıs ve Batum’u incelediğimizde yine diğer Türk yurtları gibi asimile, soykırım, tecrit benzeri olayların yaşandığına yakın tarihte gözümüzle tanık olduk. Ancak yine asıl mesele Anavatan! Kendi bağımsız, hür vatanında Türk’üm dediğinde faşizanlıkla, ırkçılıkla suçlanan bağımsız Türk…

Yeşil komünisti bir yandan, kızıl komünisti bir yandan, kürtçüsü bir yandan, Kafkasya’da devleti olan ermenisi bir yandan; Türkiye’nin Türk’üne, Türk’ün de milliyetçisine cephe almış durumda. Türk ülküsüne düşmanca bakar olmuşlar. Zaten baktığımızda da bu farklı cemaatleri tek çatı altıında toplayan tek mevzu da Türk düşmanlığıdır. Ama Türk buralardan bir çekilse, hepsi birbirine düşecek, o zaman da birbirlerini yok edeceklerdir. Farkında değiller ki, yok olmalarının önündeki tek engel Türk milleti…

Devam edecek olursak; Türkiye’deki etnik haritaya bakıldığında, yabancı kaynaklara(CIA) göre 15 milyon ana dili kürtçe olan insan yaşamakta, hdp’li hayalperest vekile sorulduğunda sadece Türkiye’de 20 milyon kürt nüfusu olduğunu iddia etmektedir. Bu iddialar bizi de, nüfus memurlarını da güldürecektir. Çünkü nedense bu ana dili kürtçe(!) olanlar bir türlü dillerini tam olarak konuşamıyorlar. Çevremizde gördüğümüz ana dilli arkadaşlar ancak internetten öğrendikleri birkaç cümle ile ana dilli olduklarını iddia etmekteler. Ancak biz burada kimse kürtçe konuşamıyor demiyoruz. Rakamların saçmalığından bahsediyoruz. Buradan hareketle, tüm yalan ve saçmalıkları bir kenara koyduğumuzda Türkiye’de kürtçe konuşabilen az sayıda insanın yanında, kendini kürt olarak tanımlayan en fazla 10 milyon kişi vardır.

“Batı Türkistan” coğrafyası, 120-130 milyon nüfusu, zengin tarihi birikimi, yeraltı kaynakları, doğal güzellikleriyle –en az- bin yıllık Türk yurdudur. Yukarıda da değindiğimiz sayısız sindirme, yıldırma politikalarına karşı halen dimdik ayakta duran Oğuzlar; inanıyoruz ki gelecek bin yılda da bu coğrafyayı ve değerlerini savunmaktan, yüceltmekten geri durmayacaklardır.

Türk’e karşı yapılan bunca ihanet, zulüm, fitneye rağmen yüce Türk her zaman elinden geldiğince herkese kapısını, gönlünü açmıştır. Bunun en basit örneğini, I. Körfez Savaşı yıllarında Iraklı kürtlere karşı gördük. Bugün de Suriyelilere karşı görüyoruz. Şunu atlamamak lazım; Körfez Savaşı sonrası Türkiye’ye yerleşen, geri dönmeyen kitleler, bugün terör partisinin Gazi Mecliste koltuk kazanmasına neden olan kitledir.

Tarihi, rakamları ve ihanetleri geride bırakırsak, önümüzde Türk’ün geleceği hakkında konuşmak kalıyor. Gelecek hakkında ne beyanat verebiliriz ne de tavsiye… Zaten tavsiye versek de bugünkü -yönetmekten aciz- yöneticilerin uygulayacağını sanmıyoruz. Tavsiyeleri kendimize saklayıp, zamanı geldiğinde uygulamayı daha doğru buluyoruz. Biz olması gereken ve olması olağanları yazacağız.

 

İran bölünecektir, yıllardır Türk’e kinle bakan, düşmanlığını gizlemeyen Ermenistan günden güne eriyip giden nüfusu ve içine kapanıklığı dolayısıyla yok olmaktan beter olacaktır. Yakın Doğu’nun denetimini yüzyıl daha elinde bulundurmak isteyenlerin son kozu Kürdistan ütopyası gerçek olamayacaktır. Orta Doğu’nun ihya olması adına , bugünkü bölgesel güçlerin içerisinden sıyrılacak olan Türk devleti, bölgenin hakim gücü olacak ve tüm uyrukları ile çağdaş dünyanın önderi olacaktır.

Bununla birlikte, tüm bunlar olduktan sonra Batı Türkistan’ımız, Oğuzeli’miz birleşmelidir. Şayet bu kutlu birleşme gerçekleşmese bile, bahsedilen toprakların tarihi adı ne orta doğudur ne yakın doğudur ne de Anadolu’dur. Tarih Türk’tür, tarihi ad ise Batı Türkistan’dır.

Bizler; tüm bunların olmasını isteyen ve bu yolda çaba harcayan, ülküsüne ve ülkesine hizmet eden bir gençlik istiyoruz. Bu yönde düşünen, eyleme geçmeye hazır olan Ülkücü Türk gençleri olarak, Bilge Gökalp’ın, Şehid Enver’in, Uluönder Atatürk’ün, Atsız Ata’nın, Başbuğ Türkeş’in; kendilerinden, ideallerinden, öğretilerinden feyz alıyor, bir adım öteye gidebilmeye çalışıyoruz. Ve karşımızda bir yığın ağzından salya akan düşman görüyoruz. Beşbin yıldır alt ettik, eminiz ki bundan sonra da alt edeceğiz; ben olmasam da biz alt edeceğiz.

Son olarak, geçmişten ders alıp geleceğe yön vermediğimiz sürece geçmişin özlemiyle ve acılarıyla duygulanmaktan başka hiçbir şey yapamayacağız. Bugün dört yanında savaşın ve kanın durmadığı ülkemizin yine dört yanında sınır sorunları görülmektedir. Bu sorunlu coğrafyada sıkıntıların kendi kendine çözüleceğini beklemek saçma bir düşünce olsa gerek. O yüzden 1924’te Gökalp’in işaret ettiği, ancak bugün kimsenin ne fikrinde ne söyleminde rastlayamadığımız Batı Türkistan’ı en azından beyinlere kazımak için çalışmalıyız. Gazi Başbuğ’un ümidi olan gençliğin yerinde bugün biz varız. Elimizden geleni yapmakla mükellefiz. Bu noktada da en önemli nokta beyinlere işlemek olacaktır. Çünkü hepimiz bu dünyadan göçeceğiz. Lakin ne ırkımız ne de ülkümüz evrenden önce ölmeyeceklerdir!

Batı Türkistan düşüncesinin milliyetçi beyinlere yerleşmesi ve bir gün gerçek olması dileğiyle…

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin!

 

 

[1] Ziya Gökalp, “Türkçülüğün Esasları” 7. Basım, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2018,  s.43

[2]Türk ulusunun orta doğudaki ilk izleri için; Osman Karatay, “İran ile Turan” 3. Basım, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2019, s.95-158

[3] Bilgehan Atsız Gökdağ, “İran Türkleri” Yeni Türkiye, 53/2013, s.2-4

[4] Ali Yiğit, “Irak’ta Türklerin Yaşadığı Bölgeler” academia.edu.

[5] “Osmanlı Belgelerinde Halep” Türk Dünyası Belediyeler Birliği(TDBB) Yayınları, nu.25 s.22-28

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.