Mesnetsiz hikayeler çalındı kulağıma
Olmaz ya sığınmışsın bir bulutun ardına
Olmaz diyorum içimden inanmam gözlerini görmeden
Güneşin kızısın sen çolpana asılısın kirpiklerinden
Dışın ateş közlenmiş yaralı
Gövdesinde eritmiş demir dağları
İçin su tavrın çağlamak
Bazen yıkıyorsun önüne çıkan ne varsa
Bazende önüne katıyorsun dünyayı
Biriktiriyorsun Karadenizde
Karasu Bafra Çarşamba
Ruhun gezgin şimdi bilmem ki hangisinde
Belki Sakaryada belki Gedizde
Bazen dolanarak varıyorsun gideceğin yere
Baş harfini çiziyorsun menderesle
Bazende gizli gizli derinlerden akıyorsun
Engin dağların arasından
Sessizliğe doğru bir türkü çalıyorsun
Kayalara vurduğunda yüreğin
Fırlayıp parmak uçlarından
Sabahın ilk vakitleri damlara vurduğunda alara
Yol gösterip gidiyorsun turnalara kızılkanatlara
Veyde destan oldun tarihe karışıp
İdilde unutuldun Volga diye anılıp
Ya ne oldun Tunada?
Hani nerede Osman Paşa
Ah içimizdeki vaveyla
Savaşların sebebisin çoğu zaman
Vazgeçilmez bir hudusun devletlerin arasında
Pariste gece yarısısın cennetsin
Ergenede felaketsin cehennemsin
Ekinleri kırıyorsun insanları boğuyorsun
Tam nefret ediyorum senden duruluyorsun
Altı üstü insansın işte
Bir damlada yaşamsın
Ablamsın kardeşimsin hocamsın
Ve en nihayetinde hayatsın hastalıksın
Çaren yok yazdığım sürece varsın
Ötesinde yok
Porsuk'un kenarında düşünürken ya da güneş dağların ardından doğarken
Ordasın
Sonra sonra gittin sanıyorum
Öylece hayata dalıyorum
Bin iki yüz rakım göl kenarındasın yabancısın
Bir cahil cesaretiyle yaklaşıyorum yanına

Gözlerini tutsam diyorum kirpiklerinden bir balık oltasının ucuyla
Hiç saklama boşuna
Biliyorum sen bu kalbe aşinasın
Saçlarının yansıması izliyorum gölde
Saçların bir yangın düşürüyor buzlar üstüne
Yine Ah diyorum uzunca Ahlar ağacı kadar
Aptalca gülümsüyorum sonra
Madak bir şey dökülmüş sanki dudaklarımdan
Gözlerin diyordum sadece
Gözlerin dünyayı kaplar dünya gözlerine küçük dünya dar
Irmağına köprü yaptım grafon kağıtlarından
Geçelim diyordun geçelim hevesle
Beklersek varamayız gökyüzüne
Öyle ya kavramıştım kolundan
Sonra bilmem niye durduk
Kaldım öylece yüreğimi tutunca ud
Bu terk ettiğim kaçıncı uhud
Hani o sütten çıkmış ak hani o rahmetsiz bulut
Gökdelenler yüzünden görünmez oldu doruk
Ne zaman yağacak yağmur ya ne zaman rahmet umulur
Unut demiştin ya unut
Söylesene düşünmek nasıl unutulur
Bir yandan çaput bağlarken umut
Ahlar ağacına
Unutmak nasıl mümkün olur
Ayaz vurdu gönlüme taşıma toprağıma
Yazık göle göl donmuş bir varmış bir yokmuş
Kerem Ali adında bir şehit vaktiyle bu tepede oturmuş
Bir elinde kılıcı bir elinde başı
Savurmuş nice düşmanı
Destan bitti sis dağıldı kahverengi gözlerin bulutlar arşınladı
Hani pamuk şekeri altında yeşil
Bomboş gökyüzü hepsini yemiş çeşnigir
Ne yazık rengi kaçmış kahverenginin
Gövdesinde oyuklar
Bilmezdim o zamanlar
Boşluğu kapanmazmış dağların
Yalnızlığıyla meşhur delikanlı ağaçların
Damla sakızı boşanır yarıklarından
Bu en şereflisidir ağlamaların
O zamanlar
Kara elmas doğururmuş dağlar
Tutsak ederek biricik oğullarını anaların
Ah analar eşler yetim çocuklar
Göçük altında duyulmaz mı ağıtlar
Sordum
Kin kusarmış kiremitsiz dam
Çiçekli şalvar sıvasız duvar

Gazeteler susar mahkemeler kapı duvar
Bak yine vakitsiz duada kerametsiz adamlar
Selin yıktı ırmak taştı
Hayaller yine tarihe karıştı
Nerede o kodaman günahkar
Boşluğa değdi saçlarının turuncu yangınları
Yıkıldı ahlar ağacı sen gittin
Didem öldü
Ahların en madağı mısır tarlasına gömüldü
Yokluğuna mektup yazmak zul gelir demiştim
Sana kar manzaralı pul bırakma demiştim
Mektup bitti sen gittin
Irmağına döküldü mürekkep
Bende bittim söyle bana

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Muhammet Cihat Dizdaroğlu

Latest posts by Muhammet Cihat Dizdaroğlu (see all)

You may also like