Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi eski toprakların ve öğrencilerin kullandığı adıyla Mekteb-i Mülkiye, benim de şu an çatısı altında öğrenim gördüğüm okulum. Mekteb-i Mülkiye tarih içerisinde her zaman sevilen bir okul olsa da belirli durumlardan dolayı hoş olmayan ithamlarla anıldığı zamanlarda olmuştur. İçerisinde bulunan belirli bir grubun tarihsel süreç içerisinde yaptığı eylemler yüzünden yanlış hatırlanan bir okul olmasından en rahatsız olan kişilerden birisi de benim. Bu yazımda size bu önyargının ne kadar asılsız olduğunu, Mülkiye’nin içinden her zaman vatanına ve milletine hizmette sınır tanımama mefkûresini benimsemiş insanlar yetiştirdiğini anlatacağım. Bunları anlatma yöntemim ise tarihsel süreçteki gelişimi anlatarak olacaktır.

Mekteb-i Mülkiye 1859 yılında Sultan Abdülmecid döneminde devletin idari kademelerinde görev alacak kişiler yetiştirmek amacıyla İstanbul’da kurulmuştur. Bu dönemde Mülkiye 18-36 yaş aralığındaki öğrencileri kabul etmiş ve öğrenim süresi 2 yıl olmak üzere eğitim vermiştir. 1861 yılında ilk mezunları veren Mekteb-i Mülkiye’nin ilk mezun ettiği yönetici ilk okul birincisi Prezeve Kazası Müdürü Mehmet Sırrı Efendidir. Mülkiye’nin bu dönemlerinde okulun sıralarından Mehmet Emin Yurdakul gibi bir çok önemli şahıs dirsek çürütmüştür. Mekteb-i Mülkiye’nin öğretim durumundan memnun olan Mithat Paşa Mülkiye’nin bir şubesini de Bosna’ya açmıştır.

Mekteb-i Mülkiye eğitim hayatına devam ederken aynı zamanda ülkeye aydın bir bakış açısı getirmek isteyen birçok İttihat ve Terakki üyesinin de eğitim yuvası olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın gelmesiyle birlikte eğitim sürecine ara vermiştir. Mondros Antlaşması’nın imzalanmasıyla beraber Talat Paşa’nın çabalarıyla eğitim hayatına tekrar başlayan Mülkiye’nin bir öğrencisinin kaleminden şu an hala okulumun marşı olan Mülkiye Marşı çıkmıştır. “Ey Vatan Gözyaşların Dinsin, Yetiştik Çünkü Biz” mefkûresini aşılayan bu marş çoğu Mülkiyelinin hayat gayesi olmuştur. Bu marşı internet aracılıyla dinlediğiniz zaman ilk iki kıtası ile karşılaşacaksınız ama ben size çoğu kimsenin bilmediği üçüncü kıtayı göstermek istiyorum.

Beklesin Türkoğlu’nun azminde kuvvet bulmayan,

Sel durur, yangın söner elbet Ey Vatan

Süslenir, oynar yârin, dün ağlayıp matem tutan

Ey Vatan Gözyaşların Dinsin, Yetiştik Çünkü Biz

 

Bazı grupların kendine rant aracı olarak kullandığı bu marşımızın yukarıdaki kıtasını bilmediklerini eminim. Kendilerini Mülkiye edebiyatı yapmadan önce Mülkiye’nin amacını benimsemeye davet ediyorum çünkü bu marşımızın sözlerinden de anlaşılacağı gibi Türk Oğlunun gelişimine baş koymayı hedefleyen bir okuldur Mekteb-i Mülkiye.

 

Mondros Antlaşması’ndan sonra okul öğrencileri ve mezunlarıyla birlikte Kuvvayi Milliye’nin, Kurtuluş Cemiyetlerinin ve Ankara Hükümeti’nin yanında durmuş. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük bir katkı payı vermiştir. Mülkiye’de girdiğim ilk derslerden birinde hocamın dediği şu sözleri hiç unutmayacağım “Türkiye Cumhuriyeti’ni üç okul kurmuştur. Bu okullar Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiyedir. Siz cumhuriyetin kurucusu bir okulda okuyorsunuz bunu asla unutmayın ve bu yolun çizgisinde yürüyün. “ Çoğu Mülkiyeli bu yolun devamcısı olmak için bu sıralarda dirsek çürütüyor bundan emin olabilirsiniz.

Bu dönemden sonra Mekteb-i Mülkiye 1935 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle birlikte başkent Ankara’ya taşınmış ve Cebeci’de bulunan binasına büyük törenler eşliğinde yerleşmiştir.

Hazır Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşundan ve Ankara’ya gelişinden bahsederken cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 11 Aralık 1935 yılında İsmet İnönü’ye gönderdiği telgraf Mülkiye Mektebi hakkında söylediği şu sözleri de yazıma eklemek istiyorum.

 

“Yıldönümlerini kutlamak için Siyasal Bilgiler Okulu diplomalılarının beni anarak toplantıya başlamış bulunduklarını bildiren telefon yazınızı aldım. Birdenbire duygumu tahlil edemedim. Bunun için Siyasal Bilgiler Okulu diplomalıların sözleri üzerinde bütün dikkatimi kullanarak düşünmek lüzumunu hissettim. Bunlar kimlerdir? Fazla düşünmeye hacet kalmadı. Derhal bildim ki bana içten sevgilerini haykıranlar, yarım asırdan beri Büyük Türk Ulusu’nun tam anlamı ile millet olmasına çalışan, modern bir Türk Devleti kurmak için insanlık fedakarlıklarının hiçbirini kendilerinden esirgemeyen; kültür, idare, intizam ve devlet anlamlarını en son ilmi telakkilere göre tebellür ettirmeye çalışmış ve çalışan yüksek değerde arkadaşlarımdır. İşte bu intibaı kendi kafamda ve vicdanımda duyduktan sonradır ki, telefonunuzun birinci satırının sonundaki dalgınlık aydınlandı.

Ben, büyük İsmet İnönü’nün karşısında bulunmakla mutlandığı görevden manen değilse bile maddeten uzak bulunmuş olmaktan teessür duymadığımı söyleyemem. Ancak, şununla müteselliyim ki; senin; hakikati, asaleti, Millet ve Devlet için gönülleri ateşlileri benim kadar ve belki benden daha parlak görür olduğunu bildiğimdir. Onun için, rica ederim söyleyiniz o arkadaşlara ki, bu devletin en aşağı yetmiş sene evvelki halini bilenleri içlerinde bulundurmaktadırlar ve yine İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da çocuk olarak yaşamış ve o yüksek manalı kafileye Devlet ve Millet mefhumunu anlayarak karışmışlardır. İşte onların hepsine söyleyiniz ki, şimdiye kadar yaptıkları temiz ve Türklüğe layık olabilen işleri ne karşı kendilerine minnetle mütehassisim.

Fakat yine o arkadaşlara söyleyiniz ki, Türk Milleti’ne, Türk Cumhuriyeti Devletine karşı yapmaya mecbur olduğumuz ödevler bitmemiştir ve bitmeyecektir. Bu dünyadan göçerek Türk Milleti’ne veda edeceklerin, çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara son sözü şu olmalıdır:

Benim, Türk Milleti’ne, Türk Cumhuriyeti’ne Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere, benim sözümü tekrar ediniz.

Bu sözler ferdin değil, bir Türk ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk, bir parola gibi kendinden sonrakilere mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, O’nun ebedi olduğunu göstermelidir. Yüksel Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.”

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün inkılaplarının devamcısı olarak gösterdiği Mülkiye Mektebi’nin üzerindeki kara lekeleri temizlemeye şu cümleler kanaatimce ebediyen yeter ve artar.

Ankara’da eğitim hayatına devam eden mektep ileriki dönemlerinde okulumuzun içinde bulunan her türlü fikrin tartışıldığı ve ülkenin gelişimi için fikir özgürlüğünü kabul eden havasından dolayı bazı art niyetli gruplar tarafından suiistimal edilmeye başlanmıştır. Mülkiye içerisinde her türlü fikre sahip olabilirsiniz ama bu fikirler Mülkiye’nin kendi değerlerini çiğneme ek zorundadır. Mülkiye Mektebi’nin asıl amacı Türk Milleti’ne koşulsuz hizmettir ama bu dönemde okul içerisindeki bazı öğrenci grupları bu kaideleri çiğnemişler ve okulun adını karalamaya çalışmışlardır. Bu öğrenciler okul içerisinde okumuş (!) olabilirler ama asla Mülkiyeli olamayacaklardır. Tabi bahsi geçen bu dönemde bahsettiğim gruplar okulda çoğunluğa sahip değillerdi fakat bildiğiniz gibi “ sinek küçük olsa bile mide bulandırır” diye bir atasözümüz var. Bu durum bu sözü kanıtlar niteliğindedir. Bu grupların olduğu dönemde de okulumuz her zamana olduğu gibi ülke için aydınlar ve yöneticiler yetiştirmeye devam etmiştir. O dönem ülkemizi yönetecek bir çok yöneticiden tutun da o dönemler edebiyata damga vuracak İkinci Yeni hareketi bile Mülkiye içerisinden çıkmıştır.

Mekteb-i Mülkiye bunca yaşanan serüveni ardından 4 Aralık 2019 tarihinde benim de içerisinde bulunduğum kutlamalarla 160. Yaşına girdi. Şu an koca çınarımız hala akademik anlamda gelişmeye ve ülkemize yönetici yetiştirmeye devam ediyor. Hatta şu an görev başında bulunan Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu da bizim okulumuzun mezunu. Mülkiye gibi Türkiye’de film karakterlerinin bile hayatına yön vermiş bir okulda bulunmaktan gurur duyuyorum. Film karakterlerine bile etki etmiş dememin sebebi ise Türkiye’yi kasıp kavuran bir dizi serisi olan Kurtlar Vadisi’nin ana karakteri Polat Alemdar bile senaryoya göre Mülkiye mezunu. Hatta benim bölümdaşımdır kendisi .

İşin şakasını geçtiğimiz zaman Mülkiye gibi ulu bir çınarı herhangi bir görüşle bütünleşmiş gibi lanse edilmemelidir. Mülkiye her zaman cumhuriyete şekil vermiş ve şekil vermeye devam eden bir vatan kurumudur. Umarım bunu size Bu yazımda aktarabilmişimdir. Teşekkürler.

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Abdullah Barış Yılmaz

Latest posts by Abdullah Barış Yılmaz (see all)

You may also like