Ali Çağrı “ODA MI ÖRGÜT MÜ” diye sordu, ortalık karıştı. Öfkeli bir grup taarruza geçti. Önce bizi “katliam yapmakla” suçladılar, hızlarını alamayınca “şerefsiz” ve “alçak” ilan ettiler. Hıyanet-i vataniyeden suçlanıp kurşuna dizilmezden evvel yazdığım son satırlar bunlar olabilir anlayacağınız. O yüzden dikkatli okuyunuz!

Neye bu öfke? Ne istiyorlar? Türkçeleri yettiği kadarıyla bizi yargıya gitmekle tehdit edip, çenemizi kapatmamızı istiyorlar.

ZMO-Genç ismiyle anılan bu grup, Ali Çağrı’nın yazısından sonra çok kızdı ve sitemize linç kampanyası açtı. Misak-ı Zafer’in resmi hesabından yayınlanan cevaptan sonra daha da öfkelendiler.

Neymiş, biz onları “karalıyormuşuz”!

Bir şeyi karalamak için evvela onun beyaz olması gerekir.

ZMO-Genç ne kadar “beyaz” peki?

Sosyal medya hesaplarını inceledim. Twitter’ı Hüseyin Aygün’ü beğenmek için kullanıyorlar. Misak-ı Zafer resmi açıklamalarına logosunu ekleyip, resmi sayfasından paylaşıyor. Bu arkadaşlar troll hesaplardan bir metin ortaya atıp altına -canları isterse- ZMO-Genç yazıyorlar. (Bu hesaba göre, canı sıkılan birisi “Gabon Dışişleri” adına yahut “Türkiye Teröristler Birliği” ismiyle metin piyasaya sürebilir. Altına yukarıda geçen ibareyi ufak bir not olarak düşmesi yeterlidir. Ne güzel memleket!)

Bu “gençlere” geleceğiz. Önce Hüseyin Aygün’e bakalım. Milletvekiliyken PKK’lı teröristler tarafından “kaçırılan”, kısa süren tutsaklığın ardından kendisini kaçıran teröristlerle ilgili şunları söyleyen birisidir “beğendikleri” Aygün: “6-7 kişilik genç bir gruptu. Çok saygılı çocuklardı. Sarıldılar, öptüler. Burada bulunan kardeşlerini sakın unutma abi dediler.” Artık vekil olmayan Aygün, herhalde “kardeşlerini unutmayarak” hayatını idame ettiriyor.

Gelelim bizim “gençlere”. Faal bir arkadaş grubu bu ZMO-Genç Ankara ekibi.

KHK’lıları paylaşıyorlar, “faşizmin gölgesinde” yaşadığımızı iddia edip siyasi anmalara katılıyorlar. Piknik yapıp, “hiçbir kâr amacı gütmeden” 150 liraya gezi düzenliyorlar. “Arta kalan” zamanda da çeşitli zirai faaliyetlerde bulunuyorlar.

Şimdi bu ZMO-Genç siyasi bir kuruluş mudur?

Tabii ki her Türk vatandaşı siyasi görüşünü özgürce açıklama hürriyetine sahiptir. Fakat kurumları temsil iddiasında bulunanlar, kuruluşların üyelerine de bu tarz hadiseleri danışmak zorundadırlar.
Şöyle bir düşünelim. İçerisinde milliyetçiler bulunsa, FETÖ ve PKK’yla iltisaklı “hocaları” kurumsal olarak savunabilirler miydi? İthal kelime ve düşüncelerle devlete taarruz edebilirler miydi? Tabii ki edemezlerdi.

Demokrasi şampiyonlarının eşitlik sevdası buraya kadardır. Birisi onlara göre “faşist” ise koro halinde “faşist” denmelidir. Aksi takdirde kuruluşuna üye yazmaz. Katliamcı, şerefsiz ve alçak ilan eder. Neydi Nazım’ın meşhur kitabının adı ? “Memleketimden insan manzaraları”.

Misak-ı Zafer’in yazarı olmam sebebiyle doğal olarak bu tartışmada tarafım. Fakat karşı tarafa bir “kıyakta” bulunacağım. Misak-ı Zafer’in sitesinde, ilgili tartışmayı, ZMO-Genç’in “müsveddeleriyle” izleyeceğim.

Elimizde iki müsvedde var. Bunları maddeleştirdim. (Bir dahaki sefer yazarken “gençlere” de kolaylık olur, öğrenirler.)

Öncelikle Türkçe yanlışı olan cümleleri metinlerden çıkardım. Geriye bir şey kalmadı.

Yılmadım. Mecburen, bozuk Türkçeyle karalanmış bu metinleri düzenledim. Parantez içinde de hakikatleri yazdım. Zaten cevap verilen konulara girmedim. Bu, meseleye uzak arkadaşlara bir hizmettir. Buyurun önce ilk müsvedde:

1- Misak-ı Zafer dergisinde arkadaşlarımıza yönelik karalama kampanyası yapılıyor. (Kızmayın hemen. Dergi olmadığımızı öğrendiler. (Bkz: ikinci müsvedde) Ayrıca karalama yapan sizsiniz. Türk dilini karalıyorsunuz.)

2- TMMOB/ZMO’nun “tarım politikalarına” olan vurgusundan rahatsız olarak harekete geçtiler. (Kim? Kim olacak bizden bahsediyor. Ne alâkası var? Orası meçhul.)

3- Tarım çökmüştür. Misak-ı Zafer çökmüş bulunan tarım politikasının bekçisi ve aynı zamanda gençlik koludur. (Türkiye’de tarım son bir yıl içinde mi iflas etmiştir? İflas etmiş tarım politikasının mı yoksa Türk tarımının mı bekçisi olduğumuz noktasında fikir edinmek isteyenler Tarım/Ziraat kategorimize müracaat edebilirler.)

4- Okullarda, fakültelerde ve kampuslerde polis ve devlet destekli olarak örgütlenip çete kuruyorlar. Satırlı saldırı yapıyorlar. (Hâlâ kim diye soruyor musunuz? Misak-ı Zafer tabii ki(!) Devletin çete kurmayacağı bahsini açıklamak için Weber’e başvurmak gerekir. Okuma-yazma kıtlığı çektikleri için üzerinde durmuyorum. Sonuçta herkes “gençlikte” hata yapar değil mi? Mazur görünüz.)

5- Misak-ı Zafer “yıllardır” prensip edindiği karalama kampanyasına “yeniden” başlamıştır. (“Karalama” ile bunun kampanyası arasında da bir fark vardır ama basmakalıp sloganlarla “düşünenler” bunu anlayamaz. Diğer taraftan sitemizin henüz birinci yılını tamamladığı göz önünde bulundurulursa Einstein’ın haklı olduğu sonucuna varabiliriz. Zaman herkes için eşit akmıyor. (Bkz: İzafiyet Teorisi) )

6- Misak-ı Zafer mensuplarını Sivas, Çorum ve Maraş’tan tanıyoruz. (Buna resmi bildiride hakkıyla cevap verildi. Üstünde durmuyorum.)

7- Misak-ı Zafer yobazdır. Biz “Atatürk ilke ve inkilaplarına” bağlıyız. (Türkçe eksikliğiniz var deyince öfkeleniyorlar. Şu bağlı oldukları şeyi birebir “çevirirseniz”; “Atatürk ilke ve köpekleşmelerine bağlıyız” demektir. “Devrim” anlamındaki kelime “inkılaptır”. “İnkilap” ise köpekleşmedir. Bunu ikincisinde doğru yazmayı başardılar ama buradan da Freud’un “bilinçaltına” bir selam çakmazsak ayıp etmiş oluruz.)

8- Misak-ı Zaferciler Tekel işçilerine saldırdı. Üstelik polis barikatlarının arkasından. (İşçi haklarını, diyalektik düşünceyi dikotomi kısırlığıyla çözebilen cahillerden öğrenecek değiliz. Sahi ne zaman oldu bunlar? Misak-ı Zafer kadrosunun bundan niye haberi yok?)

9- Tarım politikası Misak-ı Zafer’in gençlik kollarının eline bırakılmayacaktır. (Misak-ı Zafer’in gençlik kolu yoktur. Misak-ı Zafer zaten genç bir kadrodan müteşekkildir.)

10- Dava açacağız. (Hatırım kalır.)

Gelelim ikinci ve daha kısa müsveddeye:

1- Misak-ı Zafer internet sitesidir. (Demiştim, bir şeyler öğrenebiliyorlar diye.)

2- Üye yapılmayan arkadaşlar bize saldırmışlardır. TMMOB yönetmeliğine göre üye yapılmamaları çok normaldir. (Size kim saldırmıştır? Misak-ı Zafer mi? Neden bizim haberimiz yok?)

3- ZMO-Genç çok başarılıdır. (Siyasa alanında evet, zirai alanda tartışmaya çalışıyoruz ama kaçıyorsunuz.)

4- Karalama yapıyorlar. ( Dilin de bir bilimi vardır, filoloji yahut dilbilimi denilir. Yukarıya yazdım, onlara da sorarsanız söyleyeceklerdir. Bir şey ancak beyazsa karalanır. Dilbilimini de mi “faşist” ilan ettiniz yoksa? Bu Türkçe düşmanlığı niye?)

5- Dava edeceğiz. (Yunan sanatçı Stelios Kazantzidis söylüyor plakta: -üstelik sizden iyi bir Türkçeyle- “Bekledim de gelmedin/ Hiç mi beni sevmedin?”)

6- (Bu sefer inkılâp kelimesi doğru yazılmış) ZMO-Genç’i eleştiren herkes “alçak” ve “şerefsizdir”. (Buna kolay yol denir. Faşizmin dik âlâsı denir. Fakat demokratlık denmez.)

7- Misak-ı Zafer iftira atmasın. Türk tarımıyla ilgili çalışsın. (Bkz: Tarım/Ziraat kategorimiz. Merak duygunuz varsa söyleyeyim, çalışmalarımız daha yeni başladı sayılır. Devamı gelecek anlayacağınız.)

8- İmza ZMO-Genç. (Bunun mavrasını yaptık değil mi?)

Müsveddeleri böylece temize çekmiş olduk. (Bu iki anlamlı bir cümledir. Açıklama “bizim” kitleye yapılmamıştır.)

Bu arada ilginç bir şey oldu. İlk müsveddeyi gecenin bir vakti CHP’nin Ankara İl Gençlik Kolları Twitter hesaplarından paylaştı. Neden böyle bir şey olduğuna kimse anlam veremedi. Galiba “bizim siyasi desteğimiz var” demek istediler. Hani siz alanında çalışmalar yapan başarılı bir kurumdunuz? İki eleştiri alınca neden siyasi destek peşinde koşma ihtiyacı hissediyorsunuz? Mesela bizim siyasi bir desteğimiz yok. Muhataplarımızın siyasi desteğinin olması da umurumuz değil.

Fakat bu arada işi siyasete çekerek kolay yoldan yırtmak isteyenlere de iyice bir güldük. Çin virüsü günlerinde Türk gençliğine hiç olmazsa keyif verdiniz. Bakın 2 gün “arkadaşlık” ettik hemen millete hizmetiniz dokundu. Bu milliyetçilik denilen “virüs” şimdi size de bulaşmış olmasın?

Ayrıca başka bir mesele merakımı mucibtir: Katliamların gerçekleştiği şehirlerle, katliamın bizatihi kendisini aynı “şey” zannedenlerin kafalarında nasıl bir Türkiye haritası canlanıyor? Sivas’ı “katliam” olarak kodlayanlar Sivas’a ayıp etmiş olmuyor mu? Veyahut Samsun’u ne olarak görüyorlar?

Katliamdan bahis açılmışken, PKK ve DHKP-C’yi terörist olarak gördüklerini söyleyemediler. Oysa bizi itham ettikleri katliamları ve tüm katliamları biz lanetle kınamıştık. İlginç bir psikoz hâli. Ya da “Kişi, kendinden bilir işi” mi demeli? Twitter hesabınızı emrine tahsis ettiğiniz Hüseyin Aygün’e danışın, bakalım O ne yumurtlayacak?

Tartışmayı tüm safahatıyla yazdık. (Ayrıca Ali Çağrı’da bir yazıyla mukabelede bulundu bugün.) Takdir her zaman olduğu gibi büyük Türk milletinindir.

Bir de sonsöz edelim ki, her şey yerli yerine otursun.

Atatürk devrimlerine ve demokrasiye bağlı olduklarını bildirmeleri gözlerimi yaşarttı. (Çin virüsü sebebiyle evde soğanlı yemekler yapıyorum, onunla da ilgili olabilir. Burası tartışmaya muhtaçtır.)

Fakat sabah uyanıp da aynanın karşısına geçerek 50 sefer “Ben Atatürkçü bir demokratım” demekle Atatürkçü bir demokrat olunmaz. Halk Fırkası’na üye yazılmakla da Atatürkçü ve demokrat olunmaz. Atatürkçülük ve demokratlık büyük laflardır. Altını doldurmak icap eder.

Atatürk’ün en önemli özelliklerinden birisi de “mükemmelen” Türkçe bilmesidir. Türkçesi kıt insanların Atatürk’ü anlaması mümkün değildir. Bu bir kapasite meselesidir. (Zamanında İngilizce kursları veriyormuşsunuz. İngilizce sorayım: “Do you know?”)

“Milli ekonominin temeli tarımdır” diyen, Orman Çiftliği’ni “çorak” Ankara’da meydana getiren büyük Atatürk 18 Mart 1923’te Tarsus’ta çiftçilerle konuşurken şöyle demişti: “…Sizi ya harb olunca, ya hazinelerini doldurmak lâzım gelince hatırlarlardı…”

Siz de siyasi tabasbustan (sözlüğe bakın, her şeyi ben öğretemem ya?) fırsat buldukça hatırlıyorsunuz.

Çok değil 2-3 senede gittikçe “yumuşayan” siyasi dilinizin ve Atatürk’ü hatırlamanızın esas sebebi memlekette esen milliyetçi rüzgarlardır.

Biz -sizin hayallerinizin aksine- bu rüzgar essin diye çok fırtınaya göğüs gerdik.

Bir rüzgarla sallanacaksanız büyük laflar etmeyeceksiniz.

Türk milliyetçilerini dışlama “seçeneğinizi” tabii ki kullanmakta direnebilirsiniz. Fakat unutmayın bu dışladığınız son milliyetçi nesildir.

Yakında ZMO-Genç dahil olmak üzere birçok nokta bu memleketin öz evladı olan Türk milliyetçilerinin elinde kıymet bulacaktır. Unutulmamalıdır ki; koltukla değer bulanların makamı kolay sallanır. Koltuğa değer katanlar, koltuksuz kalsalar da memlekete hizmet ederler.

ZMO-Genç çevresi; sağlıcakla kalın.

Vazifesini layığıyla yapan herkes, sizler için ise zaferle dolu günler yakındır!

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Semih Ayna

1996'da doğdu.

Latest posts by Semih Ayna (see all)

You may also like