Atatürk’e Minnetle: 10 KASIM

Takvimler her 10 Kasım‘ı gösterdiğinde tüm Türkiye nefesini tutar. Çünkü 10 Kasım, bugününe şükreden her Türk’ün kapanmayan yarasıdır, sonsuz minnetinin göstergesidir.

O‘nu daha da çok aradığımız bu günlerde, özlemimizin daha da pekişmemesi elde değil. Bu özlem yalnızca kurucu lidere duyulan sıradan bir saygı ve sevgi değildir. Her Türk vatandaşının ne zaman pusulası şaşsa, ne zaman Türk milletinin birliğini tehdit eden unsurlarla karşılaşsa, gözlerinin aradığı o sarsılmaz duruşa duyulan derin bir özlemdir. Çünkü biliyoruz ki; O’nun Türk milletine bıraktığı miras yalnızca sınırları çizilmiş bir vatandan ibaret değil, hukuka, bilime ve medeniyete adanmış bir hayat felsefesidir.

Bu felsefenin izleri, hayatımızın her anına sinmiştir. Kadınlar zorlu akademik unvanlara her ulaştığında ve milli başarılarımıza başarı kattığında, çocuklar modern okulların sıralarında geleceğe umutla baktığında, gençler bilimin ve teknolojinin en ileri kapılarını araladığında, her Türk vatandaşı “Türk milleti” çatısı altında birleşebildiğinde ve adalet önünde eşit haklara sahip olduğunda… İşte bu anların her biri 10 Kasım’da sonsuzluğa uğurladığımız dehânın eseridir.

Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin en sarsılmaz temellerinden biri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile atılan çağdaş ve bilimsel eğitimdir. Bu kanun ile ülkedeki eğitimin çok başlılığı ortadan kaldırılmış, hurafelere dayalı eğitim yerine akla dayalı eğitim yegâne yol ilan edilmiştir. Bu yasal devrim, yalnızca okulları tek bir milli çatı altında toplamakla kalmamış, aynı zamanda toplumsal aydınlanmanın da kapılarını açmıştır. Ancak bugün bu kanuna aykırı olan, “sıbyan mektebi” adı altında verilen merdiven altı eğitim pratikleri gibi tehditlerin varlığı ile, hem okul öncesi çağdaki çocukların henüz gelişimlerine uygun olmayan bu eğitimleri baskıcı ve cezacı bir biçimde almalarıyla psikolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenmekte, hem de cumhuriyetin “eğitim” kalesine yönelik tehdit gözler önüne serilmektedir. Atatürk’ün gerçekleştirdiği bir diğer köklü devrim de tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasıydı. Bu sadece bir yasal düzenleme değil, yüzyıllardır süregelen manevi sömürü düzenine ve kişisel menfaat devşirmeye dayalı düzene çekilen bir perdeydi. Amacı, halkın saf inancının istismar edilmesini önlemek ve akılcı bir dini anlayışın gelişmesine zemin hazırlamaktı. Ancak, bugün ne yazık ki, bu yasanın ruhuna aykırı uygulamalarla karşılaşıyoruz. Şehirlerimizin dört bir yanında yasa dışı yapıların ve dini görünümlü, bilimsellikten uzak, sorgulayıcı düşünceyi körelten oluşumların yeniden yayılmaya başladığına ve hatta bu oluşumlara göz yumulduğuna şahit oluyoruz. Toplumsal yaşamda tekrar filizlenen bu tür yapıların varlığı, cumhuriyetin laiklik ilkesine ve aklın rehberliğine yönelik büyük bir meydan okumadır. Bu durum, Atatürk’ün toplumu aydınlatma ve çağdaşlaştırma mücadelesinin aslında hiç bitmediğini, sürekli bir çaba gerektirdiğini bir kez daha kanıtlamaktadır.

Atamızın bize bıraktığı mirasın ekonomik bağımsızlık alanında da ne kadar vizyoner olduğunu unutmamalıyız. O’nun döneminde ülkenin dört bir yanına döşenen demiryolları, kurulan şeker, tekstil ve çimento fabrikaları; ulusal kalkınmanın ve topyekûn ilerlemenin somut göstergeleriydi. Bu yatırımlar, milletin kendi kaynaklarıyla ayakta durmasını ve istihdam yaratılmasını sağlayan gerçek anlamda beka projeleriydi. Oysa bugün, halkın kaynakları sıklıkla gösterişli ve üretime katkısı tartışmalı beton projelere aktarılmakta. Bu yatırımların yüksek maliyetleri ve ulusal bütçe üzerindeki yükü göz önüne alındığında, faydaları tartışmaya oldukça açık. Bunların yanı sıra, O’nun, “Milletin efendisi” olarak gördüğü Türk çiftçisini kalkındırmak için attığı adımlar, örneğin Ziraat Bankası’nın güçlendirilmesi, tohum ıslahı çalışmaları, aşar vergisinin kaldırılması, bir ülkenin gerçek zenginliğinin toprağında yattığınız bize gösteriyordu. Adana Türk Ocağı’ndaki toplantıda çiftçilere yaptığı konuşmada Atamız diyor ki: “Arkadaşlar, dünyada fütuhatın iki vasıtası vardır. Biri kılıç, diğeri sapan. Zaferinin vasıtası yalnız kılınçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir, sefil ve perişan olur.” Bu sözleriyle, zaferlerle elde edilen topraklarımızın egemenliğini koruyabilmek için üretmemiz gerektiğini ve ekonomik bağımsızlığın önemini bir kez daha vurgulamıştır. Maalesef yine görüyoruz ki, bugün çiftçilerimiz tohumda dışa bağımlı hale gelmiş, tarlasını ekip maliyetini karşılayamayacak hale gelmiş ve ithal ürünler yüzünden alın terleri çarçur edilmektedir. Atamızın üretim ve çiftçi odaklı yeniliklerini, bugünün plansız inşaat hamleleri ve ihmal edilmiş tarım politikalarıyla kıyasladığımızda, O’nun kurduğu cumhuriyetin ekonomik temellerine duyulan saygımız katlanarak artmaktadır.

Atatürk’ün çağdaşlık mücadelelerinin sonuçlarından biri de kadınların medeni ve siyasi haklarına kavuşmasıdır. Atamız Kastamonu Nutku’nda belirtiyor: “Bir heyet-i içtimaiye, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını terakki ettirelim. Diğerini müsamaha edelim de, kitlenin heyet-i umumiyesi mazhar-ı terakki olabilsin? Mümkün müdür ki, bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin?”.  Türk kadınına verdiği değerin ve inancın en büyük örneklerinden olarak çok geçmeden aksiyona geçmiş ve Fransa, İtalya, Belçika, İsviçre gibi birçok Avrupa ülkesinden onlarca yıl önce Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasını sağlamıştır. Ülkemize getirdiği medeniyetin yegâne hedefi topraklara zincirlenmemiş göklere yükselen bir toplumdu. Ancak bugün kadınların sosyal, ekonomik ve siyasi hayattaki varlıkları konusunda yaşanan cinsiyet temelli ayrımcılık ve hayatın her alanında karşılaştıkları şiddet vakalarındaki artış, Atamızın kurduğu ilerici temelin yıpratıldığını acı bir şekilde göstermektedir.

Bugün Türkiye’nin yönetim süreçleri sıkça otoriter kararların etkisi altında tartışılırken, biz, Atatürk’ün yokluktan doğan bir ülkede sergilediği olağanüstü liderlik dehasını bir kez daha hatırlarız. O da savaşın küllerinden yeni doğmuş bir milleti hızla ayağa kaldırmak için güçlü ve merkezi bir irade kullanmıştı, ancak O’nun bu sarsılmaz otoriteyi kullanma amacı, birlik, beraberlik ve ilerleme içindi; şahsi ikbalin ötesinde, ülkeyi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarma hedefi doğrultusunda, laik, hukuka dayalı ve bilimsel devrimleri tavizsiz ve başarıyla yerleştirmekti. O’nun liderliğinde alınan her karar, milletin geleceğini aydınlatma projesinin bir parçasıydı. İşte bu nedenle, bugün aynı gücü kullanmaya soyunanların, O’nun kurduğu sağlam temelleri sarsarak ülkeyi her alanda tartışmaya açan sonuçlar üretmesi, bize O’nun vizyonunun ne kadar eşsiz ve yeri doldurulamaz olduğunu acı bir şekilde hatırlatmaktadır.

Ne yazık ki, Atamızın emanetlerinin temellerini sarsmaya çalışanlar vardır. Gazi Meclisimizin çatısı altında laik, bilimsel ve modern eğitimin tartışmaya açıldığı, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun ince ince işlenmeye çalışıldığı bu zamanlar, bize O’nun yokluğunu daha derinden hissettirmekte, bu ülke uğruna vermiş olduğu her mücadeleye olan saygımızı ve onu korumaya dair bağlılığımızı kat kat artırmaktadır. Biliyoruz ki; laiklikten, akıldan ve bilimden sapmak bizi karanlığa sürükleyecektir. Tüm olumsuzluklara rağmen, bu geri kalmışlığa boyun eğmeyeceğiz. O’nun fikirlerinin ışığıyla yetişmiş her cumhuriyet neferi, direnişin en güçlü teminatıdır.

Özellikle son dönemlerde karşılaştığımız zorlu süreçlerde, aklın ve medeniyetin ışığından uzaklaştığımızı hissettiğimiz her meselede, daha da sıkı sarılırız Atamıza ve ona duyduğumuz özlemimize. Halbuki muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kandadır, biliriz. İşte bu yüzden de her 10 Kasım sıradan bir yas günü değil, tüm Atatürk neferlerinin kalbindeki ateşi harlamanın, O’nun fikirlerine yeniden sarılmanın ve ilkelerine sadakat için yeniden yemin etmenin günüdür.

 

Kaynakça:

Özgen, Y. (Ed.). (2024). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: Cilt II (1922–1924) (s. 222-228). Atatürk Araştırma Merkezi.

Özgen, Y. (Ed.). (2024). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: Cilt III (1925–1938) (s. 18-21). Atatürk Araştırma Merkezi.

Usubaliev, E., (2022). Kadınlar hangi ülkede ne zaman seçme ve seçilme hakkı elde etti? Anadolu Ajansı.

 

 

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Serra Candaş

Latest posts by Serra Candaş (see all)