2017 Aralık 17, sabah daha en fazla yedi. Yürüyorum. Ankara Eğitim Araştırma hastanesinin önünden geçiyorum. Sol cebimde pavyondan çıkan ayyaşlardan dilendiğim tek sigara, kafamda Milliyetçi Türkiye’yi daha sağlam temellere oturtmaya çalışıyorum. Hava soğuk, amcamdan aldığım mont yırtık; yürümeye devam ediyorum. Bindiğimde dolmuşçuya uyduracağım yalan beynimi kemiriyor, soğuğa aldırmadan zihnimdeki çatışmaya son vermeye çalışıyorum.

Bir tarafta kalbimin nasırlı yarası Doğu Türkistan, karşısında cebimde kalan son sigara. Ankara Kalesini izliyorum. Şafak sökerken evine dönen bağımlıların kapıyı açamayışlarını gözlüyorum. Nereye gidiyorum? Her şey tamam da, düşman yurdunu nasıl viran ediyorum?

Bent Deresinden dolmuş garajlarına doğru giderken ansızın bir çığlık kopuyor, arkamı dönüp ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Gözlerim olanı görüyor, bedenim adım atmaya yeltenmiyor. Gözlerimin önünde bir kadın ölüyor. Ne olduğunu anlamamış gibi devam ediyorum, unutmaya çalışıyorum ama unutamıyorum. Sahi ben nereye gidiyorum? İnanmışım, bilenmişim, ama dolmuşa dahi binemiyorum. Yürümeye devam ediyorum. Güç bela garajların önüne geliyorum, dolmuş şoförlerinden bir tanesi feryat ediyor; “borç gırtlağıma kadar dayandı, ben dayanamıyorum!”. Elindeki bıçak boynuna dayalı, görmezden geliyorum. Sorun çıkmasın, ben yürüyorum diyerek Ankara Palas’ın altındaki garajlara yöneliyorum. Sahi ben nereye gidiyorum?

Zamanın il başkanlığının önüne vardığımda, cehennemden inercesine dolu yağıyor, çok üşüyorum. Canım yanıyor ama yürümeye devam ediyorum. Sığınmak için Zincirli Camii’nin şadırvanına giriyorum. Cemaat sabah namazı kılıyor, iki tane roman ayakkabı çalıyor. Zihnimde hırsızları idam ediyorum, sonra derhal dolmuşlara yetişmek için garajlara yürümeye devam ediyorum. Yürüyorum, görüyorum, duyuyorum ama dinlemiyorum. Çankırı caddesinden geçerken bir anda karnım acıkıyor, Rüzgarlı’da veresiye çorba içiyorum. Saat 8, vakit daralıyor. Ben burada ne yapıyorum?

Çorbamı içip çokça inanmadığım duayı esnafa bahşettikten sonra garajlara devam ediyorum. Meclisin önünden geçerken içimde aynı ateş, Türk Devleti nasıl buraya geldi diye saçlarımı yoluyorum. Meclisin önünde bir amâ, mendil satıyor. Durup onu izliyorum ama görmüyorum. Durdukça üşüyorum, dolmuş duraklarına doğru hızlıca adım atmaya devam ediyorum. Artık kaybedecek vakit yok!

En sonunda garajlara varıyorum. Biçare dolmuşçuları izliyorum, hangisi beni bedava bindirir. Çığırtkanın teki yanıma geliyor. “Hangi hattı bekliyorsun?”. Duyuyorum ama dinlemiyorum. Sahi ben yurtta kalıyorum, acaba nereye yürüyorum?

 

-Bayram Köroğlu

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

One thought on “Yürüyorum

  1. O biliyor beni dedi ki:

    fazla yürüme çok gezenin ayağına ne bulaşır bildin sen

Comments are closed.

You may also like