Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde Türk Milliyetçiliği

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisinde Türk Milliyetçiliği

24 Mart 2020 0 Yazar: Burak Erdoğan

Günümüz Türk Toplumu, beyni bulandırılan “sosyalizm, siyasal islam, liberalizm-kapitalizm” ve benzeri bir çok gayr-ı Türk dünya görüşü ile manevi değerlerinden uzaklaştırılmış, içinde yaşadığı ülke ve coğrafyaya bu dış fikirler ile çokça yabancılaştırılmıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ardından Türk beyinlerinin inanç ve ülkülerini kıran “depolitizasyon”, “apolitikleşme” benzeri kavramlar ise zaten çokça bulandırılmış olan Türk Aklı’na ideoloji kavramını sadece sandıklarda oy kullanmak olarak yerleştirmiş, ideolojilerin asıl amacı olan mensup olunan görüş doğrultusunda benimsenen dünya görüşünün gerçekleşmesi adına çalışma isteğini zayıflatmıştır. 2020 yılının Mart ayında Türkiye’ye baktığımızda, siyasi gündeme konu olması gereken meselelerin bahsedilen gündemden uzak olduğu, siyasi gündemden uzak olması gereken konuların ise aksine siyasi propaganda ve kavgaya alet olduğu görülmektedir. İçinde bulunduğumuz toplum yapısı bugün göstermektedir ki Türk milleti kendisi olmayı unutmuş, kendi vatanına yabancılaştırılmıştır. Bu beyni bulanmış toplumun ise girdiği girdaptan kurtulmasının tek yolu, Türk Milliyetçiliği olarak karşımızda beklemektedir.

İçinde bulunduğumuz fikri zindandan bizi kurtaracağına inandığımız anahtarın neler yapacağını göstermeden önce, anahtarı tanıtmak gerekmektedir. Türk Milliyetçiliği, yıllardır yeşil ve kızıl komünistlerin el ele tutuşarak karalamaya çalıştığı gibi “kafatasçılık, ırkçılık” değildir. Bahsi geçen yeşil ve kızıl toplulukların Avrupa’daki “Nationalism” terimini ucuz bir şekilde dilimize çevirip elde ettikleri sonuç ile Türk Milliyetçiliğini karıştırmalarındaki temel sorun, beslendikleri kaynakların yerli olmamaları göz önüne alındığında daha kolay anlaşılmaktadır. Türk Milliyetçiliği, millet kavramını 1789’dan sonra öğrenen Batılıların aksine Mete Han’ın ilk düzenli orduyu kurduğu günden beri devlet kültüründe alt metin olarak karşımızdadır. Bizden önceki Türklerin 19.yüzyıl’a kadar bu dünya görüşüne bir isim vermeme sebebi bunu bilmemeleri veya yaşamamaları değil, bu kadar olağan bir duygu ve görüşe isim vermek zorunda hissetmemeleridir. Bahsettiğim Türk Milliyetçiliği’nin alt metni, zaten adıyla bir hayli “Türkçü” olan Göktürk İmparatorluğunun Kağan’ı Bilge Kağan tarafından, gelecek nesillere öğütlenmiştir.

“Ey Oğuz beyleri, halkı işitin: Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe senin devletini ve yasalarını kim yıkıp bozabilir?” Bilge Kağan, Orhun Yazıtları.

Orhun yazıtları, bildiğimiz üzre milattan önce 8. yüzyılda yazılmıştır. Bu da demektir ki Türk Milliyetçiliği, doğunca anamızdan emdiğimiz ak süt kadar bizden, yerli ve millidir. Tekrardan karalama teşebbüslerine dönmek gerekirse, Türk Milliyetçiliği, Türk Milletinin gittiği her yerde baskınlığını gösteren Türk Kültüründen beslenmektedir. Bu cümleden anlaşılması gereken, Türk Milliyetçiliği saf bir Türk geni arayışında olmak yerine, sağlıklı bir Türk Kültürü peşinde faaliyet yürütmektedir. Bu sözleri de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı olan Rahmetli Mustafa Kemal Atatürk, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözleriyle halka seslenerek ardından gelen bizler için kısaca özetlemiştir.

Bugün, Türk Milleti, milli kimliğine ve ülkülerine yapılan saldırılar sonucu amaçsızlaşmış ve başarısızlığa alışmaya başlamıştır. Kendisini motive edecek yerli bir kaynaktan beslenemeyen Türk gençliği ise, dış dünya görüşlerinin tacizleri sonucu kendisini kapitalizmin kollarına teslim etmiş, ilk fırsatta terk-i diyar eylemenin kapısını gözler hale gelmiştir. Kendisini daha iyi olmaya zorlayacak bir ülküsü olmayan bir insanın, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi temel alındığında sonu ya kapitalist bir düzene yamanıp çarkı çevirmek, ya da komünist bir sisteme yamanıp döndürülmeye çalışılan çarktan artık beklemektir. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni özetleyen tablodan da görüldüğü gibi, fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyacı en ilkel ihtiyaçlardır. Hem Kapitalist sistem hem de Komünist sistem, bu hiyerarşi neticesinde sadece alttaki iki ihtiyacı karşılamayı vaat etmektedir, oysa ki Türk Milliyetçiliği, ilkel ihtiyaçların farkında olmakla beraber “Ait olma ve sevgi ihtiyacı, Değer ihtiyacı ve Kendini gerçekleştirme ihtiyacını da içinde barındırır. Komünistler bu konuda kendilerinin savunduğu görüşü “değer ihtiyaçları” altında sıralamakta olsalar dahi ideolojileri yalnızca ilkel olarak adlandırabileceğimiz ilk iki basamağı ele alır, bu yüzden iddiaları asılsızdır. Kendilerini harekete geçiren ilkel içgüdüleri sayesinde taraftar toplamaya çalışmakta ve ait olma ihtiyaçlarını yerine getirdiklerini zannetmektedirler.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi.

Türk Milleti’nin kendi Milleti’ni sevmesi ve iyiliğini düşünmesi, sağlıklı bir ailede aile bireylerinin birbirinin iyiliğini düşünmesi kadar doğaldır. Türk Milliyetçiliği, ne Sosyal Demokrasi gibi Komünizm’e tepki olarak ortaya çıkmış, ne de Komünizm gibi Kapitalizm’e tepki olarak ilkel duyguları sömürmek ile var olmuştur. Tekrardan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine dönülerek tespit edilmektedir ki, ilkel içgüdüler değil, üzerine çokça düşünülmüş ve kendisine has bir felsefesi olan Türk Milliyetçiliği, Türk toplumuna kattığı ilerleme ülküsü ile Türk milletini birlikte ve güçlü kılmıştır. Merhum Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesinde belirttiği gibi, Türkçülük, Türk milletinin ilerlemesi adına toplumu harekete geçirmekte güçlü bir etkendir çünkü belirli bir sınır içinde yaşayan insanları birleştirecek ve güçlü tutacak, ardından bu güçlü toplumu ortak bir ülkü peşinde kuvvetlenmeye sevk edecektir (1904).  Ortak  bir ülkü peşinde güçlenmek ve bu ülküyü gerçekleştirmek, günümüzde örnek verilen güçlü devletlerin varolma sebepleridir. Rusya milli ülküsü olan sıcak denizlere inmeyi yıllardan beri kendisine ödev edinmiş, bu ülküyü gerçekleştirmek adına sayısız adım atmış ve gelişme katetmiştir. Hakeza İsrail, milli ülküleri aslına bakıldığında yarım asırdan eski olmasa dahi kendilerine görev bildikleri ülkülerine sımsıkı sarılmış, bu yolda ölümü göze almış ve kendisini geliştirmiştir. Peki tarih boyunca milli ülküsü etrafında pek çok defa dünya üzerinde söz hakkı elde eden Türk Milleti ile milli ülküsü arasında duran engeller nelerdir? Bu engelin başında günümüzde ümmetçilik gelir. Ümmetçiler, Türkçüleri dini tahrip etmekle suçlarken kendi tekelleri altına alacakları bir din ile istedikleri kültürü Türkiye’ye yerleştirmeye çalışan ve istedikleri kültürün Türkiye’de egemen olması ile halkı kolayca yönlendirebileceğini varsayan bir topluluktan ibarettir. Kökleri tarihsel açıdan bakıldığında İslam dininden öncesine, Vatikan usulü devlet yönetimine dayanır ve aslında basit bir kopyadır. Günümüzde sermayenin de bu denli etkin kullanılması ile beraber ümmetçiler, yarı zamanlı liberalizmden de beslenmektedirler. Oysa ki Türk Milliyetçileri dinsiz değildir, din yalnızca bir kıstas değildir. Olması emredildiği gibi dini yaşamın Allah ile kul arasında kalması gerektiğini savunan Türk Milliyetçileri, dinin kültür üzerindeki etkisi ile ilgilenmektedir.

İkinci bir engel ise, ırkları ve dinleri yok saydığını iddia eden Marxist fikirler ve ardıllarıdır. Bu Marxist fikirler, Türkiye adına en tehlikeli ve samimiyetsiz görüşlerdir. Irkları ve kültürleri yok saymak da bir kültür, dinleri yok saymak da bir dindir. Din ve kültür müesseseleri, toplumun ayrılmaz bütünleridir. Marxist fikir akımlarının günümüzde din ve kültürleri yok sayma sebepleri, dinine ve kültürüne bağlı olan bir milletin sömürülmeye ve dış müdahaleye kapalı olması, bağımsızlığına ve insani haklarına sıkıca bağlı kalmasıdır. Maalesef ki devamlı olarak “bağımsızlık ve özgürlük” kavramları ağzına sakız olmuş bu fikir sistemi ve ardılları, günümüzde emperyal güçlerin taşeron tetikçiliği dışında bir işe yaramamakta ve toplum huzuruna zarar vermektedir.

Bahsi geçen konular ışığında elde edeceğimiz sonuç, sorunu tespit etmek ve çözüme kavuşturmak adına iki madde ile özetlendirilmelidir. Tartışılan meseleler sonucunda sorun, Türk Milleti’nin milli ülküsünü kaybetmesi sonucunda oluşan nesnesel hayat biçimi ve bu hayat biçimini daha derine sabitlemek adına danışıklı dövüşe tutuşan yeşil ve kızıl kesimlerdir. Çözüm ise en sade biçimiyle Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği, gerçekleşmesi zor ama kesin olan ülküler etrafında toplumu birleştirecek, Türk Milleti’ni tekrar ait olduğu ve özlem duyduğu sosyal, ekonomik ve kültürel refaha ulaştıracaktır.

 

 

 

 

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Burak Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü. 1998.

Latest posts by Burak Erdoğan (see all)