Üniversitelerde Terörün İç Yüzü

Üniversitelerde Terörün İç Yüzü

16 Ocak 2020 0 Yazar: Ömer Faruk Şenokur

Bilgi öğrenmek, öğretmek ve bilmediklerimizi öğrenmek için gittiğimiz, devletin kurumları olan ve bitirmemiz karşılığında bizleri memlekete hizmet etmek için meslek sahibi yapan üniversitelerimiz son yarım asırda maalesef terör gruplarının ve teröristlerin eylem sahası haline gelmiştir.1944 yılından beri ve Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü’nün Rusya’da bölücü fikir Komünizm’i benimsemesi sonrasında okullarımızda okutulan ders kitaplarında gelenek ve göreneklerimize aykırı yazılar ve dinsizliğin sanki hayatta ulaşılması en mükemmel şeymiş gibi gösterilmesiyle birlikte üniversitelerden memleketimizi Sovyetlere katma işlemleri başlamıştı.

Bunun üzerine bir avuç kahraman, münevver genç bu düzene karşı Ankara’ya yuvalanmış Bolşevik ajanlarına karşı yürüyüşee geçmişti.Bu yürüyüşten sonra maalesef vatan haini ilan edilen 24 Türk Milliyetçisinin içinde bizlere bu kutlu kavgayı ve mücadeleyi öğreten fikir ve aksiyon adamı, Türk Milliyetçiliği fikriyatının keskin kalemi Hüseyin Nihal Atsız da bulunuyordu.Atsız 2. Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’nin galip geleceğini anlayan ve bunun üzerine Türkiye’de komünist faaliyetler için harekete geçen Sovyet sempatizanlarına karşı, bu kötü gidişe bir dur demek için yayınladığı yazılardan dolayı suçlanıyordu.Fakat Atsız’ın ve diğer Türk Milliyetçilerinin bu bozuk düzene karşı alnı ak, başı dikti.Atsız, TBMM’deki bir konuşmasında Türkçü olduğunu söyleyen zamanın Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na Milli Eğitim alanındaki faaliyetleri tanıtıyor ve faaliyetleri destekleyen Maarif Vekilini istifaya çağırıyordu.Atsız 1940’ta yayınladığı “İçimizdeki Şeytanlar” adlı yazısında Sabahattin Ali’nin önceden milliyetçi olduğunu fakat milliyetçi olduğundan ona iş verilmeyeceğini anlayınca davasından dönüp komünist olduğunu açıklamıştır.Buradan da Sabahattin Ali’nin davasından dönen bir dönek olduğunu anlıyoruz.Atsız milliyetçi, Sabahattin Ali komünist bir yazardır.3 Mayıs davası iki şahsın davası değildir.Milliyetçi, vatanperver insanlarla komünist Rus sempatizanı düşünürlerin davasıdır.3 Mayıs Davası 09.05.1944’e ertelenmişti.Çünkü müdafaa avukatları esas müdafaayı hazırlamak için süre istediler.Davadan bir gün sonra, bir salonda üniversiteli gençler Atsız ve Sabahattin Ali’nin davasından bahsederlerken Sabahattin Ali salonda bulunan gençlere hakaret etmek istemiş ve gençlerle ağız münakaşasına girişmişti.Gençlerin arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi Osman Yüksel Serdengeçti de bulunuyordu.Osman Yüksel Serdengeçti Sabahattin Ali’nin bu cüretine dayanamamış ve Sabahattin Ali’ye bir kaç tokat atmıştı.Bundan sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde milliyetçi öğrenciler teşkilatlanmıştır.Böylelikle Türkiye’de artık Türk Milliyetçilerinin ve vatan haini komünistlerin üniversitelerde mücadeleleri başlamıştı.

3 mayıs bu olayların başlangıcıdır.Asıl silahlı mücadele Türkiye’yi Sovyetlere katma projesi için 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra başladı.Aslına bakarsak darbeyi İsmet İnönü yapmıştı.Çünkü benimsediği Komünizm fikrini iktidar olmadan yapamazdı.Güç, para ve emrinde bir ordu olması gerekiyordu.İsmet İnönü yaptıklarından dolayı halk tarafından seçilerek tek başına iktidar olması imkansızdı.Çünkü töreyi, dini, gelenek ve görenekleri ihlal etmişti bir kere.İktidar olması için millete korku vermesi gerekiyordu.Bunu ise darbe yaparak ve Menderes’i asarak elde etmişti.İsmet İnönü, Menderes’in idamına karşı olanları sürgün etmişti.Sürgün edilenlerin arasında Alparslan Türkeş de bulunuyordu.Türkeş Hindistan’a gönderilmişti.Aslında İsmet İnönü’nün Türkeş’i sürgün etmesinin sebebi Türkeş’in İsmet İnönü’nün planını çözmüş olmasıydı.Türkeş, İsmet İnönü’nün Komünizm ve Rus hayranı olduğundan dolayı Türkiye’yi Sovyetlerin uydusu yapmak istediğini anlamıştı ve İsmet İnönü de Türkeş’in kendisine ayak bağı olmaması, onun çalışmalarına engel olmaması için onu sürgün etmişti.Türkeş 1963 yılında Hindistan’dan geldiğinde çok geç kalmadığını anlamış ve gençleri Komünizm illetine karşı teşkilatlandırmaya başlamıştı.Türkeş CKMP’den milletvekili olmuş ve daha sonra 1965 yılında CKMP Genel Başkanı olmuştur.Türkeş 1966 yılında Ankara Üniversitesi’ndeki milliyetçi öğrencilere verdiği talimatla Ülkü Ocakları’nı kurdurmuştur.Ülkü Ocakları Komünizm üniversite gençliğini kapıp götürmeden gençlere Komünizm’in bir bela olduğunu anlatmada büyük bir rol oynamış ve Komünizmle her safhada mücadele etmiştir.Fakat vatanımızı bölmeye çalışan kömünistler fikirle mücadele edecekleri yerde silaha sarılmışlardır.1968 yılında bölücü fikirli gençler örgütlenmiş ve ilk şehidini 1968 yılında Ruhi Kılıçkıran’la vermiştir.Bu olaydan sonra komünist fikirli DEV-GENÇ (Devrimci Gençlik) ve FKF’nin (Fikir Kulüpleri Federasyonu) itibarı zedelenmiş ve gençleri örgütlemede zayıf kalmıştır.

       Gençleri örgütlemede zayıf kalan FKF ve DEV-GENÇ sokak hareketiyle  ülkenin bölünemeyeceğini anlamış ve hareketi üniversitelere taşımıştır.Böylece genç beyinleri kendine çekebilecek ve aydınlar yetiştirerek devletin kadrosunda bölücü komünistlerin olmasını sağlayacaktı.Fakat Ülkü Ocakları komünistlerden önce davranmış ve üniversitelerde teşkilatlanmıştır.Gençlerden de umudu kesen komünistler çareyi Sovyetlere danışmada bulmuştur.Sovyetler ise belirlediği komünistlere silah eğitimi veriyor onlara barınma, para ve Türkiye’de planladığı “komünist devrim” silah yardımı dahil  her eksiğini tamamlıyordu.Bunların arasında ise Türkiye’de komünist devrimin hakim olması için çalışanlardan Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya da bulunuyordu.Özellikle Deniz Gezmiş’in Mahir Çayan ve İbrahim Kayoakkaya’yı fikri tartışmadan dolayı dışlaması ile birlikte komünistler arasında bölünme başlamıştı.Deniz Gezmiş cezaevine girdiğinde İbrahim Kaypakkaya ile kavga etmiş ve İbrahim Kaypakkaya’yı dövmüştü.Deniz Gezmiş bunun üzerine Filistin’de silah eğitimi aldıktan sonra gerilla savaşı başlatmak için Türkiye’ye gelmişti.Deniz Gezmiş kır gerillasını savunuyordu.Mahir Çayan ise şehir gerillasını savunduğundan dolayı Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan bu konuda anlaşamamış ve Deniz Gezmiş Mahir Çayan’a “sen oportünistsin” demiştir.ODTÜ’ye giden Deniz Gezmiş THKO’yu(Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) İstanbul Üniversitesine giden Mahir Çayan ise THKP-C’yi kurmuştur.THKO ilk eylemini 1971’de banka soygunu ile yapmıştır.Silah temin etmek için paraya ihtiyacı olan Deniz Gezmiş hem Amerika’ya kafa tutmak hem de Sovyetlere yaranmak için bu eylemi yaomayı doğru bulmuştu ve yabancı sermayeden işbirliği yapan bir bankayı seçmişti: İş Bankası.Bunun yanında İbrahim Kaypakkaya’da boş durmamış o da TİKKO’yu (Türkiye İşçi Köylü Kurtluş Ordusu) kurmuştu.Yalnız TİKKO bağımsız bir örgüt değildi.İbrahim Kaypakkaya’nın kurduğu illegal bir parti olan TKP-ML’ye bağlıydı.İbrahim Kaypakkaya akıllılık etmiş ve Türkiye’de komünist devrimi Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan gibi sadece silahlı mücadele ile yapmaktansa üç temel esası ele alarak yapmaya çalışmıştır; Siyasi, silahlı ve gençlik üzerinden olarak.Siyasi işlere TKP-ML Silahlı eylemlere TİKKO Gençlik için yapılacak faaliyetlere ise TMLGB (Türkiye Marksist Leninist Gençlik Birliği) bakıyordu.TİKKO’nun bir diğer özelliği de şuydu; TİKKO her ne kadar Marksist Leninist bir örgüt olduğunu söylese de Maoizm ağırlıklı olarak eylemler yapıyordu ve Çin hayranı bir örgüttü.THKO ve THKP-C ise Rus hayranı bir örgüt olduğundan TİKKO ile bir bağlantıları yoktu.THKO kır gerillasını THKP-C ise şehir gerillasını savunduğundan bu iki örgüt de birbirleri ile uyuşamadılar ve onların da birbirleri ile bağlantıları koptu.Böylelikle Türkiye’de devrim üç örgütten birisinin elinde olacaktı.Böyle bir durum karşısında bölünen komünistler sonrasında yeniden birleşeceklerdi.Bu arada bu üç örgüt faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyordu.THKO banka soygunu yaptıktan sonra silah kazanmış ve Nurhak Dağları’nda silahlanmıştı.Bundan sonra ise Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 4 Mart 1971’de Amerikan Üssü’nden 4 Amerikalı askeri kaçıracaktı.Deniz Gezmiş Amerikan askerlerinin hayatları karşılığından 400 bin Dolar fidye istiyordu.O zamanki Amerika Başkanı ise “Terör örgütleri ile asla pazarlığa oturmayacağız.” diyerek fidye vermeyi reddetmişti.Deniz Gezmiş ise fidyeyi alamayacağını anlayınca kan dökmeye gerek olmadığını söyleyerek Amerikan askerlerini serbest bırakmıştır.Bunun yanında memleketi örümcek ağı gibi saran bölücü fikir Komünizm’in maşaları aydın kişiler ve devlet kadrolarına yerleşen özellikle askeriyede büyük bir yer sağlayan komünist askerler komünist devrim için hazırlık içindeydiler.9 Mart 1971’de komünistler harekete geçmiş ve yıllar öncesinden gömdükleri Rus menşeili silahları çıkartmışlardır.Komünist devrim için herşey hazırdı.Fakat Devletimizin son anda yaptığı DEV-KUR (Devleti Kurtarma Operasyonu) operasyonuyla bu darbe önlenmiş ve 9 Mart 1971’den 3 gün sonra yani 12 Mart 1971’de askeri darbe yapılmıştır.Fakat bu darbe de Amerika’nın emriyle yapılmıştır.Ülkü Ocakları feshedilmiştir.Çünkü Ülkü Ocakları yasal bir teşkilattır ve Ülkü Ocakları Türk Milliyetçiliği gereğince bir sloganında “Ne Amerika, Ne Rusya, Ne Çin Herşey Türklük İçin” diyerek Amerika’ya karşı olduğunu bildirmiş ve Amerika da bunun üzerine yapılan darbeyle dolaylı yoldan Ülkü Ocakları’nı kapattırmıştır.Deniz Gezmiş’in hakkında ise teslim olmama karşılığında “vur emri” verilmiştir.Deniz Gezmiş’in örgütü THKO’nun faaliyetleri duraksamış fakat Mahir Çayan’ın örgütü THKP-C faaliyetlerine ve eylemlerine devam etmiştir.Mahir Çayan faaliyetlerine devam ederken Deniz Gezmiş yakalanmış ve idam cezasına çarptırılmıştı.Nurhak Dağları’na ise jandarma baskın yapmış ve THKO militanlarını öldürmüştür.THKO militanlarını jandarmaya söyleyen köyün muhtarını ise çok sürpriz bir isim infaz etti: İbrahim Kaypakkaya

Deniz Gezmiş’in ise idam kararı verildikten sonra Mahir Çayan ve cezaevinden firar eden THKO’lu komünistler Ünye’de bulunan İngiliz personellerini kaçırmış ve Tokat Kızıldere’ye getirmişti.Amaç İngiliz personellerinin hayatları karşılığında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını durdurmaktı.Kızıldere’deki köye baskın yapıldı.Bunun üzerine Mahir Çayan ve 9 komünist öldürüldü ve Deniz Gezmiş’in idamı kesinleşti.6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.Bunun üzerine THKO ve THKP-C Komünizm’in kirli tarihine geçti.TİKKO varlığını hiç bir zaman kaybetmedi fakat İbrahim Kaypakkaya ve TİKKO’nun komutanı Ali Haydar Yıldız’ın Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın yapamadığı komünist devrimi gerçekleştirme istekleri de tutmadı.TİKKO’nun jandarmayla girdiği çatışmada Ali Haydar Yıldız hayatını kaybetti ve İbrahim Kaypakkaya çatışmada kaçmayı başarsa da 4 gün sonra yakalanmış ve bildiklerini söylemesi için işkenceden geçirilmişti.Hapishanede öldürülmüş ve ölüm nedeni kayıtlara intihar olarak geçmiştir.Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın ve İbrahim Kaypakkaya’nın ölümleri üzerine Türkiye’de gençler Komünizmden uzak duracakları halde daha çok benimsemişler ve artık komünist devrimin kutsal bir savaş vererek geleceğini düşünmüşlerdir.Sovyetler ise bu üç komünistin ölümünden propaganda yapmaktan geri durmamıştır.

Türkiye’de 80 öncesi denilen dönem başlamıştı.Garip olan şey şudur ki ; THKO, THKP-C ve TİKKO birbirleriyle ankaşamayan örgütlerdir.Fakat THKO’yu ihbar eden muhtarın TİKKO lideri İbrahim Kaypakkaya tarafından öldürülmesi, THKO lideri Deniz Gezmiş’in hapse girmesinden sonra THKP-C lideri Mahir Çayan’ın terör faaliyetleri göstermesi, Tekrar THKO lideri Deniz Gezmiş idam edilmesin diye Mahir Çayan’ın hayatını feda etmesi, ikisi de ölünce hem Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın intikamını almak hem de komünist devrimi gerçekleştirmeyi üstlenen Kaypakkaya’nın bedelini hayatıyla ödemesidir.

Bütün bunların sistemli olmasının sebepleri nelerdir? Bu üç komünist emri kimlerden almaktaydı? BU komünistlerin arkasında Sovyetlerin olduğunu medya bilmekte fakat söyleyememektedir.Medyanın bile Sovyetlerin elinde olduğu bir ülkede fikir özgürlüğünden nasıl bahsedilebilir? Üniversitelerde her türlü faaliyeti gösteren bölücüler talimatları kimden almaktadır? Mesela günümüzde PKK’nın ve DHKP-C’nin üniversitelerde bu kadar aktif bir şekilde faaliyet göstermesini karşılığında polisin sessiz kalmasının sebepleri nelerdir? PKK ve DHKP-C Öğrenci Kolektifleri adı altında yasal yoldan üniversitelerde terör estirirken neden basın ve medya sessiz kalıyor?

Şimdilik soru soruyoruz.Sorularımıza doğru ve gerçek cevaplar alana dek Türk Milliyetçileri olarak devletimizin kaleleri olan üniversitelerimizi koruyacağız.

Uyan üniversiteli genç! Birilerinin “öğrenci” sıfatını verdiği bu kişiler belki yarın vatan sevginden dolayı senin katilin olacak.

ÜNİVERSİTELERDE TERÖRİST İSTEMİYORUZ!

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Ömer Faruk Şenokur