Türklerde İslam’a Yaklaşım-Ziya Gökalp

Türklerde İslam’a Yaklaşım-Ziya Gökalp

9 Ocak 2020 1 Yazar: Burak Erdoğan

Ulu Türk Milleti, asırlardır dünya medeniyetine ve İslam kültürüne bayraktarlık etmiştir. Bizler bu kutlu milletin fertleri olarak, gerek siyasi, gerek kültürel gerek de bireysel olarak bugün, olmamamız gereken bir buhranın içine sıkışmış durumdayız. Tarihin gösterdiği üzre her millet zaman zaman zorlu süreçlerden geçer, önemli olan az önce bahsi geçen tarih bilimini doğru kullanmak, sorunu tespit edebilmektir.

Az sonra kelimelerini siz kıymetli okurlara aktaracağım merhum Ziya Gökalp, çağdaş Türk tarihinin önemli düşünürlerinden sadece biridir. Fikirleri ile bir asır önce atalarımızı etkilemiş, Türk milletine yeni bir nefes verecek Türkçülük hareketinde kilit rol oynamıştır.

Bugün sıkça tartışmalara konu olan “Din” konusu, asırlardır Türk milletinde tam olarak yerine oturmamış bir tartışma olmak ile beraber, Türk milletinin Yaradan’a ve İlahi varlıklara yaklaşımı en temiz şekilde Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı kitabında, Hars ve Medeniyet makalesinin 49 ve 50. sayfalarında aktarılmıştır.

Sizlere bu Tarihi vesikayı sunmadan önce, Türklük davası uğruna can alıp can veren tüm Türk büyüklerini rahmet ve Fatihalarla anıyorum. Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.

“Bir millet diğer milletin dini, ahlaki, bedii duygularını tetkik edemez. Mesela Türklerin İslamiyet’ten evvelki dininde Gök Tanrı, mükafat tanrısıdır. Mücazata karışmaz. Mücazat ilahı Erlik Han isminde başka bir usturevi(efsanevi) şahsiyettir. Tanrı yalnız cemal sıfatıyla tecelli ettiği için, eski Türkler onu yalnız severlerdi; Tanrıya karşı korku hissiyle mütehassis olmazlardı. İslamiyet’ten sonra, Türklerde muhabbetullahın(Allah sevgisi) galip olması bu eski ananenin devamından ibarettir. Türklerde mehafetullah(Allah korkusu) pek enderdir. İstanbul’da ve Anadolu’daki vaizlerin tecrübeleri gösteriyor ki, güzelliğe, iyiliğe dair vaaz eden vaizlerin müdavimleri artıyor; cehennemden, zebanilerden bahseden vaizlerin samileriyse daima azalıyor. Türklerin eski dinlerinde zühdi ibadetleri yoktu, bedii ve ahlaki ayinler çoktu. Bunun neticesi olarak İslamiyet’ten sonra da Türkler en kuvvetli bir imana, en samimi diyanete malik oldukları halde, zahidane ve müteassıbane duygulardan azade kaldılar. Bu husuta Yunus Emre’yi okumak kafidir. Türklerin camilerde ilahilere ve mevlüd-ü şerif kıraatine; tekkelerde ise şiire, musikiye büyük bir mevki vermeleri, bedii diyanet enmucizesine mensup bulunmalarındandır.

Eski Türk dininde, Türk Tanrısı sulh ve müsalemet(Barış içinde olma) ilahı idi. Türk dininin mahiyetini gösteren il kelimesi, sulh manasına idi.(Mahmut Kaşgari) İlci sulhçu demek olduğu gibi, İlhan Sulh Hakanı demekti. Türk ilhanları, Mançurya’dan Macaristan’a kadar daimi bir sulh vücuda getiren sulhperest müceddidlerden başka bir şey değildiler.”

Ziya Gökalp. Türkçülüğün Esasları. İstanbul: Karbon Kitaplar 2019.

Please follow and like us:
error
The following two tabs change content below.

Burak Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü. 1998.