Mevsimsiz Sarardı Benim Hayatım

Mevsimsiz Sarardı Benim Hayatım

30 Ekim 2020 0 Yazar: Ahmet Akbaş

Ankara 1979

Adana’dan apar topar kaçalı neredeyse bir ay olmuştu. Bergen, yine Ankara’da bir gazinoda çalışmaya başlamış ve acılarını, sevinçlerini, umutlarını arkasında bırakmıştı. Adana’da geçirdiği zamanları unutmaya ve hayatının kontrolünü eline almaya çalışıyordu.

Zaman geçtikçe de para biriktirmeye başlamıştı. Kazandığı parayla evlerine telefon bağlatalı iki gün olmuştu. Annesi, ev için alışveriş yapmaya gittiği bir vakit evin telefonu çaldı. Numaralarını Mersin’deki ailesinden başka bilen yoktu. İrkildi. Koştu ve telefonu açtı. Kulağına gelen tek bir “alo” dan anlamıştı arayanın kim olduğunu. Aylardır unutmaya çalıştığı, artık sadece rüyalarında işittiği ses… “Halis”

Halis’in ısrarlı telefonları karşısında hiçbir şekilde telefona çıkmayan Bergen, sürekli annesi Sabahat Hanım’ı konuşturuyordu. Neden telefona çıkmadığı sorulduğunda ise “Sesine bile tahammülüm yok.” Şeklinde cevap verecekti.

Bergen, çalıştığı gazinonun kulisine kendisini tebrik etmek için gelen Osman ile arkadaşlık kurmaya başlamıştı. Osman, zengin, eğitimli ve Bergen’in daha önce hiç karşılaşmadığı birisiydi. Bergen’in kalbi pırpır etmiyor, ayakları yerden kesilmiyor fakat yine de Osman’la olan arkadaşlıkları ona iyi geliyordu. Osman, Bergen’i dinliyor, duygularına ve düşüncelerine değer veriyordu. Fakat Bergen içten içe Halis’i özlüyordu.

Osman ile Bergen’in ilişkileri ilerledikçe aralarındaki arkadaşlık bağı daha da kuvvetlendi. Bergen, çalıştığı gazinodan ayrılmıştı. Sıkılmıştı çalışmaktan. Osman, bu sürede Bergen’i İstanbul’a, ailesiyle tanıştırmak için davet etmişti. Bergen de istemeye istemeye kabul etmişti. Bergen, gittiği evde hoş karşılanmayacağını biliyordu ama yine de gitmişti. Aslında bir hava değişikliği yapmak, Ankara’nın bunaltıcı havasından kurtularak deniz havası almak istemişti. Osman’ın ailesi tarafından türlü hakaretlere ve aşağılanmalara maruz kaldığı günün ertesi Ankara’ya döndü.

Bergen, bitmek bilmeyen hayal kırıklıklarına alışmıştı artık. Zaten böyle bir şey olacağını tahmin ediyordu.

Bergen’in hayatı Aralık 1979’da Mersin’de bir kez daha acı bir şekilde değişmişti.

Soğuk Bergen’in içine işlemişti. Kış bile olsa Mersin ne kadar soğuk olabilirdi? Fakat Bergen’in içi üşümüştü. Bir yanı eksikti, babası ölmüştü.

Evin içerisindeki kalabalıktan ve kasvetten sıkılan Bergen, arka odaya kardeşi Cemile’nin yanına gitti. Kapıyı usulca aralayıp Cemile’nin emzirdiği yeni doğmuş yeğenine baktı. Bir süre öyle havadan sudan konuştular Cemile ile Bergen. Cemile, ailenin her işiyle yakından ilgilenirdi. Helvaya bakmak için odadan çıktı. Bergen, küçük yeğeni Esra’yı aldı kucağına ve gazını çıkarmak için bir yandan bebeğin sırtını sıvazlamaya başladı bir yandan da odanın içerisinde volta atmaya…

Bergen, yeğeniyle ilgilenirken unutuvermişti sıkıntılarını, babasının ölümünü. Odanın içerisinde kahkahalar atıyordu. O anda odanın kapısı açıldı, Bergen’in kahkahası bıçak gibi kesilmişti. Öylece bakakaldı. Babasının ölüm haberinden beri üşüyen içini bir çift kömür gözler ısıtmıştı hemen. Halis’in sesi büyün odayı ve Bergen’in her zerresini ısıtarak dağıldı…

Halis, Bergen’i uğurlamak için otogara kadar gelmişti. Bir süre sohbet ettiler ve Bergen artık gitme vakti geldiğinde Halis’e sıkı sıkı sarıldı. Otobüse binerken gözünden bir damla yaş süzüldü. Fakat bunu Halis’e göstermedi.

Ankara’ya döndüğünde bırakıp gittiği işini tekrar geri alamadı Bergen. Annesi ile birlikte bir hevesle İzmir’e gitti ve burada bir pavyonda üç hafta kadar çalıştıktan sonra Bursa’ya geçti. Bergen, Bursa’yı pek beğenmişti. Havası, doğası, yeşilliği… Çalıştığı pavyonu da sevmişti Bergen, çalıştığı diğer pavyonlara göre burada daha az kavga çıkıyor, daha az kargaşa oluyordu.

Bergen’in sahne hazırlığı yaptığı sırada odaya pavyonun ayak işlerine bakan elemanı girdi ve Sabahat Hanım’a telefon olduğunu söyledi. Sabahat Hanım ve Bergen şaşkın bir şekilde telefona koştular.

Telefonu eline alan Sabahat Hanım birden bembeyaz kesilmişti. Bergen, merakla annesine ne olduğunu sormuş fakat bir cevap alamamıştı. Sabahat Hanım, bir süre daha telefonda konuştuktan sonra Bergen’e döndü ve “Ev yanmış! Ankara’daki ev yanmış. Her şey kül olmuş.” Diyebildi.

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Ahmet Akbaş

Latest posts by Ahmet Akbaş (see all)