DEDE KORKUT HİKÂYELERİ’NİN ÇOCUK EĞİTİMİ AÇISINDAN ÖNE SÜRDÜĞÜ DEĞERLER

 DEDE KORKUT HİKÂYELERİ’NİN ÇOCUK EĞİTİMİ AÇISINDAN ÖNE SÜRDÜĞÜ DEĞERLER

9 Mart 2022 Kapalı Yazar: Bengisu Ünal

Çocuk, yaşadığı çevreyle kopmaz bağları olan sosyal bir varlıktır. Bu sosyal varlığın karakter kazanımında en büyük görev ise topluma düşmektedir. Çünkü toplum, kendi bünyesinde, bireylerini en iyi şekilde yetiştirecek değerlere sahip olan tek kurumdur.

Çocuklarımızın, toplumumuzdaki genetik şifrelerle eğitildikleri takdirde, toplumumuza daha faydalı olacaklarını ve geleneklerimizi sonraki kuşaklara daha sağlıklı bir şekilde aktaracaklarını düşünmekteyiz.

Dede Korkut Hikâyeleri, yüzyıllar önceki Türk toplumunun ortak vicdan, ortak akıl ve ortak dünya görüşüyle meydana getirmiş olduğu, manevî değeri yüksek bir eserdir.

Türk’ün varoluşundan itibaren taşıdığı erdemleri günümüze ulaştıran, tarihî, edebî ve kültürel değeri her yönden güçlü olan ve bir millî destan özelliği taşıyan Dede Korkut Hikâyeleri her yönden Türk’ün dünyaya bakış açısını yansıtan bu eserde, tarihî, edebî ve sosyo-kültürel hükümler vardır.

Dede Korkut Öyküleri de bu kökün güçlü bir koludur. Türk geleneğini, Türk

töresini, Türk ahlak anlayışını, Türk dilini yansıtır

Türk toplumunun yaşantısını, giyim kuşamını, dilini, dinini, kültürünü ve dünyaya bakış açısını yansıtan bu eserin bir başka yönü de içermiş olduğu hükümler açısından, eğitici vasfı yüksek bir eser olmasıdır

Evrensel anlamda verilen mesajların, çocuk eğitimi açısından önemini yansıtmaya çalışacağız

Dede Korkut Hikâyeleri’nde aile, toplum ve çocuk ekseninde eğitim için öne sürülen bir çok değer mevcuttur. Çocuk eğitimi açısından hikâyelerin taşıdığı mesajları, şu eksenler içerisinde değerlendirebiliriz:

Eğitim insanlık tarihinin en önemli olgularından biridir. Ancak bir toplum

içerisinde var olabilen insan, bu toplum içinde yaşadığı sürece çeşitli kurallar

yaratmış ve “iyi insan, doğru insan” profiline ulaşmayı kendine amaç edinmiştir.

Nitekim “Ağaç yaşken eğilir.”atasözümüz bu olguyu pekiştirmektedir. Bu nedenle

daha küçük yaşlarda bireyleri eğitmek, onların ahlakî yönlerini geliştirmek

eğiticilerin en önde gelen görevidir

Birey ve çocuk eğitiminin elbette birçok yöntemi vardır. Ancak bunlardan en

etkili olanı onların hayal dünyasına hükmeden edebiyattır. Çünkü edebiyat insanın

ruhuna şekil veren, ruhunu terbiye eden bir güçtür.

Yeni yetişecek bireylere kendi kültürümüzü tanıtmada, kitap okuma sevgisi ve

bilincini kazandırmada ve en önemlisi onlara ahlakî değerlerimizi öğretmede

seçtiğimiz yol, kültür mirasımız olan Dede Korkut Hikâyeleri’nden yararlanma

olacaktır

Bu çalışmamızda, Türk toplumunun ortak dünya görüşüyle meydana gelen ve Türk toplumunun millî, manevî ve sosyo-kültürel değerlerini en iyi şekilde yansıtan Dede Korkut Hikâyeleri’ni, çocuk eğitimiyle ilgili olarak vermiş olduğu mesajlar ekseninde inceledik. Çünkü, insanın karakter kazanımıyla ilgili en yoğun izleri çocukluk dönemine aittir.

  1. A) AİLE VE TOPLUMUN ÇOCUĞA BAKIŞ EKSENİ
  2. Bir İhtiyaç Unsuru Olarak Çocuk

Türk toplumunda çocuk, aile, toplum ve hatta devlet için geleceğin teminatı olarak görüldüğünden, Türk sosyal hayatının gözbebeği ve varoluşun odak noktasıdır. Ayrıca çocuk, aile bazında düşünüldüğünde anne ve babanın genetik şifreleriyle var oldukları ikinci alan, cemiyet bazında düşünüldüğünde ise cemiyetin karakter taşıyıcısıdır. Yani aile ve toplum çocukla tecelli bulur. Buna mukabil, toplumda çocuk sahibi olmayan aileler, çocuklarının olması için hemen hemen her yola başvurmuşlardır. Örneğin, Dirse Han, bir evlada sahip olabilmek için eşinin tavsiyesiyle kurban keser, aç doyurur, çıplak giydirir

Türk toplumunda özellikle erkek çocuğa, babanın yerini tutacak olan yiğit gözüyle bakılır. Ata-erkil bir toplum olan Türklerde, aile reisi olan babanın yerine oğlun geçeceği düşünüldüğü için oğul, ailede merkezdedir. Bu yüzdendir ki “Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir.” (Ergin, 1984: 16) ifadesi Korkut Ata tarafından sürekli tekrar edilmektedir.

Çocuğun Türk toplumunda bir değer olarak görülmesinin bir diğer nedeni de onun doğasında taşımış olduğu hareketlilik vasfıdır. Çocuk, Türk töresinin iç dinamiği ve toplumda statikliği kaldıran bir hareket unsurudur. Bu yönüyle toplum, kendi iç dinamiğini, çocuk sayesinde sürekli canlı tutar ve her daim kendini yeniler.

  1. İtibar Kaynağı Olarak Çocuk

Türk toplumunda, bir ihtiyaç, bir gelecek unsuru ve bir yaşatıcı olarak görülen çocuk, her zaman saygı ve sevgi gösterilen bir varlıktır. Dede Korkut Hikâyeleri’nin kurucusu olan Türk’ün ortak vicdanında ve ortak aklında, çocuk, küçük de olsa onurlu bir kişiliğe ve olgunluğa sahip olarak karşımıza çıkar. Türk toplumunun aynası olan

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, çocuğa çoğu kez bir yetişkin gibi davranılır. Bu da çocuğun benliğinde, değer verilen bir varlık olduğu hissini doğurarak çocuğun kişilik gelişiminde onun için müspet bir taraf oluşturur.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, Türk töresinin mahiyetinde yer alan gururlu, şerefli ve onurlu insan tipi, çocuğa da yansıtılmıştır. Hikâyelerde, babası veya kardeşi esir düşen çocuklara, onların esaretiyle ilgili bilgi verilmez; aksine onların esir düştüğü değil, öldüğü söylenir. Böylelikle Türk toplumunda en büyük ayıplardan biri olarak sayılan esaret, çocuğa hissettirilmez ve çocuğun onuru, aile ve toplum tarafından korunur. Nitekim, Kazılık Koca, Düzmürd Kalesi’ne esir düşünce, oğluna bir yaşından on beşine gelinceye kadar, onun esaretinden bahsedilmez. Ayrıca, Uşun Koca Hikâyesi’nde, Segrek’in, kardeşi Egrek’in esaretinden haberinin olmaması da yukarıda anlatılanları desteklemektedir.

  1. Güven Kaynağı Olarak Çocuk

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, bir temsilci olarak görülen çocuğa, aile ve toplum tarafından sonsuz bir güven vardır. Ailenin ve toplumun bu güven adımı, çocuğun gelişim sürecini hızlı ve sağlıklı bir şekilde tamamlamasında etkili bir rol oynar. Ayrıca aile ve toplum çocuğa güvendikçe, çocuk da kendine güvenir ve kendi başına iş yapabilme yeteneği kazanarak topluma faydalı bir kişi haline gelir.

Begil Oğlu Ermen Destanı’nda, attan düşerek ayağını kıran Begil Bey’in, kafirle savaşması için oğlu Emren’e kendi atını, zırhını, silahını vererek ona “Güçlü belimin kuvveti oğul” (Ergin, 1984: 170) demesi; Salur Kazan’ın oğluna güvenip onu obada bırakarak ava çıkışı, Türk töresindeki ve aile yapısındaki çocuğa olan sonsuz güven özelliğini yansıtır. Ayrıca, bu güvenle, çocuğa, yaşanılan anın değil, yaşanılacak olan tüm zamanın temsilcisi olduğu hatırlatılır ve çocuğun bu yönde gelişmesi sağlanır.

  1. Gelecek İmgesi Olarak Çocuk

Dede Korkut Hikâyeleri’nde anlatılan Türk töresine göre, “Bugün baba adını yürüten çocuk, yarın devlet ve toplum adını da yürütecektir” düşüncesi hakim olduğundan, erkek çocuk toplumdaki diğer bireylere göre farklı bir misyona sahiptir.

Türk toplumunda, çocuk, bir gelecek abidesidir. Yani toplumun değerlerini sonraki kuşaklara taşıyacak olan tek unsurdur. Çünkü kültür değerleri insanla taşınır ve onunla geliştirilir.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, çocuk, geleceğin teminatı olarak görülmektedir. Bu yüzden, çocuk, toplumda saygın bir yere sahiptir. Toplumun aynı değerlerle gelecekte yaşaması, yetiştirilecek olan bireylere bağlıdır

Erkek çocuk bir gelecek abidesi gibi görüldüğü için, babanın yerini alacak olan ve toplumu aynı şekilde yaşatacak olan tek kişidir. Bu yüzdendir ki, Korkut Ata, “Oğul babanın yerine yetişenidir, iki gözünün biridir.”(Ergin, 1984: 16) ifadesini sıkça tekrarlamaktadır.

Kafirler, Salur Kazan’ın oğlu Uruz’a annesinin gözleri önünde işkence ederek, Uruz’un annesini ortaya çıkarmaya çalışırlar. Ancak oğul, annesine ortaya çıkıp kendini belli ettirmemesi için, “Pis dinli kafirin döşeğine varmayasın, kadehini sunmayasın, babam Kazan’ın namusunu lekelemeyesin.” (Ergin, 1984: 48-49) der. Böylelikle de babasının adını savunur ve onun lekelenmesini engeller.

  1. Çocuğun Kimlik Kazanma Süreci ve Aile-Toplum İlişkisi

Türk töresinin damgasını taşıyan aile ve toplum, çocuğun kimlik kazanma sürecinde bir hazırlık safhası ve bir rehberlik servisi gibidir. Çocuğun dünyada gözlerini açtığı ilk çevre ailesidir. Türk toplumunda, çocuğun gelişiminin temelini almış olduğu ilk yer olan ailenin, temel görevi: Çocuklara iyi bir model olarak, “Çocukları aile (kendileri) ile coşkusal bağlarını koparmadan,bağımsızlığa…” (Tuncer, 1980: 5) ve hayata hazırlama işlevidir. Bu hazırlık safhasında, çocuğun tek yönlendiricisi ona rehber olan ailesidir. Daha sonraki aşamalarda, bu yönlendiricilik vasfı, aile ve toplum ortaklığıyla sürdürülür.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, çocuğun hayata hazırlanması aşamasının ilk safhasında, ailenin rolü çok büyüktür. Öyle ki, daha hikâyelere başlamadan önce, Korkut Ata’nın o sihirli sözleri arasında da bu konuya değinilmiştir. Korkut Ata’nın,

“Kız anadan görmeyince öğüt almaz, Oğul babadan görmeyince sofra çekmez.” (Ergin, 1984: 16)

ifadesi tamamıyla aileden çocuk eğitimi için beklenen şeyleri özetlemektedir. Bu ifadede, ailelerin çocuklarını yetiştirmesi açısından nasıl bir çizgi takip etmeleri gerektiği anlatılmıştır.

  1. Korunan ve İtilen Çocuk İkilemi

Türk toplumunun çocuğa bakış açısı genellikle müspettir (olumlu/pozitif). Batı toplumlarının mitlerinde yer alan tanrıların çocuklarını bir rakip olarak görüp onları yutması gibi bir yaklaşım, Türk’ün töresinde mevcut değildir; aksine Türklerde çocuk, toplumca saygı duyulan bir varlıktır. Öyle ki toplumda aileler çocukları sayesinde itibar kazanan bir yapıdadırlar. Bayındır Han’ın, “Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun, kara keçe altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun.”(Ergin, 1984: 21) demesinin temelinde de bu yatmaktadır.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde anne ve babanın oğullarını tehlikeden uzak tutma uğraşı içerisinde oldukları ve onları, hatalarına rağmen her zaman sahiplendikleri net bir şekilde görülmektedir.

Kanglı Koca ve eşinin, oğulları Kan Turalı’nın bir kızla evlenmek için aslan, boğa ve deve ile savaşma isteğine karşı çıkışları, Salur Kazan’ın esir olduğu hikâyede, oğlu Uruz’un onu kurtarmaya gitmek istediği sırada, annesinin Uruz’a engel olma isteği, Deli Dumrul’un Azrail canını alacağından dolayı eşine, “Gözün kimi tutarsa, gönlün kimi severse, sen ona var. İki oğlancığı öksüz koyma.” (Ergin, 1984: 120) demesi, savaşa girmemesi gerekirken, savaşa girip esir düşen Uruz’un, bu hatasına rağmen babası tarafından esaretten kurtarılması gibi örneklerden de ailelerin çocuklarına ne derece önem verip sahip çıktıklarını görmekteyiz.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde ailenin ve toplumun çocuğa olan bu müspet yaklaşımı, Tepegöz Hikâyesi’nde farklı bir boyuta taşınarak evrensel bir mesaja dönüştürülmüştür. Bu mesaj, çocuğun hiçbir zaman ezilmemesi ve dışlanmaması gerektiği mesajıdır.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde ezilen çocuk örneğini Tepegöz teşkil etmektedir. Tepegöz, ezilen insanın topluma olan düşmanlığını yansıtan bir tiptir. Bu tip, daha doğmadan garip bir nesne içindeyken Oğuz beylerince tekmelenir, taşlanır ve ezildikçe de büyür. Tepegöz, ezilerek ve şiddete maruz kalarak doğduğu için, her zaman şiddeti bilinçaltında beslemiştir. Tepegöz’ün şiddet sebebini, Korkmaz, “Tepegöz pay alamadığı varlık dünyasından bu sefer öc almaya kalkışmaktadır.” (Korkmaz, 2000: 263) şeklinde açıklar. Tepegöz’ün varlık dünyasından alamadığı pay, aslında sevgidir. Bu yüzden aileden ve çevreden sevgi payını alamayan çocukların topluma karşı olan eğilimi, her zaman nefret duygusu içermektedir ve bunun en güzel örneğini de Tepegöz teşkil etmektedir.

Tepegöz Hikâyesi’nde aileye ve topluma, çocuğa şiddet uygulanmaması ve çocuğun dışlanmaması gerektiği mesajı verilmektedir. Ailenin ve toplumun geleceği olan çocuk ezilirse, yarın o da kendi ailesini ve toplumu ezecektir. Bunun doğal bir sonucu olarak, ezilen çocuk sonradan sahiplenilse bile, çoğu zaman düzeltilemez ve tıpkı Tepegöz’ün, Oğuz’un başına kara bir belâ olduğu gibi, ezilen çocuk da toplumun başına belâ olur ve onun ıslah edilmesi de çoğu zaman imkansız hale gelir. Öyle ki Aruz, Tepegöz’ü Basat’tan ayırmadan büyütse bile, Tepegöz’ün bilinçaltına atmış olduğu “Ezildim ve ezeceğim” düşüncesini yok edemez. Bundan dolayı, çocuk eğitiminde, toplum, çocuğu değil, şiddeti dışlayarak çözüm yolları üretmeye çalışmalıdır. Ayrıca, toplum, kendi çocuklarını yargılamadan önce, onları suça iten nedenleri araştırmalıdır. Victor Hugo, Sefiller adlı romanında “Suçu işleyen insandan önce suçun geçtiği yolları görmek gerekmektedir.”(Akt. Özcan, 2000: 104) diyerek, buna dikkat çekmektedir. Bu yönüyle aile ve toplum, çocukların hatalarını, onların yetişmeleri için bir tecrübe alanı olarak görmeli ve hoş görü ile karşılamalıdır. Bu durumda, yetişkinler, “Çocuğun yanlış eylemlerinin sonuçları ona doğruyu öğretecektir.Yetişmenin doğal yasası budur.”(Ercan, 2000: 34) ilkesini unutmadan hareket etmelidirler.

  1. Aile ve Toplumun, Çocuğun Davranışlarını Kontrol Etme Süreci: Ödül ve Ceza

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, çocuk, yapmış olduğu faydalı işlerden dolayı daima ödüllendirilmektedir. Bu ödüller de çocuk için güçlü bir pekiştireç olur. Toplum içinde verilen pekiştireçler, çocuğun kişiliğinin olumlu yönde gelişmesine katkıda bulunur.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, çocuğa verilen ilk ödül addır. Türk toplumunda, kahramanlığa atılan ilk adımda, çocuğa önce adı verilir daha sonra da buna bağlı olarak, müspet adımı gerçekleştirecek olan farklı pekiştireçler verilir.

Dirse Han Destan’ında, Dirse Han, Dede Korkut’un tavsiyesiyle boğayı öldürüp ad alan oğluna, adın yanında bir de beylik ve arazi verir. Bu olay da Boğaç Han’ı yaşayacağı diğer olaylar karşısında cesaretlendirir ve onu olumlu davranışlarını devam ettirmesi yolunda güdüler.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde, dışlanan ve cezalandırılan çocuk, Tepegöz olmuştur. Ancak Tepegöz’ün dışlanması ve cezalandırılması olayı, Oğuz Boyu’nun başına giderek artan bir belâ olur. Bu örnekte, çocuk eğitiminde, ceza yerine ödülün daha etkili bir yöntem olduğu apaçık bir şekilde görülmektedir.

Çocuk, toplum içerisinde kabul görmek ve bir değer olmak istiyorsa, muhakkak, toplum töresindeki unsurları benimsemeli ve bir toplum normu olan, büyüklere karşı saygıyı ve itaati elden bırakmamalıdır. Çünkü, itaat etmeyen ve toplum değerlerini benimsemeyen birey, dışlanır ve hiçbir zaman “Biz” olamaz. Zaten, “ Aklı başında hiç kimse toplumsallık duygusuna sırt çevirerek, onun yeterince etkinliğinden uzak büyüyüp gelişemez” (

  1. b) Aile ve toplum, kendi değerlerine duyarlı bireyler yetiştirmek istiyorsa, öncelikle bünyesinde barındırdıkları çocuğa, belli bir yaştan sonra bir yetişkin gibi davranmalıdır. Çocuğu bir yetişkin gibi görmek, onu, düzenli bir ergenlik ve benlik kazanma devresine itecektir. Bilinçli bir şekilde uygulanacak olan yetişkin gibi davranma süreci, çocuğa, toplumda müspet bir kimlik sunacak ve onu, toplum açısından faydalı bir birey haline getirerek, onun kimlik bunalımı yaşamasını engelleyecektir
  2. c) Aile ve toplum, kendi iç dinamiği olan çocuklara, hiçbir zaman kendi normlarını kabul ettirmek için şiddet uygulamamalıdır. Çünkü, Tepegöz olayında da gördüğümüz gibi, şiddete maruz kalan çocuğun, topluma ve çevresine vereceği tepki sadece şiddet olacaktır. Bu yüzden, doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreç olan eğitimde, aile ve toplum, çocuğa, şiddet uygulamadan, onu, tüm kusurlarıyla geç olmadan kucaklanmalı ve sahiplenmelidir.

 

  1. d) Çocuğun yetişmesinde, aile yaşantısı çok önemlidir. Çünkü, toplumun en küçük birimi olan ve toplumun kalıtsal özelliklerini en iyi şekilde taşıyan aile, çocuk için karşılaşılan ilk modeldir. Bu yönüyle, çocuğun dünyasında, aile, bir okul olduğu için, çocuk, kendine anne ve babayı bir model ve bir öğretmen olarak görmektedir. Bu yüzden, çocuğun karşısında bir model olan aile, tüm yaşantısıyla bir rehberlik servisi gibi olmalıdır.
  2. e) Aile ve toplum, yetiştireceği bireye, güven aşılamak zorundadır. Çünkü, atlı-göçebe bir toplumda yetiştirilmek istenen çocuk, aktif bir yapıya sahip olmalıdır. Çocuğa kazandırılmak istenen aktiflik de ancak çocuğa verilecek olan güvenle ateşlenmektedir.

Kaynakça:

 Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

Fırat University Journal of Social Science

Cilt: 14, Sayı: 2, Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2004

 

Murat ŞENGÜL

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Elazığ

Süleyman Kaan YALÇIN

Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Elazığ

T.C.

DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ

ENSTİTÜSÜ

TÜRKÇE EĞİTİMİ ANABİLİM DALI

TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAMI

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Gülcan UYUMAZ

DEDE KORKUT HİKAYELERİ’NDE ÇOCUK EĞİTİMİ

Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü

İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği

Tezli Yüksek Lisans Programı

Türkçe Öğretim Programlarında Değerler ve Dede Korkut  Hikayeleri’nin Değerler Açısından İncelenmesi

Yasemin Çayır Çevik

T.C.

ZONGULDAK BÜLENT ECEVĠT ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BĠLĠMLER ENSTĠTÜSÜ

TÜRKÇE EĞİTİMİ ANABİLİM DALI

Yüksek Lisans Tezi

ÇOCUK EDEBİYATI KAPSAMINDA ÇİZGİ ROMANLAŞTIRILAN DEDE KORKUT İYAPI VE EĞİTSEL DEĞERLER YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

Şeyda Çetin Efe

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.