Yolun Sonu: Kaza

Yolun Sonu: Kaza

1 Ocak 2021 0 Yazar: Ahmet Yılmaz

“Hiçbir yolculuk, ölümlerin izinden gitmek kadar yıpratıcı değildir.”

14 Temmuz 2004 akşam saatleri, Dirikköy/Gelibolu/Çanakkale…

TÜBİTAK’ta millî güvenlikle ilgili stratejik bir görev yapan 3 kişinin içerisinde bulunduğu 41 D 9340 resmi plakalı ve TÜBİTAK’a ait minibüs tipi bir araç, Gelibolu yakınlarında saman yüklü ve arka ışıkları yanmayan 34 AEH 18 plakalı bir traktöre arkadan çarptı. Ardından yolun sol tarafına savrulan araç, aynı anda karşı şeritten gelen 34 JJ 001 plakalı Mercedes marka bir araçla çarpıştı.

Kazada Muhabere Yüzbaşı Yücel KENTER, TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Enstitüsü’nde çalışan mühendisler M. Ercan KURUOĞLU ve Mustafa AKTEKİN vefat ederken olaya karışan 3 aracın şoförleri kazadan sağ olarak kurtuldu. Hatta ilk etapta arkadan darbe alan traktör sürücüsü Cemal ELMAS da olay yerinden kaçmış ve kısa süre sonra yakalanmıştı. “Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu birden çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet vermekten” traktör sürücüsü Cemal ELMAS 2 yıl 7 ay 7 gün, TÜBİTAK şoförü Sezer SOYSAL 1 yıl 6 ay 22 gün ceza alırken Mercedes sürücüsü Kemal SEVİM ise beraat etti. Tutuklanan iki şoför ise kısa bir süre sonra serbest bırakıldılar.

Kazada hayatını kaybedenler, Türkiye’nin güvenliğiyle alakalı kriptolar konusunda uzmanlaşmış kişilerdi ve yukarıda da bahsettiğim üzere o gün de bunun üzerine çalışıyorlardı. Yüzbaşı Yücel KENTER, söz konusu çalışmalar için özel olarak görevlendirilmiş bir subaydı. Diğer 2 mühendis ise ulusal güvenlik bakımından önem arz eden ve gizlilik derecesi bulunan bilgilerin korunması için Türkiye’de başta Türk Silahlı Kuvvetlerine destek veren TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsünde çalışıyordu.

Olay, resmî makamlara ilk etapta köylüler tarafından bildiriliyor. Görgü tanıkları, savcıdan önce bir kişinin gelip olay yerinde inceleme yaptığını ancak daha sonra ortadan kaybolduğunu da söylüyor gelen savcıya. Tabii bu kanıtlanmış değil ve şahıs da bulun(a)mamış.

Detaylara inelim.

-Olay, Gelibolu’ya 22 km mesafedeki Dirikköy yakınlarında gerçekleşiyor ancak olaya karışan traktör “34” yani İstanbul plakalı. Traktör şoförü de yaralanmak bir yana, olayın ardından traktörü de bırakıp ortadan kayboluyor. Bunlar ne demek? Gündelik hayattan ve hatta kendi çevrem üzerinden yorumlamaya çalışalım.

Ben ve benden sonrakileri saymazsak tamamı köyde büyümüş ve bir kısmının halen tarımla, hayvancılıkla uğraştığı bir aileden geliyorum. Her insanın yaptığı gibi onlar da bu tip ya da herhangi bir araç alınacağı zaman her zaman ilk olarak yakın bölgelere bakıyor. Teknolojinin oldukça geliştiği bu dönemlerde ülkenin, hatta dünyanın öbür ucundaki satılık araçları dahi görebiliyorken bu sınırların dışına pek çıkılmadığı düşünüldüğünde, o dönemin şartları açısından ortada bir anormallik gözüküyor.

Teorik olarak baktığımızda sapla samanla bizzat uğraşan birinin maddi durumunun çok iyi olduğunu söyleyemeyiz, özellikle de olayın yaşandığı tarihi göz önünde aldığımızda. Her ne kadar akla yatmasa da varsayalım ki bu adam, yakınındaki Çanakkale, Edirne veya Tekirdağ’da uygun traktör bulamıyor veya üşenmiyor, yükselen masrafına rağmen gidip İstanbul’dan bu traktörü satın alıyor ancak 2001 krizinin etkilerinin sürdüğü bir dönemde traktörünü, samanını olduğu yerde bırakıp kaçıp gidebiliyor. İşin bir de cezai kısmına bakalım.

Bu şahıs, kazayı bizzat gören biri olarak yardım etme yoluna gitmeyip kaçıyor. Kazadan doğacak cezadan korkup ortada iz bırakmak istemese traktörü orada bırakmaz. Her şeyi göze alıp, traktörü orada bırakıp kaçtıysa da olayda dahli vardır, diye düşünüyorum.

-Diğer yandan, TÜBİTAK’a ait olan ve kazaya karışan minibüsün plakası, ruhsatta yazan plakayla aynı değildi ve TÜBİTAK da bu durumu, iki minibüslerinin bulunduğunu ve bakım sırasında plakaların karıştığını söyleyerek doğruladı. Bu açıklama beni tatmin etmedi açıkçası.

-Minibüs şoförü Sezer Soysal, kazada 3 kişinin öldüğü araçtan ciddi yara almadan kurtuluyor. Şoför ilk ifadesinde; kaza esnasında araçta bulunanların uyuduklarını, kendisinin de 80 km hızla ilerlediğini, traktörü zorlukla aniden fark ettiğini ve çarpmamak için direksiyonu kırdığını, karşı şeritten gelen aracı hatırlamadığını söylüyor ancak başka bir ifadesinde de karşıdan gelen aracı gördüğünü ve kaza yapmamaya çalıştığını söylüyor. Ayrıca şoför, dönüşte güzergâhı değiştirip geldiği yolu kullanmıyor.

-Ayrıca, olay yeri tutanağı ile bilirkişi raporunu fizik mühendisleriyle birlikte inceleyen Kuruoğlu’nun ailesi ve avukatları, “fren izleri ve çarpma şiddeti göz önüne alındığında cesetlerin birinin en sağda, diğerinin ise en solda olmasının mümkün olmadığını” söylüyorlar.

-Olayda hayatını kaybeden yüksek mühendis Ercan KURUOĞLU’na ayrıyeten değinmemiz gerekiyor.

Ercan KURUOĞLU, mezun olduğu Bilkent Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümüne ÖSS’de derece yaparak girmiş biri. Mezun olmasının akabinde 1997 yılında da TÜBİTAK’a bağlı Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde işe başlamış. KURUOĞLU, 57. Hükûmet’te (28 Mayıs 1999-18 Kasım 2002) Denizcilikten Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmış olan Ramazan MİRZAOĞLU’nun kızı Umay ile evliydi.

4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de vuku bulan ünlü Çuval Olayı’nı duymuşsunuzdur. Eğer duymadıysanız, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu ayaklar altına alan bu olayı en kısa zamanda araştırmanızı ve öğrenmenizi öneririm.

O dönem bu olayın ardından her zamanki gibi kınadık, 2,5 yıl sonra da film çekip ayar verdik(!) ve olay kapandı. Tabii o günlerde insanlar sadece Özel Kuvvetler mensubu 11 askerin başına gelenlere odaklanmış, TÜBİTAK-ASELSAN ortaklığında geliştirilen kripto (şifreleme) çözücü cihazın kaybolduğu detayını atlamışlardı. KURUOĞLU, ABD’li askerler tarafından askerler tutuklandığı sırada el konulan ve Türkiye’ye iade edilmeyen o kripto çözücü cihazı yapan kişiydi aynı zamanda. Buna benzer bir cihazı geliştirerek tekrar yapan KURUOĞLU, kaza günü de yanındakilerle birlikte Çanakkale’de askerî bir alanda cihazı denemişti ancak normalde bu tip cihazların taşınmasına korumalar eşlik ederken, o gün o yolculuğa Gebze’den korumasız çıkılmıştı

-Ercan KURUOĞLU’nun bilgisayar mühendisi olan eşinin ifadesine göre, Ercan KURUOĞLU’nun yanında dizüstü bir bilgisayar olması gerekliydi ancak olay yerinde bulunamamıştı. Daha sonra mahkeme aşamasında Avukat Uğur AMASYA da Ercan KURUOĞLU’nun bilgisayarının bulunamadığını, bilgisayarda Irak’taki Çuval Olayı’nda el konulan cihazın şifrelerinin olduğunu ve köylülerin ifadelerine dikkat çekerek kazadan sonra olay yerinde inceleme yapan kimliği belirsiz kişinin yaptığı aramadan sonra kaybolabilme ihtimali olduğunu açıkladı. Bu açıklamanın ardından TÜBİTAK, “bilgisayarın Jandarma tarafından kırık vaziyette kendilerine getirildiğine” dair mahkemeye bilgi verdi ancak bu bilgilendirme, içerisindeki dokümanın durumuna ilişkin bilgi içermiyordu ve aileyle birlikte avukatın bilgi edinme çabaları da sonuçsuz kaldı.

Daha sonra Gelibolu Cumhuriyet Savcısı, TÜBİTAK’tan bilgisayarı istedi ve aldı ancak burada dikkat edilmesi gereken bir detay var. Savcı gelmeden önce olay yerine kimliği belirsiz bir şahsın gelip inceleme yaptığı belirtiliyor ancak bu şahsın olay yerinde ne aradığı, bilgisayara müdahale edip etmediği bilinmiyor.

-İlginç bulduğum bir detay da şudur: Yine eşinin ifadesine göre Ercan KURUOĞLU, olaydan önce askere gidecekti ancak TÜBİTAK buna izin vermemişti.

-Olaya karışan Mercedes marka aracın sürücüsü Kemal SEVİM ise, İstanbul’da ikamet etmekteydi ve böylesine kritik bir davanın 2 duruşmasına katılmamıştı.

-TÜBİTAK olaydan sonra başlatılan soruşturmayı abes bulup kestirip atmış, cenazeye ise genel sekreterini göndermekle yetinmişti. Soruşturmada ortaya atılan suikast iddialarının ardından ise bu iddiaları ortaya atanlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirtmişlerdi. Ailenin kendilerinden bilgi alma çabaları ise her seferinde sonuçsuz kaldı.

Gelelim bu işin FETÖ kısmına…

Genel bir detay vermek gerekirse Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa VARANK, 17.12.2013-31.10.2018 tarihleri arasında FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı olan 1289 personelin TÜBİTAK’tan ihraç edildiğini açıklamıştır.

Diğer yandan bu kaza(!), 2010 yılında özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeniden incelenmiştir. İnceleyen savcı kim dersiniz? F*kr*t S*Ç*N.

2010 yılında FETÖ’nün sözde davalarla tabiri caizse ordunun içinden geçtiği sıralarda bu davaları yürüten “özel yetkili” savcılardan biriydi F*kr*t S*Ç*N. O dönem bu olayla sözde davaları bağlamak isteyen bu S*Ç*N, 3 TÜBİTAK görevlisinin ölümüyle ilgili dosyaları da incelemek üzere istemişti.

Bu tabiri kullanmak pek istemesem de olayı ve söz konusu şahsı çok iyi anlattığı için kullanacağım. S*Ç*N, “itin iti ısırmadığı dönemde” sahiplerini koruma içgüdüsüyle hareket etti, diyelim kısaca. 2015’te de kaçtı zaten.

Bilebildiğimiz bütün detayları göz önüne aldığımızda ben, bu olayın suikast olduğuna eminim. Birbiriyle bağlantılı olduğunu düşündüğüm olaylar da olması hasebiyle genel değerlendirmeyi bütün ölümleri işledikten sonra yapacağım ancak çok iyi bildiğim bir şey var ki, o da bu kadar tesadüfün gereksiz fazla olduğudur.

Üstte değerlendirdiğim detayları bir de sizin değerlendirmenizi rica ederek bu yazıyı sonlandırıyor ve yeni yılınızı son dönemde sıkça duyduğumuz klişe bir cümleyle kutluyorum.

“Umarım bu yıl, geçtiğimiz yılı aratmaz.”

KAYNAKÇA

Melik Duvaklı – ASELSAN Cinayetleri

Muhtelif haber siteleri

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Ahmet Yılmaz

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Latest posts by Ahmet Yılmaz (see all)