Dilde, Fikirde, Savunma Sanayiinde Birlik

Dilde, Fikirde, Savunma Sanayiinde Birlik

11 Ekim 2020 0 Yazar: Koçeroğlu

Son günlerde bilindiği üzere gündemi Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmalar epey meşgul ediyor. Her ne kadar savaş iyi bir şey olmasa da, Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarında yeniden ilerlemeye geçmesi bizleri memnun ediyor. Bu ilerlemeyle ilgili olarak da en çok, kullanılan silah sistemlerinden söz ediliyor. Bu sistemlerin en başında da tabii ki Türk yapımı İHA’lar geliyor.

Türkiye’nin bu alanda tabiri caizse, treni yakalamış olması zaten kamuoyunda olumlu olarak karşılanıyordu. Diğer yandan bu silah sistemlerinin Suriye’nin kuzeyinde yapılan operasyonlar ve Libya’da da kullanılması, aynı zamanda çok başarılı sonuçlar vermesi Türk savunma sanayiinde ciddi gelişmelerin olduğunu gösteriyordu. Neyse ki, sonuç olarak bugün, savunma sanayii alanında yüzde yetmişe varan bir yerlilik oranıyla Dünya liginde “biz de varız” diyebiliyoruz.

Bu yüzde yetmişe varan yerlilik oranının temelinde de doksanlı yıllarda ortaya koyulan projeler yer almaktadır. Örnek verecek olursak, bugün Türk Deniz Kuvvetleri’nin en modern muharip gemileri olan Ada sınıfı korvetler, doksanlı yıllarda tasarlanan MİLGEM projesinin ürünleridirler. Devamı olarak ise İstif sınıfı firkateynlerden TCG İstanbul’un gelecek yıllarda hizmete gireceği konuşuluyor. Aynı zamanda yukarıda da sözünü ettiğimiz, varlıklarıyla savaş jetlerinin yükünü ciddi anlamda hafifleten İHA sistemlerinin temeli de genelde doksanlı yıllara dayanmaktadır.

Azerbaycan-Ermenistan çatışmasıyla savunma sanayii için önemi bir kez daha anlaşılan İHA’ların sahadaki rakipleri ise genelde Rus yapımı silahlar oluyor. Suriye’de de, Libya’da da, Azerbaycan’da da sosyal medyada gündem olduğu üzere birçok Rus yapımı hava savunma sistemi İHA’lar tarafından imha edildi. Diğer yandan Azerbaycan ve Ermenistan silahlı kuvvetlerini incelediğimizde, Azerbaycan’da görece azalmakla birlikte, her iki ülkede de Rus silahlarına bağımlılık olduğunu görüyoruz. Azerbaycan’daki görece azalma ise tamamen olmasa da kısmen Türk yapımı sistemlerle ikame edilmektedir. En başta İHA’lar olmak üzere birçok kara aracı, çeşitli muharip sistemler Türkiye tarafında üretilip başta Azerbaycan olmak üzere başka ülkelere ihraç edilmektedir. Örneğin son dönemde Azerbaycan’ın hafif saldırı helikopteri T-129 Atak’tan altmış adet sipariş edeceği konuşulmaktadır. Diğer önemli örnek olarak ise, Dearsan tarafından inşa edilip Türkmenistan donanmasına teslim edilen korvetler gösterilebilir. Gelecek yıllarda sonuca ulaşacak projelerle birlikte savunma sanayiindeki ihracat payı daha da büyük boyutlara erişecektir.

Diğer yandan, sözünü ettiğimiz savunma endüstrisindeki atılım sayılacak projelerin genelini incelediğimizde, planlanan tarihlerden çok daha sonra sonuca ulaştığını görmekteyiz. Yine örnek verecek olursak, MİLGEM projesinin devamı niteliğinde olan “İ” ya da İstif sınıfı olarak adlandırılan yerli fırkateyn projesi ve ardından başlanacak TF-2000 kodlu yerli destroyer projesinin gemilerinin 2000’li yılların başında Türk Deniz Kuvvetleri’nin envanterine girmesi planlanıyordu. Ancak bugün bakıldığında durumun ilk plandan çok daha uzakta olduğu aşikardır. Aynı zamanda kara ordumuz için planlanan muharip tank projemiz olan Altay da uzun yıllardır seri üretime geçirilememektedir. Bu konudaki bir diğer önemli örnek, 2010 yılında TUSAŞ tarafından başlatılan Milli Muharip Uçak TF-X olarak verilebilir. Uçağın ilk uçuşunu 2024-25 yıllarında yapması ve 2027 gibi Hava Kuvvetleri envanterine girmesi planlanıyor. Ancak yine aynı şekilde birçok uzman tarafından planlanan tarihlerden daha sonra projenin sonuca ulaşacağı iddia ediliyor.

Sonuç olarak, güçlü ordumuzu daha da güçlü kılmaya yönelik önemli atılımlar sağlanıyor. Ancak her projenin ortak sorunu, gecikmeler! Bunun da en büyük nedeni maddi yetersizlikler. Bugün bakıldığında ülkelerin çoğunluğu büyük projelere ortak arıyorlar. Örneğin F-35 projesi yaklaşık on ülkenin birlikte yürüttüğü bir projedir ve yıllar sürmüştür. Aynı şekilde Avrupa ülkeleri savaş uçağı, savaş gemisi, hava savunma sistemleri vs için genelde ortak hareket etmektedirler. Türkiye ise zaten maddi yetersizlikler dört bir yandan saldırırken; Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Akdeniz’in gergin ortamlarında enerjisinin çoğunu harcarken, bir yandan da milyar dolarlık projeleri tek başına finanse etmeye çalışmaktadır. Durum böyle olunca gecikmeler de doğal karşılanmaktadır. Peki bunun önüne nasıl geçilebilir? Batılılar tarafından her anlaşmazlıkta yaptırım tehdidi alırken –ki bu yaptırımların temeli de silah sanayii ile ilgilidir- nasıl savunma sanayii şirketlerimizi güçlendirip finans hususunu daha işlevsel hale yükseltebiliriz?

Bilindiği üzere bu tür büyük işlerin en önemli ayrıntısı aslında Ar-Ge kanadıdır. Bu alan da zaten yine büyük mali yatırımlara muhtaç bir alandır. Ar-Ge hizmetleri ne kadar yeterli ise bir işin başlayıp bitişi de o kadar hızlı olacaktır. Silahlı kuvvetlerine ayırdığı bütçe 20 milyar doları ancak bulan Türkiye, dünyanın diğer devleri ile bu alanda yarışmakta oldukça zorlanmaktadır. Zira Çin dediğimiz ucube devletin sadece bir projeye ayırdığı finansman TSK’nin bir yıllık bütçesine denk gelmektedir. Durum bu haldeyken “dev” projelerin ilerlemesi ve amacına ulaşabilmesi için güdülecek en mantıklı siyaset pojelere sağlam finansmanlar bulmak olacaktır.

Burada kuramlar karalayıp kehanetler sallama derdinde değiliz. Türkiye Cumhuriyeti için siyasanın her alanında en doğru ortak Azerbaycan devletidir. Şimdiye kadar birçok projede yan yana olan iki kardeş ülke neden başka –daha büyük- projelerde de yan yana olmasın? Türk havacılığının en büyük projesi sayılan TF-X projesinde Azerbaycan gibi petrol zengini bir ülke hükümetinin ortak olması projeye oldukça faydalı olacaktır. Ayrıca, projenin başarıya ulaşması durumunda, İHA sistemlerinde İsrail’e olan bağımlılığı Türk İHA’ları sayesinde son bulan Azerbaycan’ın artık Sovyet döneminden kalma Rus uçaklarını envanterinde tutmasına da gerek kalmayacaktır. Aynı şekilde, Türkiye de F-35 yolunu gözlemeyi, ABD’den yedek parça beklemeyi bırakacaktır.

Diğer yandan, iki kardeş ülkenin kara kuvvetleri envanterini incelediğimizde, Azerbaycan’ın Rus yapımı T-70, T-90 gibi muharebe tanklarını kullandığını; Türkiye’nin ise, artık oldukça eski sayılacak ABD yapımı M-48, M-60 ve Alman yapımı Leopard gibi batı kökenli tankları kullandığını görmekteyiz. Altay tankı sağlam bir ortaklıkla şimdiye dek sonuçlandırılsaydı, iki ülke de bundan yarar sağlayacaktı. Hem yerli hem yeni teknoloji hem de çok daha ucuza mal edilmiş silahlara sahip olunmuş olacaktı.

Maalesef ki, şimdiye kadar sözünü ettiğimiz büyük ortaklıklara benzer işlere denk gelmedik. Bu her iki devletin yararına olan birliğin bir an önce gerçekleşmesini temenni ediyoruz. Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Doğu Akdeniz kıskacında baş başa kalan iki kardeş ülkenin dev teknolojik atılımlarda birlikte hareket etmesi geleceğe yönelik hayallerimizi bir kez daha yeşertecektir. Yüzyıl önce Gaspıralı’nın öğütlediği gibi “dilde, fikirde ve işte birlik” şiarına sahip çıktığımız sürece bölük bölük bölünen Türk ellerinin birleşmesi, bütünleşmesi bir adım daha yaklaşacaktır.

Son olarak, Hazar’ın batısındaki soydaşlarımızla dilde ve fikirde birlik olduğumuzdan şüphemiz yoktur. “İşte birlik” mevzubahis olduğunda ise, burada açıklamaya çalıştığımız, savunma sanayiinden daha iyi bir “iş” olmadığıdır. Türk ellerinin birlik olduğunu görmek dileğiyle…

Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Koçeroğlu

okur-yazar

Latest posts by Koçeroğlu (see all)