Yeni Normal ve İzleyici Toplum

Yeni Normal ve İzleyici Toplum

30 Haziran 2020 1 Yazar: Burak Erdoğan

Hayatımızda düzenli olarak duyduğumuz “normal” ve “yeni” kelimeleri birleşerek hiç duymadığımız ve göreceli olarak kavramakta zorlandığımız bir kavram oluşturdu, “yeni normal”. Yeni normal tamlamasının kullanım alanı belirsiz ve kavramın içi hala doldurulmamış olmasına karşın, daha koyu çizgilerle sınırları çizilmiş bir kavramla karşı karşıyayız, İzeyici Toplum.

İzleyici Toplum, Guy Debord’un “Society of the Spectacle-Gösteri Toplumu” ile kesişen noktalara sahip olmakla beraber aynı değildir. Kendi açımdan bir toplumu izleyici olarak adlandırma sebebim herhangi bir ekranı izleme sebebinin sadece izlemek olmasıdır. Genel olarak İzleyici Toplumun amacı ekran karşısında zaman öldürerek bir sonraki güne ulaşmak, bir sonraki güne ulaştıktan sonra aynı rutin tekrarıyla hayata tutunduğunu sanmaktır.

Yeni normal olarak adlandırılan, bireylerin hayatı eve sığdırması ve sosyalleşmeyi sosyal medya üzerinden devam ettirmesi doğal olarak toplumsal yaşamın aktığı nehirlerin yatağını değiştirdi. Öncelikle Türkiye’de hayatın eve sığmadığı gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Türkiye’de hizmet sektörünün ekonomik rolü bunun en somut kanıtıdır. Türk milleti çalıştığı zamanlardan arta kalan hayatını “sosyalleşme” olarak adlandırabileceğimiz “çay içme, misafirliğe gitme, yürüyüşe çıkma” gibi eylemlerle geçirir. Aile içi sosyalleşme de genellikle aile bireyleri ile birlikte dışarı çıkarak gerçekleştirilir. En azından salgın süreci başlayana dek ortalama bir Türk ailesinin gündelik seyri bu yönde ilerlemektedir. Çin kaynaklı küresel salgının ardından evlerine çekilmek zorunda kalan Türkler, izleyici topluma düzenli-düzensiz bir geçiş süreci yaşadı. Bu süreç dahiline Türkler, virüs ilk çıktığında adeta gündelik bir sosyal etkinliğe dönüşen günlük vaka sayılarının açıklanması ile İzleyici Toplum’a ilk adımlarını attı. Bir günü kapsayan 24 saatin büyük bir çoğunluğu bir sonraki günün vaka sayılarının açıklanmasını beklemek ve umutsuz bir kurtuluş ummakla geçti. Türk televizyonları da sanki salgın öncesi görünmez bir el kaliteli yayın yapmalarını engellermişçesine salgın ile birlikte bu eli kaldırdı. Bir süre toplumu evde durmaya teşvik eden yayınlar yaptı. Tabi bu yayınlar da bir süre sonra normalleşti ve teşvik unsuru olma özelliğini kaybetti.

Salgın sürecinde televizyonun teşvik unsuru olma özelliğini yitirmeye başlamasına yakın, çeşitli sosyal medya platformlarından gazeteciler unuttuğu gazeteciliği yapmaya başlarken, sosyal medya hesapları eğlenceli içerikler ve yeni canlı yayınlar ile doldu. Bu içerikler de teşvik değerini bir süre sonra kaybetti. Sosyal medyanın teşvik değeri düşmesine yakın, bazı uluslararası oyun dağıtımcıları daha ileri tarihlerde piyasaya sürecekleri oyunları satışa sundular. Bu oyunların da ülkemizde “Yeni Normal Dönem” başlayana kadar Türk insanının büyük bir kısmını yatıştırdığını söylemek mümkün. Bahsi geçen teşvik unsurları aslında kapitalist dünya düzenine göre çok aykırı veya hayal edilemez değişiklikler barındırmadı. Zaten sürekli duyduğumuz yeni normal kavramı da bize beklediğimiz gibi akıl almaz bir değişiklik olmadığını gösteriyordu. Asıl sorun, toplumu evde kalmaya teşvik eden sosyal medya, bilgisayar oyunları, televizyon yayınları ve benzeri medya kanallarının teşvik değerini kaybetmesi ile başladı. Bu unsurların teşvik değerini kaybetmesi de başlıkta kendisine yer edinen İzleyici Toplum kavramını somutlaştırdı.

İzleyici Toplum’u açıklamadan önce, okuma oranlarının bahsi geçen teşvik unsurları içinde olmadığını belirtmek gerekmektedir. Kitap-dergi-gazete okurluğu yeni normalden veya salgından önce de aşağı yukarı aynı şartlar dahilinde gelişmektedir.

İzleyici toplum, vaktinin büyük bir çoğunluğunu televizyon-bilgisayar-telefon üçlemesi arasında geçiren, bu ekranlarda gördüklerinden çok ekranları izleme bağımlılığı oluşmuş toplumdur. Bu toplumun amacı, bir şey izlemekten çok bir ekran izlemektir. Bunun sebebi ise bilinmezliğe doğru giden yolda zamanın hızlı akışını sağlama güdüsüdür. Türk milletinin sosyal bir millet olduğundan bahsetmiştik. Yeni normalin de Türklerin kendi sosyallik kavramını baltaladığı göz önüne alındığında, ister istemez eski normale dönme umuduyla resmi çağrılara uyan kesimin evde bu zamanı herhangi bir ekranı amaçsızca izleyerek hızlandırmaya çalıştığını görüyoruz. Genel olarak İzleyici Toplum’un en büyük özelliğinin içerik seçmeden bir ekranı izlemek olduğunu söylemek doğru olacaktır.

Tabi İzleyici Toplum’un bunu kabul etmeyeceği bir gerçektir. İzleyici Toplum’un her ferdi kendine göre en yararlı programları izler, en yararlı hesapları takip eder. Kişinin kendi oluşturduğu yararlı kavramı, ekran izleyen kesimin yaptığı işi kendince normalleştirme sürecinde gelişir. Kuşak çatışması dahilinde herkesin ekranları şeytan ilan ettiği bir toplumda kişi öncelikle kendini sorgular, ekran izleme bağımlılığına karşı gelmeye çalışır ve kendisini ekranlara bağımlı olmadığına ikna etmeye çalışır. Bu bağımlılığın ilerleyen evresi ekran bağımlılığının yararlarını saptamak ve kendi kullanım kültürünü bu “yararlı içerikler” dahilinde şekillendirdiğine kendini inandırmaktır. İzleyici Toplumda kişi, özellikle sosyal medyada maruz kaldığı “herkes kendi fikrini dikte edebilir” mantığı dahilinde yalnızca kendi doğrularına inanır, diğer doğruları ve önermeleri yok sayar.

İzleyici Toplum’un birey odaklı yansıması pek olumlu olmamakla birlikte, toplumsal yönlendirmenin kolaylaşması ve bireyin yüksek doz kurum propagandasına maruz kalması ile birlikte göreceli olarak olumlu yansımaları olduğu da aşikardır. Yüksek doz propaganda ile bireyin “bir şey yapma” arzusu birleştiğinde, propaganda daha etkili bir hal alır. Telefonlarımızdan kısa mesajlar göndererek gerçekleştirdiğimiz yardımlaşma kampanyaları buna güzel bir örnektir. Özellikle Türkler gibi yerinde duramayan bir milletin İzleyici Toplum dahilinde hiçbir fiziki eylem gerçekleştiremese de hareketin kıyısından köşesinden içine dahil olma arzusu İzleyici Toplumla birlikte apayrı bir boyut kazanmıştır. Sosyal medyada inanılmaz aktif trol hesaplar, yakın çevreyi bilgilendirmek adına çeşitli paylaşımlar buna örnektir. Bu cümlenin ardından izleyici toplumun sadece izlemediği görüşü okurların zihninde belirebilir. Bu nedenle İzleyici Toplum’un çeşitli içerikler üretmekle birlikte neticede asıl odağının bir ekranı izlemek olduğunu belirtmek teorinin anlaşılırlığı adına çok önemlidir.

 İzleyici Toplum’un yönlendirilmesinin göreceli olarak olumlu olduğundan bahsetmiştik. Her toplum yönlendirilmekte ve yönlendirilmelidir. Bir toplumu yönlendirmenin zorunlu olması bir tarafa, bu toplumu yönlendiren kanalların kimin elinde olduğu önemlidir ki, Türkler bu konuda pek başarılı değildir. Bu başarısızlığın bedeli, yakın zamanda güçlü ve mantıklı hamleler yapılmadığı takdirde çok ağır ödenecektir. İzleyici Toplum yeni normal günleri hızlı geçirmenin derdinde ekrana esir düşerken, bu ekranları kontrol edenlerin Türk Milliyetçileri olmadığı kesin olmakla birlikte, umuyorum ki bu durum arızidir.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Burak Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü. 1998.

Latest posts by Burak Erdoğan (see all)