Güney Azerbaycan ile Ortak Mazimiz

Güney Azerbaycan ile Ortak Mazimiz

21 Mayıs 2020 0 Yazar: Burak Erdoğan

Güney Azerbaycan Türkleri ile Anadolu Türkleri, tarihsel süreçte birbirlerini siyasi ve kültürel olarak etkilemiştir. Bu karşılıklı etkileşim ayrı coğrafyalarda yaşayan, aynı kültüre, dine ve millete mensup insanların ortak mazileri etrafında şekillenmiştir. Nadir Şah’ın Büyük Türk Devleti ülküsü, ayrı düşmüş büyük bir milletin ortak geçmişinin meyvesidir. Türklerin Alp Er Tunga ile başlayan Güney Azerbaycan mazisi, bugün Tebriz’in sokaklarından Meriç Nehrinin ötesine varlığını hissettirmektedir. 

Güney Azerbaycan’da Türk tezahürü, milattan önce 7. yüzyıla dayanmaktadır. Firdevsi’nin Şehnamesinde Efrasiyab olarak karşımıza çıkan ve Zeki Velidi Togan’ın Çin kaynaklarından aktarımıyla Alp Er Tunga, İran’a çeşitli seferler düzenlemiştir. Alp Er Tunga’nın gayretleri sonucunda Türkler Güney Azerbaycan’a ilk adımlarını atmış, batıya düzenledikleri seferlerin neticesinde Anadolu’da günümüzde tartışılmakta olan Türk varlığını göstermiştir. Yakın zamanda Artvin Arhavi ve Şavşat’ta bulunan Türk runikleri de Alp Er Tunga’nın Güney Azerbaycan-Anadolu arasındaki tarihi görevini kanıtlar niteliktedir. Ayrıca, Alp Er Tunga tarafından kurulan Merv şehri, asırlar sonra Türklerin Türkistan’dan Anadolu’ya hareketinde bir dinlenme noktası olmuştur. Günümüz Anadolu Türklüğünün temelleri, Güney Azerbaycan’da filizlenmiş ve olgunlaşmıştır. 

Tuğrul ve Çağrı beylerin nadir görülecek bir uyum ile yurt arayışındaki Oğuz Türklerini Selçuklu sancağının altında birleştirmeleri, bugün Güney Azerbaycan’ı Türk Yurdu olarak kabul etmemize gelen süreci sağlam temeller üzerinde şekillendirmiştir. MervHamedan, İsfahan, Tebriz şehirleri etrafında kurulan Selçuklu İmparatorluğu, Anadolu’ya yapılan akınlar adına büyük önem göstermekle beraber, Sultan Alparslan’ın 1071 yılında Malazgirt’te kazandığı büyük zaferle beraber Anadolu Türklerinin siyasi teşkilatlanmasını başlatmıştır. Anadolu’ya yönelen Türk akınları ile, Selçuklu İmparatorluğunun “Türkiye Şubesi” kurulmuştur. Türkiye Selçuklularının nüfusu Güney Azerbaycan’dan göç eden Güney Azerbaycan Türklerinden mürekkeptir.Bu bilgiler ışığında İlhanlı Devletinin İran’a hükmettiği tarihe kadar Güney Azerbaycan ile Anadolu arasında mutlak bir kültür birliği tezahür etmektedir. 

Selçuklu sultanlarının üçüncüsü Sultan Melikşah’ın tahta çıktığı süreçte Selçuklu İmparatorluğu, Güney Azerbaycan ve Anadolu’da siyasi teşkilatlanmalarını tamamlama evresindedir. Sultan Melikşah’ın hüküm süresinin önemli bir kısmında yanında bulunan Nizamülmülk zamanında, zamanla mirasını Osmanlı İmparatorluğuna devredecek idari yapılanmaların temeli atılmıştır. Medreseler, Kervansaraylar ve daha sonra Osmanlı’da “Tımar” sistemi olarak tarihe geçecek “İkta” sistemi bahsi geçen idari yapılandırmalara örnektir. 

Sultan Melikşah’ın eşi Terken Hatun, Güney Azerbaycan ile Anadolu’nun kader birliğini açıklamak için bizlere güzel bir örnek olacaktır. Terken Hatun, Batı Karahanlılar Devletinin kurucusu İbrahim Tamgaç Han’ın kızıdır. Sultan  Melikşah’ın eşi ve kısa bir süre Selçuklu İmparatorluğuna hükmedecek Sultan I. Mahmut’un annesidir. Güney Azerbaycan’da bulunan Selçuklu İmparatorluğunun Batı Karahanlılar ile akrabalık kurmak istemeleri, Karahanlılar’ın Alp Er Tunga soyundan geldikleri iddiasından kaynaklanmaktadır. Dönemin Türk bilgini Kaşgarlı Mahmut’un da Karahanlılar’ın “İran-Turan” savaşlarının komutanı Alp Er Tunga’nın soyundan geldiğini destekler niteliktedir.  

Terken Hatun, Melikşah’ın baş veziri Nizamülmülk’ün suikastında rol almış, kısa bir süre sonra da Sultan Melikşah’ın vefatı ile oğlu Mahmut’un sultan olması için belki de Selçuklu İmparatorluğunun sonunu getirecek olan iç karışıklıkları fitillemiştir. Güney Azerbaycan’dan Anadolu üzerine olan otoritenin sarsılması ile birlikte Türkiye Selçukluları kendi devletleşme sürecini şekillendirmiş, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun yıkılmasıyla bağımsız bir devlet olarak Anadolu’ya hükmetmiştir. Güney Azerbaycan’da hissedilen iç karışıklık, ayrıca mevcut haçlı seferlerine karşı Türkiye Selçuklularını kendini müdaafaya sevk etmiştir. Haçlı Seferlerine karşı koyan Anadolu Türklerinde cihat kültürü temellenmiş, bu sayede yüzyıllar sonra Türkler Balkanlar’ı fethetmiş ve Orta Avrupa’da Viyana’ya kadar ilerlemiştir. 

Tarihsel süreçte, Selçuklu İmparatorluğunun dağılması ile Güney Azerbaycan yolu daha sonra gelecek olan Moğol Saldırılarına daha müsait bir hal almıştır. 1243 Kösedağ Savaşından itibaren siyasi varlık gösteremeyen Türkiye Selçuklularının yıkılmasıyla kurulan Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşundan bir asır sonra Anadolu’da siyasi bütünlüğü sağlamış, gaza kültürü neticesinde Balkanlar’da fetihler yapmaya başlamıştır. 1402 yılında iki Türk komutan Sultan Yıldırım Bayezid ile Emir Timur’un Ankara’da savaşmasının ardından Timur galip gelmiş, esir aldığı Anadolu Türkleriyle Çin’e yönelmiştir. Bu sırada Timur’un Erdebil’de Safeviyye tarikatının öncüsü Hace Ali’nin yanında getirdiği 30.000 esiri Erdebil’e bırakmıştır. Anadolu Türkleri serbest bırakılmalarının ardından Güney Azerbaycan’a yerleşmiş ve Safeviyye tarikatının takipçisi olmuşlardır. Hace Ali’nin torunu Şeyh Cüneyd, 1447 yılında İran’da hüküm sürmek adına taraftarlarını Şii mezhebinin etrafında toplamış ve Doğu Anadolu’ya akınlar düzenlemiştir. Anadolu’dan esir alınan Türkler, Güney Azerbaycan’da Safeviyye tarikatı altında tekrar bütünlük sağlamış, yıllar sonra Doğu Anadolu’da Alevi İslam anlayışının yaygınlaşmasında rol almışlardır. 

Ortak mazimiz incelendiğinde, devamlı bir hareketle, Anadolu ve Güney Azerbaycan Türklerinin siyasi sınırları tanımadığı göze çarpmaktadır. İstanbul’un fethinden sonra idari yapıda daha düzenli bir yol izleyen Osmanlı İmparatorluğu ile Türkmenlerin arasındaki anlaşmazlıklar sonucu Anadolu’da Osmanlı yönetimiyle sorun yaşayan Türkmen nüfus, mezhep farkının etkisiyle birlikte Güney Azerbaycan’da bulunan Safevi Devleti’ne göç etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük asker kaynağı olan Anadolu’nun boşalması Osmanlıları tedirgin etmiş, bunun sonucunda Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail Safevi Çaldıran Muharebesinde karşı karşıya gelmiştir. Çaldıran Muharebesi, Yavuz’un zaferi ile sonuçlanmıştır. Yavuz’un Çaldıran zaferi, kendi vefatından sonra Osmanlı-Safevi kavgalarının devam etmesine sebep olmuştur. Yavuz’un oğlu Sultan Süleyman, Bağdat seferini düzenlediği sırada Anadolu’yu imar etme teşebbüslerinde bulunmuştur. Çankırı’da bulunan Ulu Cami Anadolu’da Kanuni’nin imar faaliyetlerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. 

Anadolu Türkleri ile Güney Azerbaycan Türklerinin mücadelesi Nadir Şah tahta çıkana kadar devam etmiştir. Nadir Şah’ın 18. asrın başında Güney Azerbaycan’da söz sahibi olmasına kadar geçen süreç, mütemadiyen iki taraftan birinin yükselirken diğerinin alçalmasını takip etmiştir. Türk devletlerinin birbirleri ile olan savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’na Avrupa’da büyük kayıplar yaşatmıştır. 

Nadir Şah, Afşar Obasına mensup göçebe bir Türk olarak dünyaya gelmiştir. Çocuk yaşta Özbekler tarafından tutsak edilmiş, esaretinin sona ermesi ile birlikte Türk ordusunda yükselmiş ve kendisini kanıtlayarak binbaşı rütbesine kadar terfi etmiştir. Tarih sahnesinde varlığı, zamanında güçlü bir devlet olan Safevi Devleti’nin zor günlerinde II. Tahmasb’ın kendisini Türk ordusuna daveti ile başlamaktadır. 

Nadir Şah’ın önce komutan olarak Safevi Şahı II. Tahmasb’ın emrinde Osmanlı İmparatorluğunu bozguna uğratması, ardından Büyük Türk birliğinden bahsetmesi, Güney Azerbaycan ile ortak Mazimiz sadece mazide kalmaması üzerine önemli dayanaklar oluşturmaktadır. Nadir Şah, 1732’de Şah vekili olduktan sonra Kerkük ve Erbil’i fethetmiş, ardından Osmanlı Padişahı I. Mahmut’a sulh teklif etmiştir. Sultan Mahmut’a barış teklifi için yazdığı mektubunda Nadir Şah, “Benim ceddim, Al-i Osman’ın ceddi Ertuğrul’un karındaşı olup münasip olan sulhtur” diyerek aynı kandan olduklarını ve mezhep kavgalarının Türklere zarar verdiğini belirtmiştir. Barış teklifinin reddi üzerine Nadir Şah Osmanlı ile savaşa devam etmiş, savaş sonrası Safevi Hanedanına son vermiş ve Güney Azerbaycan’da Afşarlar Hanedanını kurmuştur. 

Nadir Şah, 1736’da Osmanlı ve Rusya ile savaşlarının sonucunda muzaffer bir komutan olarak Mugan Ovasına dönmüştür. Mugan Ovasına hükmettiği toprakların ileri gelenlerini davet eden Nadir Şah, 4 Halife’nin ulema sınıfı tarafından kabul görmesini istemiş, Türklerin arasındaki mezhep savaşlarının zararlarından bahsetmiştir. Sünnî ve Şii ayrılığının ortak bir çözüme kavuşturulmasını isteyen Nadir Şah, Hindistan ve Türkistan’dan Balkanlar’a uzanan Büyük Türk Birliğini hayal etmiştir. Büyük Türk Birliği ülküsü için mezhep kavgalarının gereksizliğini vurgulayan Nadir Şah zamanında Osmanlı ile Afşarların ilişkileri sabitlenmiştir. 

Nadir Şah’ın Büyük Türk Devleti ülküsü, Avrupa’da milliyetçilik akımlarından çok daha erken tezahür etmiştir. Nadir Şah’ın bahsettiği Türk Birliği, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresinin temel ülküsünü bizlere göstermektedir. Bugün biz Anadolu Türklerinin Güney Azerbaycan ile birlik istemesi analarımızın ak sütü kadar bizlere helaldir. Ortadoğu ve Kafkas coğrafyasında birleştirici tek gücün Türk Birliği olduğunu ortak mazimiz bizlere göstermektedir. Anadolu Türkleri ile Azerbaycan Türklerinin bu hüzünlü ayrılığının sonlanması ile Ortadoğu ve Kafkaslarda huzurun tekrar tezahür edeceğine inanmaktayız. 

Tebriz, Bakü, Ankara. Men Hara, Farslar Hara. 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Burak Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü. 1998.

Latest posts by Burak Erdoğan (see all)