Türk Aklının Balkanlarda Tezahürü

Türk Aklının Balkanlarda Tezahürü

4 Mayıs 2020 0 Yazar: Burak Erdoğan

Ordu Millet tanımının en başarılı örneği olan Türkler, 14. asrın ortasında Anadolu’nun karışık topraklarından kendilerini Balkanlara atmışlardır. 1346 yılında, Osmanlı Beyliğinin başbuğu Orhan Gazi, Bizans tahtında hak iddia eden Kantakuzenos’u desteklemiş, karşılığında kızı Theodora ile evlenmiştir. Theodora ile evliliği neticesinde Bizans ile ikili ilişkilerini yoğunlaştıran Orhan Gazi, 1352 yılında oğlu Şehzade Süleyman’ın komutasındaki birliklerini Sırplar ile savaşan Kantakuzenos’a desteğe göndermiş, dönüşte de bugün Gelibolu’nun doğu kıyısındaki Çimpe Kalesi(Omurbeyli)’ne yerleşmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu’nun Balkanlardaki Türk varlığından rahatsızlığına karşı, Osmanlı 1352 yılında Çimpe Kalesindeki varlığını güçlendirmek adına çalışmalarda bulunmuş, devletin Anadolu topraklarındaki gaza gönüllülerini Balkanlar’a geçirmeye başlamıştır. Bu yıllarda Balkanlardaki gaza faaliyetleri Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Süleyman tarafından yürütülmüştür. Türk akıncılar Balkanlar’a ayak bastıkları günden itibaren karşılarına çıkan türlü fırsatları değerlendirmeyi bilmiştir. Bu muhtelif fırsatları, kimi zaman krizleri, kendi lehine çeviren Türkler, Balkanlarda izledikleri hareketli politika sonucu Edirne’yi fethetmiş, zamanla Balkanları Türk yurdu haline getirmiş hatta Viyana’ya dayanmıştır.

Muhtelif krizlerden bir tanesi 1354 yılının 1 Mart’ı 2 Mart’a bağlayan gecesi Trakya’da yaşanan büyük deprem oluşturmuştur. Deprem’in ardından Gelibolu yöresindeki kalelerin çoğunun yıkıldığını haber alan Şehzade Süleyman, hızla kaleleri ele geçirmiştir. Gelibolu yöresindeki kale fetihlerinin ardından depremden hasar gören kalelerin duvarlarını onarmış ayrıca bu kaleleri Anadolu’dan gelen Osmanlı askerleri ile doldurmuştur[1]. Osmanlı Devleti’nin tarihsel süreçteki yönünü tayin edecek gelişme, Şehzade Süleyman’ın bir felaketi kendi lehine çevirmesi sonucu meydana gelmiştir. Türkler tarihte birçok kez mevcut felaketlerden pratik zekâları sayesinde lehine sonuçlar doğurmuştur. Çimpe Kalesinin fethi ve Gelibolu’da Türk hakimiyetinin güçlenmesi, fetihlerin ivme kazanması ile birlikte Osmanlı’nın yeni başkenti Edirne’nin fethine ön ayak olmuştur.

I.Murat’ın şehzadeliğinin son yılı olan 1361 İlkbaharında fethettiği Edirne, İstanbul’un fethinden sonra dahi Osmanlı Devleti adına önemini korumuştur. Osmanlı’nın ikinci başkenti olarak önemini koruyan Edirne, 1829 yılında Ruslar tarafından işgal edilene kadar Osmanlı adına Avrupa’ya uzanan bir kapı olmuştur. 14 Eylül 1829 tarihinde imzalanan Edirne Antlaşması ile Ruslar Edirne’den çekilmiş, ardından 93 Harbi ile birlikte tekrar Edirne işgal edilmiştir. Ayestefanos Antlaşması ile Edirne’den çekilen Ruslar, geride Slavcılık politikalarına taşeron Bulgaristan Krallığını bırakmıştır. Birinci Balkan Harbi sonrasında Edirne Müdafii Deli Şükrü Paşa’nın üstün çabalarına rağmen Edirne tekrar işgal edilmiştir. Bulgaristan’ın Osmanlı karşısında savaşan diğer devletlere kıyasla daha fazla toprak kazandığı iddia edilerek Bulgaristan’a eski müttefikleri tarafından kısa bir süre sonra savaş açılmış, İkinci Balkan Harbi 1913’te başlamıştır. Osmanlı’nın 1354’te Gelibolu’daki fetihlerin devamında siyasi istikrarı sağladığı Balkan Coğrafyası, 1913 yılında kendi siyasi bağımsızlıklarını kazanan Balkan devletlerinin birbirine düşmesi ile tekrar büyük bir deprem yaşadı.

 

Edirne’nin Bulgarlar tarafından işgali sonucu İstanbul’da karamsar bir hava oluşmuştur. Bulgar yönetimindeki Edirne’de ise kargaşa havası hakimdir. Ortodoks Bulgar yönetimi, kentte dini dengeleri olması gerektiği ayarda tutamamıştır. Halihazırda büyük bir deprem yaşamakta bulunan Bulgarlara karşı Türkler harekete geçmiştir. 21 Temmuz 1913 tarihinde Kurmay Yarbay Enver Bey emrindeki kuvvetlerle güçlü bir mukavemet görmeden Edirne’ye başarılı bir strateji ile girmiştir[2].

Türkler, bozkır felsefesinin temel damarı olan her koşulu lehine çevirmek konusunda başarılı bir örnek teşkil ederler. Balkanlar’da yaklaşık 450 yıl arayla yaşanan iki büyük zelzeleyi de lehine çeviren Türk milletinin şiarı tabidir ki, “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” olacaktır.

 

KAYNAKÇA:

[1]

İNALCIK Halil, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ 1300-1600 ,çev .,Ruşen Sezer, İstanbul: Kronik Kitap 2019, s.21

[2]

ORTAYLI İlber, “Yüz Yıl Önce Edirne”, Milliyet, 28 Temmuz 2013.

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Burak Erdoğan

Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü. 1998.

Latest posts by Burak Erdoğan (see all)