Millet-i Sadıka’dan İhanete Giden Yol

Millet-i Sadıka’dan İhanete Giden Yol

17 Nisan 2020 0 Yazar: Enes Er

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMINA GENEL BİR BAKIŞ

 

ÖZET:

Bu çalışmanın amacı, yıllardır çözüme kavuşturulamayan, ülkemizin uluslar arası platformda zorluklarla karşılaşmasına neden olan “sözde” ermeni soykırımı iddialarına genel bir bakış açısı kazandırabilmektir.

Bu konuya hâkim olabilmek için öncelikle soykırımın tanımını bilmek ve dünyadaki soykırım örneklerini inceleyerek işe başlamak esastır. Ermeni halkının kültürümüzde ve tarihimizdeki yerini bilmek ve söz konusu iddiaların ait olduğu yıllardaki siyasal dengeleri kavrayabilmek, konunun anlaşılmasında önemli bir etkendir.

Her iki tarafın görüşlerini kıyaslayarak, resmi belgelerden yola çıkarak konunun incelenmesi, iddiaları bir kenara bırakıp objektif bir bakış kazanmamıza yardımcı olacaktır.

 

 

Anahtar Kelimeler:   Tehcir   , Sözde Soykırım  ,  İddialar ve Gerçekler  , Görüşler

 

  1. Soykırım nedir?

Soykırım ırk,  canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin,  yok edicilerinin çıkarları doğrultusunda bir plan çerçevesinde ve özel bir kasıtla yok edilmeleri anlamına gelmektedir.

Birleşmiş Milletler 1948’de soykırım suçunu önleme ve cezalandırma antlaşmasında soykırımı resmen bir uluslararası insanlık suçu olarak tanımıştır. Bu antlaşma ile aşağıdaki beş kategoriye giren milli, etnik, ırki veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha maksadıyla işlenen eylemler soykırım unsuru sayılmıştır:

  1. Gruba mensup olanları öldürülmesi
  2. Grup mensuplarına ciddi suretle bedensel veya zihinsel zarar verilmesi
  3. Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldırılacağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek
  4. Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak
  5. Gruba mensup çocukların zorla başka bir gruba nakletmek

 

2.Dünyadan soykırım örnekleri

   2.1 İspanyol ve Amerikalıların Kızılderililere Uyguladığı Soykırım

1492’de Kristof Kolomb’un ayak bastığında nüfusu 8 milyon olan Arawoks yerlilerinin sayısı 22 yılda 28 bine indi.

  2.2 İngilizlerin Avustralyalı Yerlilere Uyguladığı Soykırım

İngiltere krallığı 1788-1938 tarihleri arasında sömürge amacıyla gittikleri Avusturalya’da yerleşik halk Aborjinleri sistematik olarak yok ettiler. İngilizlerin aralarında salgın hastalık yaydığı, bununla da yetinmeyip yemeklerine zehir katarak yok etmeye çalıştığı, 750 bin siyah derili Aborjinler’den geriye sadece 31 bin kişi sağ kalabildi.

  2.3 Fransa’nın Cezayir Katliamı

Petrol ve maden yataklarıyla bütün emperyalistlerin iştahını kabartan Cezayir, 1832-1839 yılları arasında Abdulkadir Cezayiri önderliğinde ilk direnişe başladı. Yedi yıl içerisinde binlerce ölü, sömürgecilerin Cezayir’e armağanıydı. 1954’te bağımsızlık hareketleri yeniden başladığında bu kez sahnede Fransız örgütünün işkence ve suikastları vardı. 1954-1962 yılları arasındaki tablo korkunçtu. 1,5 milyon ölü, 2 milyon 800 bin tutsak bağımsızlıktan sonra ise kontra örgütler arasındaki iç savaş 100.000 cana mal oldu.

 

  1. Millet-i Sadık-a Olarak Ermeniler

Türk ve Ermeni halkları arasındaki ilişkiler 11. Yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti döneminde olmuştur. Sonraki takip eden yıllarda Osmanlı hakimiyetinde olan Ermenilerin kültürümüzde önemli bir yeri olmuştur. İstanbul fethedildikten sonra Ermeni Patrikhanesi’nin başkent İstanbul’a taşınması verilen önemin bir göstergesidir.

Osmanlı toplumu ve yönetimi Ermenilere o kadar çok güvenmekteydi ki, onları sadık, ihanet etmez, bağlı millet anlamında “Millet-i sadık-a” şeklinde görmekte ve adlandırmaktaydı.

Osmanlı Devletinin bu güveni uygulamalarına yansımıştır. “Osmanlı kamu yönetiminde Ermenilerden 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyük elçi, 11 başkonsolos ve konsolos, 41 yüksek rütbeli memur görev yapmıştır.

Değişen dünya döneminde imparatorluklarda bulunan azınlıkların haklar talep etmesi üzerine Osmanlı Devleti yapılan Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla çeşitli özgürlükler ve haklar tanınmıştır. Ermeni halkı da bunlardan yararlanmıştır.

 

  1. Osmanlı’da Ermeni Nüfusu

 

  • Ermeni Kaynaklarına Göre Osmanlı’da Ermeni Nüfusu

Osmanlı Devletindeki Ermeni nüfusuna ait Ermeni kaynaklarının temeli Ermeni Patrikhanesinin ortaya attığı rakamlardır. Ancak ortaya atılan bu rakamların gerçekçi olmadığı aşikardır. Çünkü Patrikhanenin nüfus verileri siyasi amaçlarla ve uluslararası antlaşmalarda Ermeni tezlerini desteklemek amacıyla hazırlanmıştır. Patrikhanenin ilkini Berlin konferansı, diğerini ise Paris konferansı esnasında açıkladığı veriler gerçekten abartılmış durumdadır.

Patrikhanenin rakamları vilayet-i sidde olarak bilinen altı ilden ibarettir ve hiçbir temele dayandırılmamıştır. Patrikhane sadece Ermeni nüfusunda çarpıtma yapmamış illerde yaşayan Müslüman ve Hıristiyan nüfus da büyük ölçüde yanlış yansıtılmıştır.

Nitekim İngiltere büyük elçilerinin rakamlarındaki tutarsızlıklar nedeniyle Patrik Nerses’den açıklama istemesi üzerine Patrik, 1880 yılında orijinal listeden farklı bir liste sunmuştur. Ancak bu listede büyük elçi Goschen tarafından güvenilir bulunmamıştır

Osmanlı nüfusuyla Patrikhanenin belirlediği rakamlar arasında 600 binlik büyük bir uçurum vardır ki, Osmanlı nüfus sayımlarında %50 hata yapıldığı sonucu çıkmaktadır.

 

  • İngiliz Kaynaklarına Göre Ermeni Nüfusu

Döneme ait nüfus bilgileri olan araştırma yapmış başka devletler de mevcuttur. Osmanlı topraklarını paylaşma amacında olan devletlerin bu tür çalışma yapmaları doğaldır.

İngilizler, Osmanlı Devletinde bütün vilayet ve sancakların, etnik esasa göre ayrıntılı nüfus tablolarını yaptırmışlardır. İngiliz uzmanlarca 1919 yılında Asya Türkiye’si için hazırlanan aşağıdaki tablo, yine İngiliz belgelerinde yer alan 1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine, Yunan ve Ermeni kilisesi verilerinin eklenmesiyle elde edilmiştir. 1918 sonrasında halen yaşayan Ermenileri göstermesi bakımından önem taşıyan bu istatistik bir buçuk milyon Ermeni’nin katledildiği iddialarını çürütmektedir.

 

Tablo 1: İngiliz ve Osmanlı Kaynaklarına Göre Osmanlı’da Ermeni Nüfusu

Osmanlı’nın yaptığı nüfus sayımına

Göre Ermeni nüfusu (1914)

İngilizlerin yaptığı nüfus sayımına göre

Ermeni nüfusu (1919)

1.294.851 1.602.000

Kaynak:Halaçoğlu,2006,36

       4.3 Osmanlı Kaynaklarına Göre Ermeni Nüfusu

Osmanlı Devleti’nde modern anlamda ilk nüfus sayımı 1831 yılında yapılmıştır. Bu sayımda sadece erkek nüfus sayılmıştır. Bunun amacı vergi hesaplamalarını kolaylaştırmak ve asker sayımını belirlemektir. Bu sebeplerden dolayı 1831 nüfus sayımları konumuzla ilgili net bir bilgi sahibi olmamız ve fikir oluşturmamız bakımından yeterli değildir.

Araştırmamızda bize yardımcı olabilecek en iyi kaynak 1914 nüfus verileridir.

Bu istatistik Milli Kongre tarafından 1919 yılında bütün Dünyaya duyurabilmek amacıyla Fransızca olarak yayınlanmıştır.

Tablo 2: Osmanlı Ermeni Nüfusu (1914 nüfus sayımı)

Toplam nüfus Ermeni nüfusu
13.339.000 1.234.671

Kaynak:Genç,2005,33

Tüm bu kaynaklar incelendiğinde Patrikhanenin rakamlarının hiçbir temele dayandırılamaması, dönemin baskın devleti İngilizlerin detaylı araştırması ve 1914 Osmanlı devleti nüfus sayımlarının paralellik göstermesi, Ermeni nüfusu hakkında genel bir bakış açısı oluşturabilir.

 

  1. Tehcir Kanunu

      5.1 Tehcir

Günümüzde sıkça kullanılan tehcir kelimesi Osmanlı tarih terminolojisinde bugünkü tabirle tam olarak, ülke içinde bir yerden başka bir yere nakil anlamı taşıyan zorunlu göç karşılığında kullanılmış olup, Osmanlı devletince Ermenilerin zorunlu göçü belgelerde “sevk ve iskân” olarak adlandırılmıştır. Bu sebeple tehcir anlamı çoğu kimselerin ve özellikle Ermeni diasporasının kullandığı, yurt dışına çıkarma anlamındaki “deportation”la eşdeğer değildir. Zira Ermeniler yine Osmanlı Devletine ait olan Suriye vilayetine nakledilmiştir.

  • Tehcire Giden Yol

Ayinlerini bile Türkçe yapan bu halkın ayrılıkçı ve ihanet içeren hareketlerinin başlangıcını geniş bir bakış açısıyla temellerde aramak daha doğru olacaktır.

Osmanlı Devletinin çöküntü dönemine girmesiyle Rusya, İngiltere, Fransa ve Avusturya- Macaristan İmparatorluğunun Osmanlı ülkesinde pazar bulmak amacıyla Osmanlı tebaası olan azınlıkların teşvikiyle, imparatorluğu oluşturan milletler birbiri ardına bağımsızlık mücadelesine girmişler ve bundan başarı sağlamışlardır. Bu gelişmeler Ermeniler için de örnek teşkil etmiş, onlar da Osmanlıları parçalamak isteyenlerin maddi manevi desteğiyle yer yer ayaklanmalar başlatmışlardır.

Büyük devletler bir yandan Ermeniler lehine ıslahat yapılması için Osmanlı Devletine baskı yaparken öte yandan Doğu Anadolu’daki konsolosları ve temsilcileri vasıtasıyla Ermenileri ayaklanmaya tahrik ve teşvik ediyorlar, ayaklanan Ermenilere sahip çıkıyorlardı. Uluslar arası konjonktüre bağlı olarak Ermeniler lehine Doğu Anadolu’da ıslahatlar yapılması tartışmaları 1.Dünya savaşı arifesine kadar bazen şiddetlendi, bazen yavaşladı ama hep devam etti .

1.Dünya savaşı sırasında ise Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermeniler de bulunmasına rağmen, bunların büyük bir kısmı cephede düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış, cephe gerisinde de kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliama girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve İtilaf Devletlerinin de tahrik ve vaatleriyle Ermeniler,  bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya başlamışlardır.

 

  • Tehcir Döneminde Alınan Tedbirler

Çöküş dönemi içinde olan, yıllardır mali sorunlarla boğuşan aynı zamanda 1. Dünya savaşında fazla cephede savaşmakta olan Osmanlı Devleti ülke içinde Ermeni çetelerinin katliamları ve düşman devletlere yardımıyla uğraşmaktaydı. Son gelişmeler Ermenilerin göç ettirilmesini zorunlu hale getirmişti.

Öncelikle bilinmelidir ki zorunlu göçten Ermeni örgütlerine destek vermeyen Ermeniler, sanatkarlar, iş adamları, askeri personel, yaşlı kadın ve erkekler ile kimsesiz çocuklar, Protestan ve Katolik Ermeniler muaf tutulmuştur.

Naklin kolaylıkla gerçekleştirilmesi için ana yollar ve tren yollarının seçildiği belgelerden anlaşılmaktadır.

Kış dolayısıyla 25 Kasım 1915 tarihinden itibaren ilgili Anadolu vilayetlerine gönderilen bir emirle sevkiyatın geçici olarak durdurulduğu bildirilmiş, daha sonra da Ermeni sevkiyatına son verildiği, bundan böyle hiçbir sebep ve vesile ile sevkiyat yapılmaması tebliğ edilmiştir .

Terk edilmiş mal ve eşyanın devlet memurlarınca suistimale meydan verilebileceği düşüncesiyle satın alınması önce yasaklanmış, sonradan gerçek fiyatı ve peşin para ödemek şartıyla Ermenilerden ev satın almaları serbest bırakılmıştır. Görüldüğü gibi devlet Ermenilerin mallarının yağmalanmasına müsaade etmemiş ve gerçek değerleri üzerinden satılması için gayret sarf etmiştir.

Osmanlı hükümeti yerlerini değiştirdiği Ermeni vatandaşlarının can, mal ve namus güvenliklerini korumak için gerekli yasal ve polisiye tedbirleri almış, aksine hareket edenleri cezalandırmıştır

Son olarak şu husus da atlanmamalıdır: “ 1.Dünya savaşının sona ermesi üzerine sevk edilen Ermenilerle ilgili Osmanlı hükümetinin yeni kararlar alarak Ermenilerin istedikleri takdirde geri dönmelerine müsaade etmiştir. Gerek muhafaza edilen gerekse satılan gayrimenkullerini geri alabilmeleri için her türlü kolaylık ve imkan sağlanmıştır.

 

  1. Sözde Ermeni Soykırımı Hakkında Görüşler

    6.1 Ermeni Görüşleri

Konu hakkında temellendirilmiş, sistematik haline getirilmiş bir Ermeni görüşü bulunmamaktadır. Köylerde olan sözde katliamlar bazı Ermeni gruplarının tehcire tabi tutulması, tehcir sırasında meydana gelen ölümler, Ermeniler tarafından belirli bir devlet politikası olarak yok etme girişimi olarak yansıtılmıştır. Ermeni kilisesinin kaynaklarında verilen ölü sayıları dönemin Ermeni nüfusundan bile fazla olup herhangi bir temele dayandırılmamıştır.

 

        6.2 Diğer Devletlerin Kaynaklarında Ermeni Nüfusu

  1. Dünya savaşının hemen sonrasında, birkaç yüz Osmanlı siyasi ve askeri lideri ile aydını savaş suçlusu oldukları iddiası ile İngilizler tarafından Malta adasına gönderilerek hapsedilmişlerdir. Malta’da tutuklu bulunan kişiler hakkında suç kanıtlarının bulunabilmesi için Osmanlı arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Bununla birlikte ne zamanın İstanbul Hükümeti, ne de Malta’daki tutuklular hakkındaki suçlamaları ispat edebilecek nitelikte hiçbir delil mahkemeye sunulmamıştır.

ABD arşiv raporlarında Washington’daki İngiliz büyük elçisi R.C CRAIGIE Lord Curzon’a 13 Temmuz 1921’de çektiği mesajda şöyle diyordu:

Malta’da tutuklu bulunan Türkler aleyhine delil olarak kullanabilecek hiçbir şey olmadığını bildirmekten üzüntü duyuyorum.

Bu zaman zarfında İngiliz basınında, Osmanlı Hükümetini sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General ALLENBY komutasındaki İngiliz işgal kuvvetleri tarafından, Suriye’deki Osmanlı devlet dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris’teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara yazılan uydurma belgeler olduğu anlaşılmıştır.

Sözde Ermeni soykırımı meselesinde taraf olmayan, Türk ve Ermeni devletleri haricinde kalan ve olaylar döneminde Anadolu coğrafyasında etkili olan devletlerin yazışmaları ve görüşlerinden yola çıkmamız, konu hakkında objektif bir bakış açısı kazanmamıza yardımcı olacaktır.

     6.3 Türk Görüşleri

Sözde Ermeni Soykırımı, Türkiye Cumhuriyeti Devletini uluslar arası platformlarda kuruluşundan beri zor durumda bırakırken, karşı koz olarak kullanılan bir olaydır. Bu siyasi kampanyayı çürütmek ve yok etmek için Türk Devleti de çeşitli görüşler öne sürmüştür.

Birçok Ermeni kaynağı tehcirin bir soykırım girişimi olduğunu savunmuştur. Fakat Osmanlı Devletinin uyguladığı tehcir Dünyadaki tek zorunlu göç örneği değildir.

Fransa’da Radikal Sosyalist Fransız hükümeti tarafından, Almanca konuşan ve Fransız-Almanya sınır bölgelerinde yaşayan Alsozların 1939-1940 kışında Fransa’nın güneybatısına nakledildiği bilinmektedir.

Aynı şekilde Amerikan yönetimi de, Peorl Horbour baskınından sonra, Japon asıllı vatandaşlarını pasifik bölgelerinden Misisipi vadisine göç ettirmiş ve savaş sonuna kadar toplama kamplarında barındırmıştır. Buradan anlaşıldığı üzere devletler zorunlu hallerde halkının bir kısmını göçe tabi tutmak mecburiyetinde kalabilir.

Soykırım sözcükte bir insan topluluğunu ulusal, dinsel vb. sebeplerle yok etmek(TDK) şeklinde tanımlanmıştır. Kavram olarak ise silahsız, korumasız ve savunmasız bir toplumun ayrım gözetmeksizin bütün bireylerinin silahlı ve örgütlü insanlar tarafından ve planlı bir biçimde yok edilmesidir.

Sözde Ermeni soykırımı hakkındaki Türk görüşlerinin bir kısmı bu tanımlara dayanmaktadır. Dünya üzerinde kabul edilen tüm soykırım tanımları incelendiğinde, soykırımın genellikle bir devlet politikası olduğu, planlı bir şekilde yapıldığı ve bir toplumun tüm bireylerini yok etmeye yönelik olduğu görülmektedir.

Nitekim Osmanlı Devleti, batılı ülkelerin Ermenilerin topluca katledilecekleri iddialarına karşı daha o tarihte, yani 1915’te yayınladığı bir bildiriyle, Ermenilerin nakil kararının asayiş sebebiyle alındığını ve Ermenilerin tümünün sevk edilmemesinin devletin imha niyetinde olmadığını gösterdiğini ilan etmiştir.

Buradan da anlaşılacağı gibi tehcirin tüm Ermenileri kapsamadığı görülmektedir ve bu durum soykırım tanımına ters düşmektedir.

Bir diğer Türk görüşü ise Ermenilerin tehciri sırasında yapılan harcamalar ve alınan önlemlerdir.

Osmanlı kaynaklarına göre sevk ve iskana tabi göçmenlerin sevk, iskan, iaşe ve ibadetlerini temini için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 23 milyon  harcandığı anlaşılmaktadır

Sözde Ermeni soykırımı hakkındaki bir başka Türk görüşü ise Talat paşaya atfedilen telgraflar ve sonrasında ortaya çıkarılan gerçeklerdir.

Arom ANDONİAN adlı bir Ermeni, 1920 yılında “Naim Bey’in Anıları, Ermenilerin Tehcir ve Katliamına ilişkin Türk Belgeleri” isimli bir kitap yayımlamıştır. Bu kitap daha sonra Paris’te “Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Belgeler” ve Boston’da “Büyük suç, Son Ermeni Katliamı ve Talat Paşa, imzalı orijinalleriyle resmi telgraflar” adı ile yayınlanmıştır. Bu kitapta yer alan ve Talat paşaya atfedilen telgraflar bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından bu belgeler üzerinde yapılan inceleme sonucunda belgelerin alındığı söylenen Naim Bey isimli bir şahsın Halep iskan dairesinde hiçbir zaman çalışmadığı, belgelerin otantik kullanılan kağıtların Osmanlı Devleti’nin yazışmalarda kullandığı kağıt türünde olmadıkları, orijinal nüshaların Başbakanlık arşivindeki İçişleri Bakanlığı belgeleri arasında bulunmadığı, sahte belgelerde yer alan kağıt numaralarında çıkış adresi olarak gösterilen daire kağıtlarında bu evraklara rastlanılmadığı, hicri ve miladi tarihlerde hata yapıldığı imzaların gerçekleriyle uyuşmadığı, Osmanlıca yazım kurallarında rastlanılmayacak hatalara yer verildiği gibi çok sayıda somut delillere rastlanılmıştır.

Ayrıca, kitapta kullanılan belgelerin orijinallerinin Manchester’da ki Ermeni bürosunda olduğu söylenmesine rağmen, bugüne kadar Dünya kamuoyunun bilgisinden ve incelemesinden ısrarla kaçırılması ve doğruluğunun Osmanlı dönemindeki Halep Ermeni Birliğinin raporuna dayandırılması gibi durumlar Ermenilerin sözde soykırım maksatlı  iddialarının ne ölçüde gerçek dışı, başka diyişle sahte olduğunu göstermesi açısından önemlidir.

Sözde Ermeni soykırımını kabul eden devletlerin bir diğer iddiası olan Osmanlı Devletinin soruşturmadan kaçtığı görüşü tarihçiler tarafından yalanlanmış ve Türk görüşleri arasında yerini almıştır.

Soykırım iddialarıyla yapılan gösteriler ve eylemlerin, sözde soykırımın 50.yılı nedeniyle 1965 yılında başlatıldığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti Ermeniler gibi 50 yıl beklememiş ve 26 Mart 1919 tarihinde 1.Dünya savaşında taraf almamış olan İspanya, İsviçre, Danimarka ve Norveç’e gönderdiği notalarla bu ülkelerden ikişer hukukçu gönderilmesini istemiştir.

Bu girişim İngilizlerin müdahalesi üzerine sonuçsuz kalmış ve bu komisyonun kurulması dolayısıyla konunun soruşturması engellenmiştir. Bu konu, Osmanlı Devleti’nin icra etmiş olduğu işlemlerde uluslar arası hukuk çerçevesinde yanlış bir şeyi bulunmadığını gösteren, kendisine olan öz güvenin önemli bir göstergesidir.

Adeta, gerçek faillerin ve tasvirlerin ortaya çıkarılması istenmemiştir. Eğer bu komisyon kurulsa idi, bugün Türk milletine yöneltilen asılsız iddialar da o gün tarihinin derinliklerine gömülecekti.

Diğer bir Türk görüşü ise dönemin nüfus sayımlarına dayalıdır.    Osmanlı arşiv belgelerinde bazı eşkıya gruplarının saldırısı sonucu 6.500-7.000 Ermeni’nin öldürüldüğü kayıtlıdır.

Zorunlu göç sırasında, açlık ve hastalıktan meydana gelen kayıpları dahil Anadolu’da ki Ermeniler, savaşın devam ettiği dört yıl içinde yaklaşık elli bin civarında kayıp vermiştir .

Ancak Ermenilerin iddialarına dayanak olarak gösterdiği Patrikhane rakamlarına bakılırsa, verilen ölü sayısı o dönem Anadolu’da yaşayan Ermeni sayısından dahi fazladır. Bu sayıların doğruluğu söz konusu olsaydı bugün Anadolu topraklarında değil bir Ermeni Devletinin olması tek bir Ermeni vatandaşının bile kalmamış olması gerekirdi. Bu çelişki, soykırım meselesini anlamamızda önemli bir nokta durumundadır.

Ayrıca şu durumda unutulmamalıdır ki: “ Osmanlı arşivleri günümüzde Başkanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne bağlı olarak 1925 yılından itibaren tüm araştırmacıların incelemesine açıktır.

  1. Sonuç

Çalışmamızda öncelikle çeşitli kaynaklara göre soykırım tanımları yapılmış, dünyadaki soykırım örnekleri verilerek soykırım olgusu kavratılmaya çalışılmıştır. Daha sonrasında konumuzun temeline dönülmüş ve sözde Ermeni soykırımı çeşitli kaynaklardan yararlanılarak aktarılmıştır. Öncelikle Ermeni halkının tarihimizde ve kültürümüzdeki yeri üzerinde durulmuş, sonrasında dönemin resmi kaynaklarından alıntılar yapılarak nüfus incelemesinde bulunulup tüm bunların ışığında sözde Ermeni soykırımının kilit noktası olan tehcir olayına açıklık getirilmiştir. Son olarak sözde Ermeni soykırımı meselesinde taraf olan iki devletin ve taraf olmayan diğer devletlerin görüşlerine yer verilerek objektif bir bakış açısı kazandırmak hedeflenmiştir. Günümüzde farklı amaçlar için ülkemize karşı kullanılan bu sorunda tarihçilerimize ve ilgili bilim adamlarımıza düşen en büyük görev; Şanlı tarihimize ve hoşgörüyle kıtalara ve büyük kitlelere hükmetmiş milletimize atılan içi doldurulamayan, boş kalmış iddiaları çürütmek için daha çok çalışmaktadır.

Tehcir sırasında , çalışmamızda da  bulunan, çeşitli sebeplerden dolayı hayatını kaybeden ve olay sırasında yaşanmakta olan 1.Dünya savaşında ölen tüm masum insanları, saygıyla ve rahmetle anmanın bir insanlık görevi olduğu unutulmamalıdır. Çalışmamızın sonuç ve değerlendirme bölümüne ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ten konumuz ile ilgili bir konuşmasıyla son vermek doğru olacaktır.

“Ermeni meselesi denilen Ermeni milletinin gerçek çıkarlarından ziyade dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre halledilmek istenen mesele; Kars Antlaşmasıyla en doğru şekline kavuştu. Asırlardan beri dostane yaşayan iki çalışkan halkın dostluk bağları memnuniyetle tekrar kuruldu.” (M.K. Atatürk, 11.03.1922, TBMM 3. Toplanma yılı açılış konuşması)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Enes Er

Latest posts by Enes Er (see all)