İnceleme: Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Taha Parla

İnceleme: Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, Taha Parla

1 Nisan 2020 1 Yazar: Koçeroğlu

Eserin siyaset bilimci olan yazarı Taha Parla 1945 doğumlu olup, lise ve üniversite eğitimini İstanbul’da yapmıştır. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerini ise Columbia Üniversitesi’nde almıştır. Farklı tarihlerde iki dönem olmak üzere, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyeliği yapan Parla, bir dönem de aynı bölümün başkanlığını yürütmüştür. Eserlerini genel olarak incelediğimizde erken cumhuriyet tarihi özelinde uzmanlaştığını ve doğal olarak bu yönde eserler verdiğini anlıyoruz. Eserlerinden bazıları ise; Türkiye’de Siyasal Kültürün Resmi Kaynakları, Cilt 1: Atatürk’ün Nutuk’u, Cilt 2: Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 3: Kemalist-Tek Parti İdeolojisi ve CHP’nin Altı Oku, Türkiye’de Anayasalar, Türkiye’nin Siyasal Rejimi, Siyasi Yazılar 1; Türk Sorunu, Siyasi Yazılar 2 vs.

Eser 1989 yılında ilk baskısına çıkmakla birlikte, mevcut son baskısı Metis Yayınlarından çıkarılmaktadır. Temel olarak Ziya Gökalp’in çevresinde şekillenen kitapta, onun düşünsel dünyasının odak noktalarına detaylı, etkileri-etkiledikleri üzerine ise kısmen değinilmiş olduğunu görüyoruz. Sekiz bölümden oluşan eser, klasik Gökalp konulu eserlere göre çok farklı bir görünüm sergilemektedir. İlk bölümlerde Gökalp’in yaşadığı dönem, kişisel yaşamı, düşünsel gelişimi bağlamında etkilendiği fikirler vs. anlatılırken, dördüncü bölümden itibaren, onun bir düşünce adamı olarak, hatta filozof olarak artı ve eksileri ile ele alındığını gözlemliyoruz.

Gökalp’in kültür ve medeniyet ayrımından, Türkçülüğünün muhtevasından ve derecesinden bahsederken, onun ve düşüncesinin sağa-sola çekildiğini, çok yanlış anlaşıldığını ve anlatıldığını yazar Parla net bir şekilde ifade etmektedir. Gökalp’in üçlü sentezinin üzerinde durup, sosyal ve siyasal felsefesinin bu temeller üzerine bina edildiği vurgulanırken, kültürel Türkçülük, İslami-ahlakçı tasavvuf ve çağdaş batı korporatist[1] sosyo-ekonomisinin “temellerin temeli” olduğu iddia edilmektedir.

Etkilendiği en büyük isim olan, ilk sosyolog Emile Durkheim’ın sosyal idealizmi, yani Gökalp’teki içtimai mefkurecilik(toplumsal ülkücülük), onun öğrettiği solidarist(dayanışmacı) korporatist sistemin en önemli tamamlayıcısı olarak gösterilmektedir.

Gökalp ve siyasetinin toplumsal temelleri üzerine yazılan bölümde, ahlak, dayanışma, meslek zümreleri, korporasyonlar, birey ve toplumun; devlet ve korporasyonlar karşısındaki konumu, özellikle imparatorluğun son dönemlerinde aralarına düşünsel olarak büyük mesafelerin girdiği seçkinler ve halk hususları doğrudan Gökalp’ten alıntılarla açıklanmaktadır.

Devamında, düşünürün solidarizminin ve bu zemin üzerine kurulan felsefesinin cumhuriyetin uzantılarına(parti, anayasa, demokrasi, sistem…) etkileri, bu etkilerin geçirdiği dönüşüm ve Türk kamu felsefesinin dayandığı solidarist temeller Parla’nın gözünden anlatılmaktadır.

Gökalp’in siyaset kuramının sorunlarına da değinen yazar, onun dayanışmacı kuramının ne eleştirdiği topluma çözüm getirebildiğini ne de arzu edilen toplumun mekanizmalarını sağlayabildiğini, sadece liberalizm eleştirisi üzerine kurulu olduğu iddiasıyla dile getirmektedir.

Her fırsatta liberal ferdiyetçiliği ve marxist devletçiliği reddeden Gökalp, çoğu kimse tarafından orta yolu işaret ediyor gibi gösterilse de, Parla bu hususta, Gökalp’in sadece kapitalizmin ferdiyetçi sürümüne muhalif olduğunu ve solidarist korporatizmin de sonuçta kapitalizmin başka bir sürümü-türevi olduğunu savunmaktadır.

Kitabın sonuna doğru sayın Parla’nın mevzulara baktığı açı net bir şekilde fark edilmektedir. İlk baskının önsözünde Gökalp ile Atatürk’ün düşünceleri arasındaki mesafeyi bir-iki adım olarak göstermektedir. Ancak ilerleyen sayfalarda, yazarın kaleminden sanki iki şahsın tamamen farklı olduğu, siyasal yelpazenin iki uç noktasında oldukları anlaşılmaktadır. Buradaki farklılaşma, Gökalp’in 1924’teki erken ölümüne de bağlanmakla birlikte, onun kültürel milliyetçiliği, solidarizmi ve siyasal-toplumsal sisteminde korporatizmin diğer türevine göre liberal argümanların bir nebze daha fazla bulunmasına da bağlanmaktadır. Yazarın söylemlerine göre Gökalp’in felsefesinde, onu yanlış anlayan takipçileri gibi faşist ve ırkçı motifler bulunmamaktadır. Ancak cumhuriyetin ilk dönemlerinde özellikle 1950’ye kadar, devletin faşist korporatist politikaları pek fazlaca görülmektedir. Burada genel olarak haklı olan Parla, düştüğü çelişkinin yanında bir de Atatürk dönemi ve İnönü dönemini birbirinden ayırma ihtiyacı hissetmemesiyle okurunu şaşırtmaktadır.

Gökalp’in milliyetçiliğini küçümser nitelikteki değerlendirmeleri aslında, Parla’nın eleştiri yağmuruna tuttuğu Gökalpçi-faşist korporatistler gibi, düşünürü bir taraflara çekme eğilimi olarak görülmektedir. Gökalp’in makale ve şiirlerinden alıntılarla desteklenen, onun polyannacı milliyetçiliği aslında dönemin tablosunu görememekle de ilgili olabilir. Çünkü Gökalp’in neşrettiği dönemde siyasi ve felsefi olarak, önemli birtakım şartların olgunlaşmadığı aşikardır. Yıkılan bir imparatorluk ve ihmal edilmiş Anadolu’nun kozmo-yapısı elbette faşizan bir mütefekkirin söylemleri altında birleşemeyecekti. Bu noktada aralarında bir-iki adım mesafe bulunan Atatürk ve fikirlerinin babası Gökalp’in ileri görüşlülük konusunda da birbirlerine çok benzediklerini söyleyebiliriz. Mevcudiyeti okumak üzerine belirlenen siyasaların başarıya ulaşma ihtimali düşünüldüğünde, diğer yandan Atatürk ve Gökalp’in kişilik tasvirleri göz önüne alındığında savımızın haklılığı da artmaktadır.

Diğer yandan, tek parti dönemi uygulamaları ve sistemin demokratikliği söz konusu olduğunda, ta o günlerden bu döneme kadar Türk kamu felsefesine hakim olan korporatist öğretinin, Gökalp’in solidarizminden uzaklaşıldığı ve faşist motiflerin görüldüğü kitapta aktarılmaktadır. Bunun doğruluğu ile birlikte, yine dönemin şartları, rejimin korunması, faşist ya da solidarist korporatizmin gelişimi, inkılapların(dönüşümlerin) muhafazası için uygulanmış olduğu da düşünülmelidir.

Kitapta İkinci Cumhuriyet olarak adlandırılan 1960 sonrası(1960-günümüz) dönemde korporatizmin devlete iyice yerleştiği iddia edilmektedir. Devlet işlerindeki işleyiş geleneği olarak egemen olsa bile, devletten bir şekilde ihraç edilmek istenen Türkçü siyasanın –ki ben burada korporatizmi Türkçülükle eş tutmakta fayda görüyorum- yürütme meselesi olarak geride olduğunu söyleyebiliriz. Yine kitapta, Gökalp’in eserlerinin-makalelerinin yıllarca ihmal edildiği, devlet tarafından ilgilenilmediği de yazar tarafından neşredilmektedir. Makaleleri ilk defa 1947 yılında Irkçılık-Turancılık Davası sanığı Reha Oğuz Türkkan’ın başını çektiği bir grup tarafından derlenmek istenmiştir. Bu meselenin önüne de bir şekilde engel çıkarılmıştır. Burada yine korporatif geleneğin devlete yerleşmesi ve tasfive edilmesi arasındaki çelişki göz önündedir.

Daha sonra yine “İkinci Cumhuriyet” yıllarından önce uluslararası havanın ulusal politikalara yansıması ve başka nedenlerden ötürü baskılanan milliyetçi camianın, sonrasında partileşme süreci ile kitle partisi olma yolunda ilerleyerek faşist korporatist idealler ve eylemlerin siyaset sahnesinde yer edindiği anlatılmaktadır. Burada şaşırtıcı olan “faşist korporatistlerin” neden bu şekilde nitelendirildiğinin açıklanmamasıdır. Yukarıda bahsedilen kemalizmin faşist korporatistliği de aynı şekilde izah edilmemiştir ancak bu nitelemenin amilleri az-çok tahmin edilebilir olaylardır. Ayrıca kemalizm ve tek parti ideolojisinde pek çok referansa başvuran –başvurmak zorunda kalan- Parla, “Milliyetçi Hareketçi” olarak adlandırdığı cenah hakkında herhangi bir referansa, dipnota gerek duymamıştır. Bizce Dokuz Işık Doktrin’de tüm ayrıntılarıyla açıklanan milliyetçi toplum-milli iktisat ideali, herhangi bir satırında faşizan ögeler barındırmamaktadır. Kitaplara sığmayacak bu konuya burada değinme gereksinimi görmüyorum[2]. Ancak yazar Parla’nın bu iddialarının sosyal bilimlerde bir karşılığının olabilmesi için yazılı referans-kaynak ya da eylemsel kanıtlar öne sürmesi gerekmektedir. Konusunda nadir olan bu eser, içeriğinde bulunan yargısız infazlar ve yanlış anlatımlar nedeniyle çok farklı etkilenmelere yol açabilecektir.

Gökalp’ten itibaren, Türkiye’de solidarist kuramın düşünsel ve eylemsel gelişimini incelediğimizde, önce Atatürk’ün politikaları ve sonrasında bıraktığı miras; 1960 sonrası dönemde ise Alparslan Türkeş’in eseri Dokuz Işık Doktrin ve ülkücü camia görülmektedir. Zaten solidarizmi incelerken Gökalp dışında ele alınması gereken iki kişi Atatürk ve Türkeş’tir. Gökalp’in düşünce dünyası ile iki başbuğun eylemlerini, eserlerini ve söylemlerini karşılaştırdığımızda, faşist-solidarist ayrımını yapabilmemiz mümkün değildir. Çünkü Gökalp gibi kucaklamacı bir milliyetçilik iki tarafta da mevzubahistir. Ne eylem ne de söylemde herhangi bir şekilde ötekileştirme söz konusu değildir. Bu hususta faşist yakıştırması, şahısların Hitler-Mussolini özentiliği ile itham edilmesi –ki Atatürk bile bazen bu yaftaya maruz kalır- malum kitlenin her zaman başvurduğu bir yol olarak akıllarımızda yer etmektedir. Ve sayın Parla’nın akademik kimliğine yakışmamaktadır.

Sonuç olarak; tüm olumlu-olumsuz yönleri ile birlikte, alanında nadir eserlerden olan bu kitap doğru ve anlaşılır şekilde, referanslara dikkat edildiği takdirde kesinlikle okunmalıdır. Yanlı ya da yanlış aktarılan kısımlara rağmen, solidarizmin olabildiğince doğru aktarılması bizi memnun etmiştir.

İleri okuma için: Atatürk Dönemi Sosyoekonomik Sistemini Anlamak

Kaynak:

Parla, Taha, Ziya Gökalp, “Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm”, İstanbul: Metis Yayınları, 2018

[1] “Gökalp ve Milli İktisat” başlıklı vesika için; http://misakizafer.com/2020/03/26/gokalp-ve-milli-iktisat/

[2] İlerleyen zamanlarda bilgilendirici bir yazı ile bu konuya da değineceğiz.

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.

Koçeroğlu

okur-yazar