İnceleme: Machiavelli, Prens

İnceleme: Machiavelli, Prens

19 Ocak 2020 0 Yazar: Koçeroğlu

Siyaset kuramcısı, yazar ve devlet adamı Niccolo Machiavelli(1469-1527) aristokrat bir ailenin çocuğu olarak Floransa’da doğdu. Yedi yaşında aritmetik ve Latince öğrenmeye başladı. Yirmidokuz yaşına geldiğinde Floransa’da ikinci sekreterlik görevine getirildi. İtalya ve Floransa’nın karmaşık siyasi yapısı içerisinde Dışişleri ve güvenlik sorunlarını kapsayan alanlarda devlet işlerini yürütmeye başladı. Yanı sıra, Onlar Kurulu -bir tür bakanlar kurulu- sekreterliği görevlerinde bulundu. Bu dönemde görevleri, diplomatik görüşmeleri de içeriyordu: Fransa kralı XII. Louis ile üç kez özel görüşme yapmış ve İtalya’da güttüğü siyaset hakkında görüşlerini almıştır.

Ceaser Borgia’nın, babası Papa VI. Alexander’in de desteğiyle, kendi adına kalıcı bir devlet kurmak amacıyla ardarda düzenlediği seferler, Floransa Cumhuriyeti’ni de tehdit etmeye başladığı için Machiavelli, 1502’de onunla görüşmek üzere Urbino’ya gitti. Sonraki dönemlerde, Machiavelli, Aralık 1507’de, Papa’nın desteğine güvenerek İtalya’ya sefer hazırlığı içinde olan Kutsal Roma-Cermen İmparatoru I. Maximilian ile görüşmeye gitti. 

Dışişleri sorumluluğu döneminde yukarıda bahsedildiği gibi birçok görüşme yapan Machiavelli bu görüşmeler hakkında eserlerinde -özellikle Prens’te- pek çok ayrıntıya yer vermiştir. 

Onbeşinci yüzyılda Floransa Cumhuriyeti’ni yöneten temel siyasi organ Signoria, sekiz lonca temsilcisi ile kurumun başı ve sözcüsü sayılan sancaktardan(gonfaloniere) oluşuyordu. Bu kurum yasama ve dış politika konularında, Collogi ve On Altı Sancaktar Kurulu adında, seçilmiş iki kurula danışmak zorundaydı. Koşullar değiştikçe başka kurullar da atanmaktydı. Bunlardan birisi de Machiavelli’nin üyeliğini yaptığı dış politika ve savaşlardan sorumlu Onlar Kurulu’ydu. 

Birçok şehir devletinden oluşan İtalya bu dönemde bölünmüş bir yapıdaydı. Bu yapı itibariyle siyasi bir bütünlüğe ihtiyacı olan İtalya da yazarın düşünsel altyapısına önemli etkiler yapmıştır. 

Görevi dolayısıyla kaleme aldığı siyasal değerlendirmelerin ve raporların yanı sıra; siyaset bilimi, tarih ve edebiyat alanlarında yapıtlar da veren Machiavelli’nin en önemli yapıtı aşağıda inceleyeceğimiz Prens adlı eseridir. Arka planını sanat, bilim ve edebiyatta yoğun bir etkinlik dönemi olan İtalyan Rönesansının oluşturduğu bu eser, Machiavelli’nin düşünce dünyası hakkında derin analizler yapmamızı sağlamaktadır.

Niccolo Machiavelli’nin bu kitabı, politika felsefesinin temelini oluşturacak nitelikte bir eserdir. Machiavelli, hükümdarın dar kalıplar içinden sıyrılıp nasıl geniş bir anlam içermesi gerekeceğini birçok başlık altında toplayarak anlatmış ve politika bilimine bu anlamda yeni bir boyut getirmiştir. Her ne kadar yaşadığı dönemde beklediği ilgiyi göremese de günümüze kadar geçerliliğini hiçbir zaman yitirmemiştir. Kitap siyaset bilimi teorisi adına yazılmış olan ilk eser olup yazarın en bilinen eseridir. Ayrıca, daha sonra ortaya atılacak olan Machiavellist düşünce teriminin temeli olmuştur. Yazarın yaşadığı dönemdeki İtalya’nın durumu eserin yazılmasında büyük ölçüde etkili olmuştur. 

Yirmialtı bölümden oluşan eser, yukarıda da belirtildiği üzere yazarın siyasi yaşamından tecrübeleri ve dolayısıyla düşüncelerini içermektedir. 1513 yılında San Casciano’da yazılmış olmasına rağmen, ilk baskısı yazarın ölümünden beş yıl sonra, 1532’de yapılabilmiştir. Lorenzo de’Medici’ye hitaben yazılan ithaf mektubu dışında dört ana kısma ayırabiliriz. Onbirinci bölüme kadar olan kısımda yazar prensliklerden bahseder ve bunları dörde ayırır: Mirasa dayalı prenslikler, Karma prenslikler, Yeni prenslikler, Kilise prenslikleridir. 

Mirasa dayalı prensliklerden söz ederken, yönetimi elde tutmanın diğerlerine göre çok daha kolay olduğunu, çünkü prensin soyuna alışkınlığın olduğunu öne sürmektedir. Aksi bir durum olsa bile kolayca tekrardan iktidarı ele alabileceğini iddia etmektedir. Bu hususta İtalya’daki Ferrera Düklüğü’nü örnek göstermektedir. Diğer yandan yazarın savını çürüten birçok örnek de tarihte mevcuttur. Bu öngörü hükümdarın soyuna dayanmaktadır: geçerliliğinin olmasının yanı sıra, liderin niteliğiyle daha ilgili olduğu açıktır. 

Karma prenslikler, bütünüyle yeni olmayıp, eski bir devlete eklenen parça ile birlikte; ikisinin oluşturduğu bütünü nitelemektedir. Bu konuda halkın çeşitli nedenlerle efendi değiştirdiğine ya da yeni prensin kaba kuvvetle yeni uyruklar edindiğini söyleyen yazar, sorunu bir birliktelikten söz etmektedir. Bu konuda Fransa kralı XII. Louis’in Milano işgalini ve kısa sürede kaybedişini örnek göstermektedir. Uyruklarını elde tutmak için onları memnun etmesi gereken hükümdar, pamuk ipliğine bağlı bir siyaset gütmek zorundadır. Uyguladığı diplomatik ya da askeri eylemler her anlamda olumsuz geri dönüşlere sebep olacaktır. Diğer yandan, işgal edilen topraklardaki halkın toplumsal ve etnik niteliği ve işgalcilerle olan bağları, işgalin mahiyetini tahminde yol göstermektedir. Aynı dil ve kültürden olan bir bölge işgal edildiğinde doğal olarak elde tutmak da kolay olacaktır. Aksi durumlarda elde tutmak zor olacağından haminin farklı politikalar uygulaması gerekmektedir. Burada yazar, Osmanlı Türkleri’nin Balkanlar’da uyguladığı politikaları örnek göstermiştir: tıpkı Türk’ün Yunanistan’da yaptığı gibi; …eğer gidip orada oturmasaydı, bu devleti elinde tutması mümkün olmazdı. 

Prenslikleri temelde ikiye ayıran Machiavelli, türevleri ile ilgili, geniş değerlendirmelere yer ermiş, tarihten önemli örneklere de değinmiştir. 

I. bölümde İskender’in ele geçirdiği Dareios Krallığı’nın onun ölümünden sonra başkaldırmamasına değinen yazar, iki farklı yönetim tarzına değinmektedir. Osmanlı örneğiyle merkezi otoritenin güçlü olduğu sulta rejimi örneği; Fransa ile de soylu senyörler –feodalismo– vasıtasıyla yönetilen ülkeleri göstermiştir. Burada yazar, Türk ülkesinin ele geçirilmesinin zor olduğunu ancak ele geçirildiği takdirde elde tutmanın kolay olacağını savunmaktadır. Diğer örnekte ise, ele geçirmenin kolaylığı ve sonrasındaki elde tutma zorluğuna değinmektedir. Türk ülkesini ele geçirdikten sonra elde tutmanın kolaylığı dışında gerçekçi sayılabilecektir. Çünkü; beylikler dönemi ve Fetret Devri aksi bir durum gibi görünmektedir. Dareios yönetimini de Türk yönetimine benzeten Machiavelli, İskender’in ölümü sonrası ardılların isyan etmemesini bu nedene bağlamıştır. 

II. bölümde işgal edilen bölgenin nasıl yönetilmesi gerektiğine değinen yazar, üç yöntem öne sürmüştür: şehri ve toplumsal düzeni yıkmak, işgal sonrası merkez karargahı oraya taşımak ve sadık temsilciler atayıp eski yasalarla yaşanmasını sağlamak.

İlerleyen bölümlerde kişinin çeşitli yöntemlerle ele geçirdiği prensliği nasıl yönetmesi gerektiği üzerinde duran Machiavelli; kişinin kendi silahı ve yetenekleriyle, başkalarının yardımlarıyla ve alçakça-kötü yolla ele geçirdiği ihtimallere değinmektedir. Bu ihtimallerde hükümdarın ne tür politikalar uygulaması gerektiğini, prensin bireysel nitelğini hesaba katarak değerlendirmektedir. Bu ihtimallerin tarihteki örneklerine de değinilmektedir.

I. bölümde ayrıca incelenmeye değer Sivil Prensliklere değinilmektedir. Yurttaşların desteğiyle prens olan kişinin soylularla çekişmesi konu edilmektedir. Soyluların halkı ezme isteği, halkın da bu zulümden kaçınma isteği böyle bir mücadeleyi doğuracaktır. Sonucunda; prenslik, özgürlük ya da kargaşa hakim olacaktır. Prensliği ya halk ya da soylular kurar: halka karşı koyamayacağını anlayan soylular, içlerinden birinin itibarını yücelterek onun prens olmasını sağlarlar ve hem soylular hem de halk tatmin olmuş gibi görünür. Sonuç prensin politikalarına dayanacaktır. Halkın desteğiyle prens olan birisi, halk ile arasındaki dostluğu korumalıdır, aksi halde tahtını kaybedecektir. Çünkü, soylular her zaman olduğu gibi bu durumda da etik dışı davranışlar sergileyerek, prensin yanında gibi görünüp, ondan faydalanmak isteyeceklerdir. Yazar, prensin halkla ilişkisini güçlendirmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

II. bölüme gelindiğinde prensliklerin gücü üzerinde durulmaktadır. Yazar burada, kendine yeterli ordu kurabilen prenslerin güçlü prensler olduğunu; savaşmaktan aciz, başkalarından yardım bekleyen prenslerin güçsüz olduklarını ve savunma savaşında bile şehirlerini-kalelerini koruyamayacaklarını söyemektedir. 

III. bölümde ise Kilise prensliklerine başlık açan yazar, dinde kökleşmiş kurumların gücü sayesinde, ele geçiriliş şekli ne olursa olsun, rahatıkla elde tutulduklarını aktarmaktadır. Kutsal-ilahi soyutlular dolayısıyla halk nezdinde güçlü bir etkisi olan kiliseler ve din adamları yönetim alanında iç politikada büyük zorluklarla karşılaşmamaktadırlar. Machiavelli, kiliseyi Tanrı’nın yüceltip koruduğu bir kurum olarak görmekte ve onun hakkında konuşulmasının ukalalık olduğunu belirtmektedir. 

XII-XIV. bölümlerde ordu sorunu ele alınır. Yazara göre bütün devletlerin temeli iyi yasa ve ordulara dayanmaktadır. Ona göre iyi orduların olmadığı yerde iyi yasalar da olmaz. Prensin dört çeşit ordusu olabilir: paralı, disiplinsiz ve sadakatsizdir; yardımcı ordu, bir başkasından ödünç alınır, paralı ordudan da kötüdür; karma ordu, kısmen paralı ve kısmen prensin kendi ordularından oluşur; en iyisi ise prensin öz ordusudur.  

XV-XXIII. bölümler, prensin kendi uyrukları ile ilişkisini ve halka karşı olan tavrını incelemektedir. Bu bölümler belki de esesrin en önemli bölümleridir. Çünkü, prensin niteliğini belirlemedeki etkenler burada yazmaktadır. Prensin övülmesi ya da yerilmesine neden olan şeyler, cömertlik ve cimrilik ile bağlantılı olarak açıklama getirmektedir. Cömertliğin erdemli şekilde kullanılması gerektiğini, yani kullanılmaması gerektiğini öğütlemektedir. Aksi halde siyasi bir araç olarak kullanılması samimiyetten uzaklaştıracak ve asıl amaçtan uzaklaşılacaktır. Bu noktada da cimri olarak anılmaya aldırış etmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Çünkü zamanla tutumlu bir tavrın ortaya çıktığı ve bunun da toplumsal ekonomiye ve refaha yansıdığı görülecektir. 

XVII. bölümde prensin sevilmesi ve korkulması paradoksu ele alınmaktadır. Hangisinin prens ve yönetimi açısından daha iyi olacağı tartışılmaktadır. Burada prensin acımasızlığa karşı, merhametli olmayı tercih etmesi gerektiği öğütlenmektedir. Ancak diğer yandan, sevilmektense korkulmak daha güvenlidir, diye söylemektedir. Çünkü insanların nankör, sahtekar, hilebaz olduklarını, kar peşinde koştuklarını iddia etmektedir. Bununla birlikte, prens sevgi kazanamasa bile nefretten kaçınacak düzeyde korku salmalıdır. Yani her şeyde olduğu gibi bu hususta da denge korunmalıdır. 

Durum gerektirdiği zaman verilen sözlerin tutulamayabileceği ancak iyi gerekçeler sunulması gerektiği XVIII. bölümde aktarılmaktadır. Güven ve saygı kazanılması adına büyük ve yararlı girişimlere girişilmelidir. Akıllı yardımcılar seçmeli, dalkavuklardan uzak durulmalıdır. özel danışmanlar akıllıca seçilmelidir. 

XXIV-XXVI. bölümelerde İtalyan prenslerinin ordu konusundaki hatalı tutumları, halkı kendisine düşman etmeleri ve soyluları desteğini alamamaları yüzünden devletlerini yitirdikleri belirtiliyor. Talihin olumsuz etkilerini en aza indirmenin olanaklı olduğu; yalnızca talihe güvenen prensin yıkıma uğrayacağı; tutumunu zamanın gereklerine göre ayarlayan prensin ise kurtulacağı dile getiriliyor. İtalya’yı yeni bir prens için elverişli kılan koşullar sıralanır. Yazar son bölümde İtalya’yı yabancıların egemenliğinden kurtarması için eseri ithaf ettiği Lorenzo de’Medici’ye seslenmektedir. 

Yazar bu eseri, soyut dinsel ya da ahlaki normlara göre değil, tarihsel gerçekliklerin değerledirilmesine ve somut gözlemlere- yaşanmışlıklara dayandırmaktadır. Machiavelli ‘ye göre insanlar, başkalarının açtığı yollarda ilerlemekte ve eylemlerinden taklitle yol almaktadırlar. Sağ duyulu bir kişi, her zaman başkalarının açtığı yollardan gitmeli ve en kusursuz kişileri taklit etmelidir. Burada dikkat çekilen nokta; yıldızları hedef al, ulaşamasan da göğe yükselirsin, mottosuyla açıklanabilecektir. 

Prens’te devlet fikri, otonom ve kendine yeterli bir nitelik kazanır. Hristiyan öğretinin geleneksel kavrayışından arındırılan devlet, kendi içinde bir amaç haline gelir. Devlet bağımsız olduğu gibi özerktir de: O ne dindir ne ahlak ne de bilim. Devlet bütün yabancı ögelerden arınır. Kendine özgü bir amaç ve araçlar elde edinir ve böylece devlet bilimi doğmuş olur.

Bir kez devlet kavramı merkeze yerleştirildikten sonra, öteki ögeler de ona göre belirlenir. Machiavelli’nin sıradan yurttaş ya da uyruk tanımı, Aristoteles’in özgür yurttaş tanımından olduka farklıdır. Aristo, Yunan şehir devletinde özgür yurttaşı devletin varlığının temeli olarak görürken, Machiavelli sıradan yurttaşları önemsiz kimseler olarak görür. 

Demek ki yönetimin amacı, halkın esenliği değil, devletin istikrarı ve kurulu düzenin sürdürülmesidir. Diğer yandan Machiavelli, istikrarlı bir yönetimin her zaman yurttaşların desteğine dayanması gerektiğini değişik şekillerde belirtmektedir. Ancak odak noktası dış güçler ve işgal tehdidinin önlenmesidir. Diplomasi ve savaşa ayrıcalıklı bir işlev yüklemek, Machiavelli’nin bakış açısının ayırt edici özelliklerinden birisidir. 

Prens ahlaki açıdan çokça eleştirilebilir. Çünkü, alışılagelmiş geleneksel sultaların aksine laik bir değerlendirme biçiminde ortaya çıkmıştır. Bir kuram olmaktan çok, geçmişin ve bugünün gerçeklerinden feyz alınarak, akılcı yöntemle değerlendirmelerin sonucu niteliğindedir. Geleneksel ahlakın yanlış gördüğü şiddet ve tabiri caizse tilki kurnazlığı amaç olan devletin ihyası ve korunmasına yönelikse haklı görülür. Bu yeni anlayışın, Batı’nın ilahi kutlarıyla bağdaşması neredeyse imkansızdır. Çünkü bu Batı’da o günlere kadar tam anlamıyla sağlanamayan devlet idealinin sağlanması amacıyla öngörülmüş fikirler bütünüdür. İşin içeriğinden çok sonucuyla ilgilenen yazar, toplumun da bu yönelimde olduğunu öngörmekte -haklı olarak- ve amaca ulaşma yolunda geleneksel Orta Çağ normlarını hiçe saymaktadır. 

Sonuç olarak, yukarıda anlatılanlarla birlikte denilebilir ki; din ve ahlak gibi kavramlardan soyutlanan ve amaç haline gelen ideal devlet düşüncesi, gerçekçi görüşlerle yorumlanmıştır. Elbette bu yorumlanmalar varılan sonuçlarla birlikte, o dönemin şartları göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Çünkü, o günlerden bu yana siyaset ve devlet düşüncesinin bilimsel yansımasında bir şekilde etkin rol oynayan bu eser, her türlü eleştiriye karşın, koşullar göz önünde tutulduğunda yeterli görülmelidir. İtalya’nın dağınık yapısı, o döneme kadarki siyasal geleneği, devlet ve hükümet yapısı, toplumsal düzen bugünden oldukça farklıydı. Buna rağmen çağının çok ilerisine hitap edebilen noktaları sayesinde bu eser halen önemini korumaktadır. Ders çıkarılacak birçok noktası bulunmaktadır.

 

KAYNAKÇA

Niccolo Machiavelli, Prens, çev., Kemal Atakay. İstanbul: Can Sanat Yayınları, 2008

Please follow and like us:
The following two tabs change content below.