GÜNDÜZ BEY’İN DERVİŞ MİLİTANLARI ROMANI YAZARI, BİR DEVRİN DESTANINI YAŞAYAN VE YAŞATAN ÜLKÜCÜ : ERDOĞAN CABBAR A.

6 Haziran 2019 0 Yazar: Hakan Beşir

 

Öncesinde hiç duymadığım bir kitap olmalıydı. Dünya ve Türk klasiklerinden tercih etmedim, popüler kültür yazarları hiç değil. Sosyal medya üzerinde ” kitap satan adresler ve sanal sahafları ” şöyle bir gözden geçirdikten sonra tam da yaptığım işten sıkılmak üzereyken, siyah kapaklı bir roman ilişti gözüme.Uyku baskın gelmek üzere göz kapaklarım günün yorgun düşen bu devletin memuruna aman vermeden ısrarla  kapanıyordu. Başlığı okudum,kitabın adı, uzundu. Tane tane heceleyebiliyordum fevkalade bir direnişle uykuya ve geceye.Gözlerimi duvarda ”tık tık” geçen yelkovan ile ağırlaşmış akrebe çevirdim. Saat. 02.40 … Umarsızca, başım yastığa düştü. Bilemezdim zaman;  bir tanışmaya vesile, çağından taşmış bir kahraman ülkücünün yüreğimi kalemiyle besleyişi olacaktı..

 

O saatten bu zamana madden veya fiziksel bir değişim olmadı,ama ruhumun tazelendiğini,gönlümün saadete erdiğini düşünüyorum. Bilmeye vakıf olacağım hayat,sadece bir roman değil; Türk milliyetçiliğine,insanlığa adanmış tertemiz,lekesiz bir serüvendi.

 

Kitap iki günün sonunda geldi. Paketinden çıkardığım gibi okumaya koyuldum.Uzun,zevkli bir yolculuğa çıkmış gibiydim.Severim aslında uzun seyahatleri. Yazar, şimdi bana bir uzun yolculuk ve bu uzun yolculukta gardaş, gönüldaş, ülküdaş olmayı teklif ediyordu. Sayfalar bana ülkü denen nazlı gelini,Hakk davası denen yolun tatlı çilelerini gösteriyordu.Sözcükler beni,milliyetçi hareketin sevda köprüsüne götürüyor; ulu kale burçlarında seher vakitleri kimi Gündüz Bey kimi Erdoğan Amca ile medeniyet kavgamızı konuşuyordum.Erdoğan Amcanın o meşakkatli fakat şerefli/onurlu yaşantısına şahit olmak yetmiyor tam da o noktaya demir atıp kalmak istiyordum.

 

Hayatın lümpenliğini sorguladığım,siyasi ve sosyolojik manada, biteviyen yorgun gecelerimin çay dostu oldu Erdoğan Amca.Gündüz Bey’in dervişi gönlünde huzuru bulmuştum.Avuçlarımda herkesten sakındığım,sımsıkı sarıp aynı zamanda kırmaktan da imtina ettiğim koca bir dava vardı şimdi.Kelimeleri, pasajları okumuyor adeta seyrediyor; hikayede kahramanların ruhuna iniyordum, dolu dizgin heveslerimle.

Bir kavganın kazananı olmaktan çok,bir medeniyetin mimarı olmaktan söz ediliyordu.Dünyada herhangi bir dertlinin derdiyle dertlenmeden ülkücü olunamayacağı,haksız olan baban dahi olsa bir başkasına karşı ”haksızsın baba” diyebilmeyi, zalim ve haksız bir ülkücüye karşı dürüst ve haklı bir devrimciyi tercih etmeyi ve daha nice insani erdemden bahsediyordu Gündüz Bey,dönemin genç idealisti Erdoğan Amca’ya.

 

 

”Samimi ve içten isen bir taşın peşine takıl ..O bile seni Hakk’a hakikate götürür.Yok eğer sen samimi değilsen,evliyanın peşine takıl ne yazar? ” diyor ve sanki  günümüz  Türk milliyetçiliğine, liderliğe, yeni bir soluk, uluhiyet katıyordu Gündüz Bey.

Demliklerce okudum kitabı.Bir demlik bitti imdadına diğeri yetişti.Her yudum sözcükte gönlüm daha da yumuşadı,daha çok sevdim ülkücü olmayı.Dertlendim,baktım ki derdim bana tatlı geliyor.

Gözlerim doldu çoğu kez, sanki özüm gönüller ocağında ağır ağır közleniyordu.Şehitler kervanı geçiyordu sayfalarda,önde en önde Başbuğ…Peşinde milyonlarca bozkurt…Erdoğan Amca sesleniyor aniden,elinde ulu bayrak : Yaşamalısın, özenme sırası değil şehitlere! Adam olmak diyorum sana.

İdeallerimize daha da sıkı bağlanmıştım, bileklerimden tutup kaldırdı beni Gündüz Bey sonra Erdoğan Amca.Okuluma değil sanki fethettiğim bir gönül şehrine gidiyordum artık.Çocukların gözlerine gözlerimle değiyordum.Anadolu çocukları…Her biri bir vatan parçası. Onları imanlı,itikatlı ve vatansever bir nesil yapmak için çırpınışımdı bu tüm gayretim.

 

On iki gün sürdü Erdoğan Amca’ya ulaşmam, iletişime geçmem.Ocakları, sendikaları, vakıfları aradım mütemadiyen.Tahmin ettiğim üzere mütevazi, gönül eri, dünyevi hırslara kapısı kapalı olan Cabbar Amca; dervişi bir gönül ile gözden uzaklara yaşıyordu.İlk konuşmamız telefonda yaklaşık iki saat sürdü. Zaman algısı kaybolmuştu.İnandığımız davanın insanlığı kadar yakındık birbirimize. Ben bu kahramanı asırlardır tanımış, bilmiş; o beni görüyor kitabın sayfalarında karşılaşmış gibiydik.Dervişini arayıp da bulan bir mürit sevinci vardı yüreğimde.Nasip oldu buluştuk, Erdoğan Amca ile.Tanrı Dağ’ı gibi heybetli iri gövdesi, senelerin çilesine ”eyvallah” der gibiydi.Yıllar yüz çizgilerini derinleştirip yıprattığı kadar ”ülkü ateşine” mani olamamıştı.Sözcüklerinden anlaşılıyordu bu durum.Hamamönü’nde buluşmuştuk.Davudi bir ses tonu her hitap edişinde ona duyduğum saygı ve minneti artırıyordu.Ağırdı sokakta adımları,fakat sağlam.Hangi esnaf dükkanının önünden geçsek ” Cabbar Ağa hoş gelmişsin” deyip hürmet gösteriyorlardı.Yıkılmaz son kalenin komutanının yanındaydım.Saraydan çıkmış da halkı selamlıyor gibiydik.Ama ne selamlama: hükmeder gibi değil,gönüllere inercesine,namertçe değil,mertçe ve adamca bir selamlamaydı bu.Sonra dedim ki bu hangi zaferin selamı? Görünmez bir fetih olabilirdi; Hacı Bayram Veli Hz.nin yıllar önce Ankara’da yaptığı kalplerin fethi gibi…  Yıllar öncesi dava arkadaşları ile beraber  kurdukları bir vakıftan bahsetmişti. Vakfa gidip uzunca bir muhabbete koyulduk.Vakit yaklaştı,dedi. Kalktık eski Ankara evlerinin arasından geçtik.Muhsin Başkan’a bir Fatiha gönderip, ikindi namazını Taceddin Dergahı’nda eda ettik.

Duruşunda verdiği huzuru ve güveni ilk anda hissetmiştim.Alçak iskemlelerde oturuyorduk.Başı dik vücudu hafif öne eğikti ülkü devinin.Piposuna,önemli bir iş yapıyor olmanın edasıyla,tütününü yerleştirdi.Bir kısa duman aralığı çekti. Milliyetçi, ülkücü irade bir başka fiziki mekanda değil…Ete kemiğe bürünmüş tam karşımda duruyordu.Bir devrin destanının içinde yaşıyordum.Gözüm Cabbar Amcanın saatine takıldı bu kez.Zamana seslendim usulca , nasıl da senin hakkını vererek yaşamış  bir adama  şahitlik ettin sen yıllardır.Evet çağının hakkını veren erenlerdendi, idealistlerdendi Erdoğan Amca.

 

 

 

Bir devrin destanının içinde yaşıyordum. Gözleri sabit,uzaklara dalmadan sanki yakınlarda oralarda bir yerlerde birilerini arar gibi baktı. Sonra adam olacağız evlat, dedi yineledi ses tonu düştü , adam. Önce adam, özde adam.Gönlün Yunus olmalı.Bir koyun gibi de değil.Arslan gibi olacak ülkücü, ormanın krallığına soyunmayan. Koyunun hakkını arayan Ömer(r.a) gibi..

 

Taceddin Dergahı ,ANKARA

Şubat 2019

 

 

”Kavlimiz adam olmaktı bizim,

Her yerde ve her halükarda…”

 

Erdoğan Amcam ellerinden öperim, sonsuz saygı ve hürmetle…

 

 

Please follow and like us: